31 Aralık 2013 Salı

OKUL BÖREK İLİŞKİSİ

Zaten üç günlük dünya, biri şu Ecem'i
başımdan alsın. :/
Sabah içimde sebepsiz bir mutluluk vardı, beş dakika aralıklarla "Çok mutluyum ben bu gün." diyordum. Sonra matematik dersi gördük, sonra ingilizce, sonra biyoloji, bütün hayat enerjimi sömürdüler el birliği ile. Okuldan çıkınca da mutluydum ama sabahki mutluluğumun yüzde ikisi falan kalmıştı elimde. Okul benim mutluluğumu azaltıyor ama bunu kimse anlamıyor.

Zaten insan neden okula gider ki; okul hayatımızı kısıtlayan, bir sürü kurallarla dolu, kavga ettiğimiz arkadaşlarımızın sınıfa getirdikleri börekleri yemek için çaba sarf ettiğimiz (bunu sadece ben yapıyor da olabilirim, ama börek güzeldi şimdi, küslük falan anlamam, yerim adamın böreğini) saçma bir yer sonuçta. Şu an şu konuşmayı yaptıktan sonra okula falan gitmem bi daha. Ama börek var ya olmaz, börek olmasa neyse.

Börek demişken, bu yıl da yeni yıla akrabalarla beraber çekirdek çitleyerek giriyoruz, çok eğlenceli! :(

Ecem'in başından da beni alın tabi :/
Börek dedikten sonra aklıma neden yeni yılın geldiğini de açıklayayım: Benim için yeni yıl = Yemek. (Böyle de iğrenç bir insanımdır.) Her yıl yeni yılı en büyük amcam (Üç amcamın arasında diğerlerine nispeten daha konuşulabilir olan) ve onun ailesi ile kutluyoruz. Ki ben bu durumdan son derece memnunum, onun eşi çok güzel yemek yapıyor, bize geldiklerinde börek çörek sarma falan filan getiriyor. Sadece annemin yaptıklarıyla yaşamaya çalışırsak ölürüz, yani az yaptığından değil de, hadi anladınız siz. İnşallah bu yıl sevdiğim yemeklerden yapar yengem.


Neyse lafı çok uzatmadan sonuca bağlıyorum gençler: Allah'ım yeni yılda daha az biyoloji lütfen, amin.

Ya, Ecem baya baya benle sınanıyor galiba. Ne diyim, Allah sabır versin.

Beyza Nur

29 Aralık 2013 Pazar

BU DA MI TESADÜF?!


Başlık bulamayan kızın dramı vol: 562139...

Pazartesi  -salı da olabilir tam emin değilim- Zeyzey ile kavga ettik ve o okuldaki en yakın kız
arkadaşlarımdandı ama bazı özel sebeplerden dolayı -aslında çok da özel değil tüm okul biliyor sadece anlatmaya üşendim şu an çünkü çok uzun, ayrıca çok saçma- bir daha konuşmamamız gerektiği kararını aldım ve sanırım bu kararımda son derece haklıyım -hayır, hayır hayatımda verdiğim en mantıksız karardı, ama yanlıştı diyemem- ve hiç de pişman değilim, önümüzdeki on yıl içinde onunla herhangi bir diyaloğa girme gibi bir planım da yok.

Yazının geri kalanına öncelikle sadece tek bir nokta kullanarak oluşturduğum bu uzun paragraftan dolayı kendimi tebrik ederek devam etmek istiyorum.

Pazartesi günü çıkışta -tabi eğer salı günü kavga ettiysek salı günü çıkışta oluyor.- tuvalette Zeyzey ile karşılaştık. Biraz konuştuktan sonra tekrar tartışmaya başladık. Aslında ben kavgamız sadece lafla olur sanıyordum tabi arkadaş bana bir takım elle temas girişimlerinde bulununca ben de refleks olarak Zeyzey'in saçlarını kapıp tuvaletin kapısının önünden klozetlerin önüne kadar sürüklemiş falan olabilirim. ( Ben kavga etmeyi sevmem ama ben onun saçlarını kapmasaydım o benim saçımı kapacaktı. Sonra bana demezler mi "kalıbından utan sen nasıl bu kızdan dayak yedin, bu sana yumruk sallasa yüzüne yetişmez eli." Ama o kız gerçekten güçlü, bilek güreşinde falan beni hep yeniyor mesela.) Sonra bizim sesimizi duyan Nurşi tuvaletten çıkıp kavga yok gibi bi şeyler söylemeye çalışmış olabilir, sonra ben onun tepkilerine gülerken birazcık kendimden geçmiş olabilirim, o sırada tuvalete giren iki kız bu halimize bir anlam verememiş olsa gerek bana zombi bakışları atmış olabilirler, ertesi gün okulda Zeyzey, Berat'ın önünde otururken Berat'a "Ben şimdi çıkışta bunu dövcem sen beni tut tamam mı?" falan demiş olabilirim, o da bana "Manyak mısın kızım sen?!" demiş olabilir, olabilir yani böyle şeyler gençler hayat bu.

Ama şu olamaz:
Yani ne bu? Yılbaşı çekilişinde 31 kişilik sınıfta başka kimse yokmuş gibi gidip Zeyzey'i çektim. (Teknik olarak çekmedim aslında. Bir kişi iki tane kağıt almıştı, açmadan birini kutunun içine bırakırken masaya düştü ve ben de masadan aldım. Sonuç: Zeyzey'e hediye alıyorum! Yok ebenin şeysi. Abi öldürün beni ya.)

Bu kağıdı ölene kadar saklamayı planlıyorum. Hatta ibret alsınlar diye torunlarıma miras olarak bile bırakabilirim bunu. Kim bilir, belki bu kağıdın verdiği ibret sadece torunlarımla sınırlı kalmayıp, bir müze aracılığı ile halka açık bir ibret alma objesi haline gelebilir.

Nurşi'ye kalırsa bu bana kaderin bir oyunu, Oski'ye göre ise ben cenabetim. Bence her iki teori de doğru çünkü bildiğiniz gibi evren benle sürekli bir iletişim halinde, bir mesajlar yollamalar falan ; öte yandan herkes nasıl başı boktan çıkmaz biri olduğunu bilir, yani var bir bende uğursuzluk.

Yılbaşı hediyesi olarak ona gidip biyoloji test kitabı almayı düşünüyorum, biyolojiden de nefret ederdi, çözüp çözüp beni hatırlasın.

Beyza Nur

25 Aralık 2013 Çarşamba

ŞARJ ENTRİKALARI

Bazen kendime şaşırmadan edemiyorum. Okuldaki halimle evdeki halim arasında çok fark var. Okulda çok entrika çeviren biriyim. Böyle kimseye zararı olacak şeyler yapmıyorum tabi, yani en azından çoğu kişiye zararı dokunmaz, dokunursa da yanlışlıkla olmuştur, öyle yani. Ama hani Hürrem senin yanında halt etmiş dersiniz bir okuldaki halimi görseniz. Gel gelelim evde şarjı telefona bağlayıp prize takmayı unutan, bir saat sonra geldiğinde bu telefon neden açılmıyor deyip şarjı prize takmayı unuttuğunu fark eden bir insanım ve bunu sık sık yaparım. Bunu neden anlatıp sizi şu an kendimden soğuttum bilmiyorum, ama bilin yani ben aslında nasıl bir insanım. Bu çok alakasız konumuzla, konumuz şu:







Bunu gördükten sonra anneme gösterdim (Bunu neden yaptım bilmiyorum, annem yanımdaydı, iç sesim dış sesim olmuş, annem de onla konuştuğumu sanınca ona sormuşum gibi oldu.) “Şimdi ben de mi o face'teki fame çocuklardan elit bi insanım yani?” dedim, annemin aslında sen iyi kızsın, senin klasını çevre düşürüyor dedi, sonra da dedi ki, o seni bi istisna olarak kabul edip o cümleyi yazmıştır, dedi. Bir de açıkladı hanımefendi “Çünkü benim çocuğumsun diye beynim senin aslında benim gibi olduğunu fakat çevrenin seni kötü etkilediğini düşünüyo olabilir.” Yani bunun gibi şeyler dedi, sonra da “Ben Ezra’nın ödevlerine bi bakıcam. “ dedi gitti. Koydu lafı gitti. Onun acısıyla dolaştım tüm gün. (Aslında annem haklı ama her doğru her yerde söylenmez ki canım, bunu da mı ben söyliyim!) Zalimsin anne!!

Beyza Nur

24 Aralık 2013 Salı

TÜKENMİŞ BEYİNLER

Sabah ilk iki ders matematik yaaa.

Oha bizim de, ortak yönümüz aşkım (Burada bir incici gülüşü var)

Böyle ortak yön olmaz olsun...

Niye ya?

Matematik diye ortak yön mü olur, bu ilişki yürümez ben sana söyliyim.

İlişki yürümez ki zaten (Tekrar bir incici gülüşü.)

Sen böyle iğrenç espriler yaparsan yürümez tabi.

Dur dur bi de şu var. "'Açsan çiğ köfte söyliyim mi?' 'Benimki acısız olsun' 'Kusura bakma kanka dost acı söyler'" (İncici gülüşünün de içine ederek gülüyor tam burda. Ben de hayattan soğuyorum.)

Sen burda bekle istersen çiğ köfteler gelsin, ben de atlayıp geliyorum. Kıpırdama ama dur burda, beni durdurmaya gelirsen polisi ararım.

Atlamayaydın keşke, beraber fantezi of ekşın yapardık.

Defol git burdan. Sabah ilk iki ders matematik zaten, bi de sana beynimi harcatmam, harcattıramazsın!


Beyza Nur

22 Aralık 2013 Pazar

HAYATI KARARAN GENÇLER VE NAZLI

  



Pek bir şey anlatmaya gerek yok aslında. Her şey apaçık ortada. Nazlı genç bir Oski'nin daha hayatını kararttı. Zalimsin Nazlı!
Nazlı'dan Not: Kimse benim sefgilime sarkamaz. Pıçaklarım ! -_-

Beyza & Nazlı

21 Aralık 2013 Cumartesi

Loretta ve Ayşe e. Mimi

1- En sevdiğin renk?
Beyza: Mor tabi ki, ama koyu mor, çok koyu morlar.
Nazlı:  Siyah ve mavi, siyah bana sonsuzluğu maviyse özgürlüğü hatırlatıyo. Bende ikisini seviyim tam olsun dedim :)

2- En sevdiğin çiçek?
Beyza: Papatyayı çok seviyorum, ama toplamasını. Tuhaf ama öyle.
Nazlı: Ya ben çiçek sevmem, ağaç severim. Ağaçlara aşığım mesela. Ama çiçekte ağaçtaki kadar yoğun sevgi yok bende.

3- En sevdiğin yemek/sebze/içecek?
Beyza: Burada üçünden birine mi cevap vercez, üçüne de cevap vermemiz gerek anlamadım ben -_- Bu yüzden ben puding diyorum, üçü de değil ama tabi canım sağolsun yaa.
Nazlı: Çikolatayı sebze olarak sayamaz mıyız ki ?

4-En sevdiğin yerli/yabancı şarkı?
Tek cevap: Biz- Aklım Nerede? ve Arctic Monkeys- Brainstorm

5-En sevdiğin komedyen?
Beyza: Ata Demirel diyelim de ayıp olmasın. Ata Demirel demezsem neden ayıp olacak bilemedim şu an ama ilk aklıma geleni yazmalıyım dedim. Çok saçma oldu yine.
Nazlı: En sevdiğim Cem Yılmaz.

6-En sevdiğin kız/erkek ismi?
Beyza: Ben Dilan ve Burcu isimlerini çok seviyorum ya. Kız çocuğum olursa adını Dilan, erkek çocuğum olursa adını Burcu koyarım. (Sakın Burcu kız ismi demeyin, biliyorum. Bu yüzden erkek çocuğum olmasından çok korkuyorum.)
Nazlı: Kızlarda Açelya ve Kumru isimlerini çok severim. Erkek de Kayra ismini çok seviyorum.

7-En sevdiğin kitap?
Beyza: Aklıma direk "Tol" geldi. Bitmesinden korkup, bitince de "Abi niye bitti yağğ ne güzel okuyoduk işte amaaa." diyip son sayfasını nedensiz bir şekilde tekrar okuduğum, üçüncü kez okumaya yeltendiğimde cümlelerden bazılarını ezberlediğimi fark ettiğim kitaplardandı benim için. Ne, siz kitaplar bitince öyle tepkiler hiç vermiyorsunuz sanki -_-
Nazlı:Ay bunlar çok zor ama :D Hepsini seviyoruuum :D

8- En sevdiğin yerli/ yabancı oyuncu?
Beyza:  Özgü Namal, onu bir arkadaşıma benzettikten sonra ona karşı bir sempati beslemiştim, ondan seviyorum, tabi oyunculuğuna lafım yok :) Diğerini bloga bir kez olsun girmiş olan insanların bile fark etmiş olduğunu düşünüyorum ama söyleyeyim yine de, Dylan Sprouse, ay aşkım yaaa, tamam sakinim.

9- En sevdiğin yerli/ yabancı film?
Beyza: Daha önce de Dark Shadows vampiri olduğumu söylemiştim. (Ben aslında Johny Deep, aynı zamanda Alex Turner ve Miss Vampiring, bende kişilik bölünmesi var.) 
Nazlı: Şu sıralar çok film çıktı. Daha izleyeceğim çok film var ama şu ana kadar izlediklerimden Benim Dünyam'ı çok beğenmiştim.

10- En sevdiğin yerli/yabancı dizi?
Beyza: Dizi kültürü yakışıklı çocukların oynadığı dizilere birkaç bölüm baktıktan sonra bir daha izlemediği dizilerden oluşan bir kızdan bahsediyoruz şurada, isterseniz söylemeyim ne izlediğimi. (daha doğrusu ne izlemediğimi.)
Nazlı: Televizyonun başından kalkmayan biri olarak bütün dizileri takip ettiğimi söyleyebilirim. Ama en çok Bende Özledimm.

11- En sevdiğin şehir?
Beyza: İstanbul, hatta en sevdiğim ilçesi oturduğum ilçe, en sevdiğim mahallesi de oturduğum mahalle. Tamam o kadar da değil, İstanbul'u seviyorum ama.
Nazlı: İstanbul.

12- En sevdiğin gazete/gazeteci?
Beyza: Bu soru olmamış valla bak, ilk önce bir soracaksın "Gazete okuyo musun kardeş sen?" diye, evet derse onu zor durumda bırakmak için "Yalan söyleme lan, görmedim ben hiç senin elinde gazete falan. Madem okuyosun söyle bakıyım en sevdiğin gazeteci kim?" diye bir daha soracaksın. Biri şu soruyu değiştirsin.
Nazlı: Pek gazete okumuyorum. (Oha lan cevaba bak :D )

13- En sevdiğin mevsim/gün/ay?
Beyza: Yaz, mümkünse temmuz, değilse ağustos da olur, ama haziran olursa şartlarım var, karneler verildikten sonrası benim sevdiğim bölümü... En sevdiğim gün de cumartesi, pazarı sevmiyorum ya, ertesi güne yetiştirilecek ödevler oluyor hep, götüm tutuşuyor benim pazar günleri bu sebeple.
Nazlı: Sonbahar / eylül / fark etmez yani :D

14- En sevdiğin kıyafet/ kıyafet tamamlayıcısı/ takı?
Beyza: Bu mimi başlatan bir moda blogger'ı mı acaba?.. Hayır, o zaman gazeteci de olabilir, malum 12. soru falan. Ben mi saçmayım yoksa cidden bu mimi moda blogger'ı bir köşe yazarı mı başlattı? Biri cevap versin -_-
Nazlı:Kıyafet modaya göre değişiyo tabi. Ee tamamlayan şey de kıyafete göre değişiyo. Takı zaten kıyafete bağlı Bu nasıl soru yağğğğ :D

15- En sevdiğin makyaj malzemesi/bakım ürünü?
Beyza: Tamam anladım, bu mimi cidden bir moda blogger'ı gazeteci başlatmış. Ben 14. soruda senle biraz dalga geçmiş gibi oldum sayın bay/bayan moda blogger'ı gazeteci, ama öyle değil, ben şaka yapmıştım orada gerçekten moda blogger'ı şeysi olduğunu bilmediğim için, valla bak.
Nazlı: Seyirciye sorma joker hakkımı kullanmak istiyoruum.

16- En sevdiğin çizgi karakter?
Beyza: Ben şimdi size yeni nesil çizgi karakterlerden söylerdim ama yanlış anlarsınız, üç yaşında klavye kullanmayı öğrenip blog yazmaya başlamadım, sadece iki yaşında mı ne, yaşını hesaplamayı 3 aylık olduktan sonra bıraktığım ama şimdi yazma gereği duyunca hesapladığım bir kardeşim var da, o izliyor çizgi film, ondan biliyorum onları cidden bak, neyse tamam ya; Sünger Bob Kareşort.
Nazlı:  Ay nasıl ayırcam ki şimdi :D Aralarından birini seçmem gerekirse Bugs Bunny derim :D Ama şeyi de seviyorum ben hani böyle bipbip li şeyi kovalayan kurt gibi şey. Neydi ki o :D

17- En sevdiğin anı?
Beyza: Yazın plajdayken 40'lı yaşlarda bir adam 6 tane kızı plaja getirmişti. Sonra bir takım samimi hareketlere girince biz hemen Nazlı ile dedikodularını yapmıştık. Akşam olunca onların bizim yazlıkta komşumuz olduğunu ve o altı kızın adamın yeğenleri olduğunu öğrendik, dayılarının/amcalarının yanına birkaç günlüğüne kalmaya gelmişler meğer. Ben adamı tanımıyordum ama. Komşuluk ilişkileri cidden zayıfladı.
Bak bir tane daha geldi hemen aklıma onu da yazmalıyım:
Bir ramazan günü. Nazlı: "Kanka yuttum yuttum, su yuttum lan su yuttum, tabancandan gelen su ağzıma girdi." Ben: "Adalete bak lan, ben burda sucuk gibi oldum ağzıma bi damla su kaçmadı, sana ilk fışkırttığım suda ağzına girdi. Böyle ıslanma olmaz olsun." Nazlı: "Lan orucum bozuldu laaaann..." Ben: "Yanlışlıkla olmuş bi şey olmaz. Allam benim ağzıma kaçmalıydı o su, ben sadece 2 bardak su içmiştim dün gece sahurda, benim hakkımdı o bir damla su." Sonra Yusuf bana ters ters bakıyor, "Oynamıyorum ben sizle ya..."
Nazlı: Ay ne zor sorular yaa :D

18- En sevdiğin özelliğin?
Beyza: Bu soruyu okuduktan sonra "Kendimde sevdiğim bir şeyler olmalı, hadi aklıma gel sevdiğim özelliklerim, hadiii..." falan dedim kendi kendime, gelmedi. Sonra dedim ki, acaba kendimde en sevdiğim özelliğim kendimde sevdiğim bir şeyin olmaması deyip insanların kafasını mı karıştırsam. Sonra aklıma "Olmuyosa zorlama bence." sözü geldi, bıraktım.
Nazlı: Bi şeyi söylüyosam arkasında durabiliyorum. Ama çok mantıksız şeyler söylüyorum. Allam ya benim karşıma benim gibi insan çıkarmazsın inşallah. Amin..  ( Bi de biz beyza'yla bi karar almıştık kndimizi gömüyoruz başkası bizi gömemiyo. Çok akıllıyız .s.s )

19- En sevdiğin his?
Beyza: Ben her hissi severim ya his sonuçta hepsi his hepsinde bir şeyler hissediyorsun, demeden önce kaçın buradan çabuuukkk!
Nazlı: Yarım saattir o hissi nasıl anlatacağımı düşünüyorum hala bulamadım. Hani böyle güzel bir şey olur, bi an düşününce mutlu olduğun bir şeyi düşünürsün, ruhuna huzur veren tarzda bi müzik dinlersin veya seni mutlu edicek ne varsa onu yaparsın ve içinde böyle bişeyler olur , her nefeste bi daha doğarsın ya işte o neyse onun gibi bişeyler şeysi. Adı ne ki o hissin. Ad koyun şuna laa. Ay tamam sustum -_-

20- En sevdiğin canlı?
Beyza: Alex Turner, tam olarak insan değil o insandan üstün bir şey, tam çözemedim şu an ama canlı yani, canlı olduğundan eminim, biyolojim kötü olsa da o kadarını anlarım yani.
Nazlı: Ay bilemedim şimdi. Köpek galiba. Kedi de olur bak. Ağaç mı ki ? Mikroskobik canlılarda fena değil ha. Sesleri çıkmıyo adamların.
---

Geçen mimde Duygu mim yaparım demişti, ama bir baktım bu mimi zaten yapmış :) Eceğğeğemm ben onu mimlemeyince yazmıyor onu keşfettim, onun dışında Huysuz Cüce olmadan asla :) Küçük Prens, bu kişileri an itibariyle mimledim, hayırlı uğurlu olsun.

Beyzanur & Nazlı Can

19 Aralık 2013 Perşembe

BU BLOGDA DOĞUM GÜNÜ ÇICIĞI VAR


Bilgisayarı açtım blogger'a girdim ve birkaç yazı okuduktan sonra Beyza'nın bana bıraktığı notu gördüm. Sonra usul usul bloggerdan çıktım. Evin içinde gezinip biraz çığlık attım. Sonra kendime gelip bir daha girdim. Beyza'yı birazcık övdükten sonra beni affetmesi için kıçımı yırttım. Affetmedi. Biliyorum affetmez o.

Doğum günü unutulmuş bir genç kız. Muhtemelen ailesiyle kutlamak gibi saçma bir durumda kaldı. Kimsenin onu sevmediğini düşünüp bunalıma girmiş olabilir. Yada kendini camdan atmıştır ( ama ölmemiştir malum odasındaki cam yere çok yakın) O da olmazsa pıçaklamıştır kendini (Yani ben olsam öyle yapardım.) Doğum gününden bir gün sonra ölen masum bir genç kız. Yada ölmeyip en yakın arkadaşından, dün gece annesinin dizinin dibinde oturmak zorunda kalmasının intikamını alacak bir genç kız. Ne olursa olsun ortada 19.12.2013 tarihinde ölecek bir genç kız var.

Beyza benim hayatımın anlamı gibi bişey aslında. Mutlu olduğum zamanlarda hep yanımda. Aslında mutlu olduğum zamanlar Beyza'nın yanında gibi bir şey. Beyza olunca mutlu oluyorum zaten. Çoğu zaman beni anlıyo. Bu yeterli bir sebep hayatımda büyük bir yer edinmesi için. Biliyorum, onun hayatında da benim yerim büyüktür. Yoksa bana 3 yaşımdan beri katlanan tek kişi annem o da zorunluluktan katlanıyo.

Yakışıklı çocuk avlarında, insanların suratına bağarırken, kavgalarda, bize lez dediklerinde, platin sarısı saçlı bronzlaşmış kadınlarla kavga ederken, yan komşusuna söverken, Melih'e cüce derken, küçük bir süs köpeğinden kaçıp ileride pitbull severken ve bunun gibi milyonlarca anımda Beyza var. Kendi evimden çok onların evinde takılmışımdır mesela. Yada onun komşularıyla daha samimiyimdir.

Beyza benim evimi basıp beni bir ekmek pıçağıyla doğramadan önce kendimi mi öldürsem diye çok düşündüm ama sonra kendimi bir bıçakla öldürürsem çok saçma olur diye işi Beyza'ya bıraktım. İki türlü de ölcem sonuçta. O kadar kasmaya gerek yok.

Beni öldürmeden önce ona hediyemi aldım ben. Sonra pazar gününü de ona ayırdım, birlikte bişiler yaparız diye. Duman'dan ''Seviyorsan İnanıyorsan'' şarkısını seçtim onun için. O kadar çok dinledim ki bu şarkıyı sanki yıllardan beri tanıyor gibiyim, o yüzden seçtim zaten, tanıdık olsun ama eski olmasın diye. Sonra evin içinde yalnız olduğum için rahat bir şekilde "İyiki doğdun bebeğiiim" diye bağırarak bir sesli mesaj gönderdim. Sonra yanlış kişiye gidince bide o kızla uğraştım. Annemler gelince de gönderemedim tabi. Olsun bende burdan söyleyeyim dedim ve bu yazıyı yazdım. Tabi ona yakışan bu değil ama annemden gizli bu kadar oluyo ( Beni ödev yapıyo biliyo. O gelince test çözme pozisyonuna geçiyorum ) Neyse bi de burdan söyliyim. İyiki doğdun bebeğiiim :)




nazlıı

18 Aralık 2013 Çarşamba

SENA'DAN ÇALDIĞIM FOTOĞRAFLI MİM

Küçük Prens'e kendimi zorla mimlettirdim. Şunun altındaki yorumlara bir bakarsanız kendimi zorla mimlettiğim yeri görüp benimle dalga geçebilirsiniz, izin veriyorum.
---
1-Elimden gelse; biyolojiden yüz alırdım, ötesi var mı?

2-Kendi kendimi kontrol etmekte; dünya rekorum var. Çok sinir bozucu insanlara karşı sükunetimi koruduğum çok var.

3-Beni en çok kaygılandıran şey; Nurşi'nin Berat'a takıntısı. (Şaka -_- )

4-Hayatımın en kötü anı; pazartesi günü tüm üstümün çorbalı cacık olduğu andı herhalde, yani en yakın tarihteki en kötü anım ve şu an aklıma gelen tek kötü anım o.

5-Yalnızken daha mutluyum, yaşasın yalnızlık! (Kendini kandırdı.)

6-Nefret ettiğim yegane şey servis şoförümüzün dinlediği şarkılar. Şarjın biterse yandın. Ya kulaklığın yanında yoksa, o zaman sen zaten yoksun ki. Pardon bir saniye hatlar karıştı. Şimdi iyiyim.

7-İşimi çok iyi yapıyorum, işsizliği yani...

8-Kadınlar/Erkekler; her şeyden önce insanlardır. (Sıddık hoca mode:on. Bak iyi aklıma geldi, Sıddık hocayı da anlatıyım ben bir gün)

9-Hayat çok saçma, benden bile saçma. Hatta, benden saçma olabilen tek şey hayat.

10-Çocukken, Nazlı ve ben çok barbie bebeklerle oynardık. Aramızda kalsın, geçen gün Çaki'ye oynatma bahanesiyle yine oynadık çaktırmadan. Değişen bir şey olmamış yani.

11- Başkaların zayıf tarafı;  eminim benim zayıf taraflarımın yanında güçlü kalır.

12- Yalan söylemek, çok kötü bir şey, yalan söylemeyin, ağzınıza annemin yemeklerinden sürerim ölürsünüz -_-

13- Her şeyin çok kötü gittiği zaman, Nazlı bana sesli bir şekilde kitap okur, tuhaf... Kitabın yüzüne bakmadan bir sürü kitap bitirdim bu sayede.

14-Geceleri seni düşünür dururum, sen ve ben ve engelleriiiii... Bu şarkı da sana gelsin Nazlı, neden sana gelmeli bilmiyorum ama...

15-Başkalarına göre ben; gereksiz bir insan değilim, hatta iyi bile sayılabilirim. Ama başkaları beni tanımıyor, ondan öyle diyorlar, sorun bir Nazlı'ya beni, bakın neler anlatıyor size. Utanmadan iyi diyorsunuz bana, iyi olan bir sürü insanın hakkı var o "iyi insan" sıfatının üstünde, iyilik falan yapıyor o insanlar. İyi sıfat mıydı ya, her neyse.

16-Kurtulmak istediğim korku: İleride süpersonik yakışıklı bir sevgilim olunca onun çıplak fotoğrafları bizim okulda yayılır diye çok korkuyorum. Ama kurtulmak istediğim korkum bu değil, kurtulmak istediğim korku "Ya bu yakışıklı sevgilimin okulda çıplak fotoğraflarının yayılma korkusunu yaşayabileceğim süpersonik yakışıklı bir sevgilim olmazsa?" korkusu. Tanrım, lütfen bana çıplak fotoğraflarının yayılmasından korkacağım bir sevgili ver. Ama yani dediğim gibi süpersonik yakışıklı olsun. Beni dandik insanlarla oyalıyorsun, gözümden kaçtı sanma -_-

17-Bazen düşünüyorum da, annem haklı galiba, bana bordo çok yakışıyor ya...

18-En çok utandığım şey, arada bir, arada bir bile değil aslında, nadiren gizli gizli Beta dinliyor olmam, sonuçta ben Teoman, Şebnem Ferah falan dinleyerek büyümüş bir insanım, Beta hayranlarıma lafım yok yanlış anlaşılmasın ama -_-

Mimleyecek kimsem bile yok, şu an kendime çok pis acıdım.

Beyza

16 Aralık 2013 Pazartesi

EVREN BANA YİNE BİR MESAJ VERMEYE ÇALIŞIYOR SANIRIM

Öğle arasındaydık. Tahminimce altı-yedi dakikadır yemekhane kuyruğundaydık ve sıra bize yeni gelmişti. Ben sırada olduğum sürece kitap okudum zira bir ders sonra edebiyat yazılımız vardı ve benim kitabımın son kırk sayfası bitmemişti. (Hayatta son dakikaya bırakmadığım tek şey şu kitap okuma işleriydi ve ben onu da bu gün yaptım, kendimle gurur duyabilirim artık sanırım ha?!) Elime bir tepsi aldım ve kitabı onun üzerine bıraktım. Şu yemek alma işlemlerini bitirdikten sonra tepsiyi alıp masaların olduğu yere doğru yöneldim, tepsi göğüslerimin hizasında duruyordu ve elimden kaymasıyla birlikte -buraya dikkat gençler- bulunduğu hizadan aşağı doğru ne varsa çorba ve cacık oldu. Lakosum, pantolonum falan, hepsi. Tepsi yere düştüğünde ayakkabılarıma ve pantolonumun paçalarına da bezelye sıçradı. Burada birkaç damladan bahsetmiyoruz ama, baya baya lakosumun ön tarafı tamamen çorba ve cacık karışımı bir sıvı ile kaplandı.

Böyle olaylar olduğunda, yani kız sakarlıklar yaptığında yanında yakışıklı bir çocuk olması lazım ve o çocukla o kızın hikayenin sonunda çıkmaları lazım. Benim yanımda ise Zeyzey bir de Nurşi vardı. (Aslında şu an düşündüm de yanımda hayatımın aşkının olmaması güzel bir durum, ne zaman bezelye yesek beni bu günkü bezelye+çorba+cacık olan halimle hatırlayan biri hayatımın aşkı olsun istemiyorum.)

Sonrasında müdür -bu olaydaki süper kahramanım- yemeğini bıraktı ve yanıma geldi. (Kendimden nefret etmem için bir neden daha: zaten ömrünü yarılamış bir adamcağızın öğle yemeği zevkini elinden aldım) "Bırak kızım sen onları, git üstünü temizle, onları hallederler." dedi ve elime kendisinin ne zaman eline aldığını fark etmediğim bir havluyu verdi. Zeyzey'le temizlemeye çalıştık ama iyice bulandırdık, Nurşi ise sadece güldü. Sonra ben sinirlendim ve Nurşi'nin kapşonlusunu aldım. Aslında sinirlenmesem de alacaktım, üstüm hep battı sonuçta, bi şekilde kapatmam lazım bunu.

Evren, bu ne demek oluyor yani, şimdi sen bana fazla inek olmayıp yemekhane sırasında kitap bitirmemem gerektiği hakkında bir mesaj mı vermeye çalıştın? Yoksa bu bir daha ertesi günkü yazılı için bitirmem gereken kitaplar varken başka kitaplara başlamamam gerektiği hakkında bir ders miydi? Ya da Nurşi'nin kapşonlusunun bana yakıştığını mı anlatmaya çalışıyorsun? Lütfen seni anlamam için bana daha net mesajlar gönderir misin, geçen sefer de böyle yaptın, anlamadım bir bok, daha açık konuş benimle, rica ediyorum.

Beyza Nur

15 Aralık 2013 Pazar

SANTA BABY VE KAVURMA PARTİLERİ

Hayatımın en gereksiz cumartesi günüydü. Açık ve net. Bir insan nasıl cumartesi günü hiçbir şey yapmaz? Ben yapmadım ya hiçbir şey yapmadım. Okula gittim bir de tatil gününde. Kar tatili olmadığı gibi tatil günümü de aldılar elimden. Eve geldiğimde tuhaf bir şekilde Noel şarkıları dinledim. Şu Santa Baby, Christmas İs Coming falan. Santa Baby'yi Debby'nin coverladığı haliyle dinlemem ise ayrı bir merak konusu. Zira ben Debby Ryan'ı oldum olası sevmem. Sanırım içimdeki İsa aşkı Debby'yi bile dinlettirdi. İçimde neden bir İsa aşkı olabilir bunu da bilmiyorum açıkçası.

Noelde yapılan partilerden kurban bayramında da istiyorum. Kavurma ve bira, işte ben buna parti derim. Dur ya, ben nereye bira içiyorum, olmaz. Kavurma ve ayran, tamam bu oldu. Hem milli içeceğimiz ayran, hem de babam var benim olum yani en uygunu bu! Ki benim babam kurban bayramında tekel bayilerinin açık olmasını eleştirmiş bir insan yani, olmaz olmaz.

Babam ailesinin iyi çocuğu. Kardeşlerinin arasında tek üniversite okuyan, tek içki içmeyen, kumar oynamayan falan filan... Babam iyi çocuk olduğu için biz de iyi olmalıyız. Amcalarımın kızları istedikleri kadar sürtebilirken ben ders çalışmalıyım mesela. Ders çalışmalıyım çünkü babam o aileden düzgün bir birey olarak çıkabilmişse benim en azından tıp falan kazanmam lazım onlara göre.

Babamın annesi ve babası babam beş yaşındayken ayrılmış. Babam annesiyle kalıyormuş. Babaannem çok zeki kadındır, öyle böyle değil. Dedem defineci, ben onu bildim bileli kazıyor bir yerleri. Babaannemin evin arkasına çukur açtırması lazımmış, dedeme kaç kere söylemiş dedem açmamış. Babaannem de demiş ki "Rüyamda gördüm, bizim evin arkasında define vardı." Dedem tam olarak nerde diye sorunca da kazılması gereken yeri göstermiş. Dedem de kazmış. İhtiyacı olan büyüklükte kazdırdıktan sonra da anlatmış her şeyi, artık kazma, bırak, demiş. Babaannem böyle anlatıyor olayı, dedeme sorsan o zaten baştan her şeyi anlamış da kazılması gerektiği için kazmış.

Babamın annesi hastalanmış yedi yaşındayken, annesinin hastahanede kaldığı günlerde babam abileriyle kalmış. Sonra teyzesiyle yanlış hatırlamıyorsam, on iki yaşında kendi başına kalıyormuş baya. Orta okuldayken yani.

Annemle de orta okuldayken tanışmışlar. Sanırım o sıralar çıkmaya başlamışlar. Kendileri benim orta okulda sevgilim olmasına kızmışlardı ama, ne tuhaf. Liseyi de beraber okumuşlar. Annemin bir arkadaşı varmış, annemle babamı ayırmaya çalışmış da yapamamış. O annemi babamdan ayırmaya çalışan kız, annemin en yakın arkadaşını da sevgilisinden ayırmaya çalışmış. Bu kız hep kankalarının sevgilileriyle çıkıyormuş. Bizde de var böyle kızlar, bizim okulda yani. Bir de bir kızla olmayınca kankasıyla deneyen çocuklar var. Onları da unutmamak lazım.

Bir keresinde bizim okuldan bir çocuk benim kız arkadaşlarımdan birini face'ten ekleyip "Seni sanki bir yerden hatırlıyor gibiyim, yüzün çok tanıdık geliyor." demiş. Kız da "Evet gelmesi lazım, aynı okuldayız." demiş. Konuşmuşlar o gün ama bizimki bozulmuş, yani aynı okuldasın ama çocuk seni bilmiyor, çok kötü bir durum. İki üç gün sonra benim diğer kız arkadaşımı face'ten ekleyip ona da "Seni daha önce görmüş olma gibi bir ihtimalim var mı?" demiş, bizimki de "Bizim sınıf sizin katın altında, okula geliyorsan görmüş olman lazım." demiş. Bizim kızlar bana anlattı gülüştük falan. Ertesi gün çocuk beni de ekleyip "Sen bir yerden tanıyorum sanki." dedi, çok sinir bozucu ama gerçekten. "Hayır" dedim. "Beni daha önce görmüş olman
imkansız. Sen beni daha önce nerden görceksin ki?" Sonra çocuk aynı okuldayız falan dedi, "Yapma be, aynı okulda mıyız, daha önce hiç görmemiştim seni." dedim. Sonra bozuldu falan, bozulsun bir zahmet yani bizi o kadar bozdu.
Nazlı söylesin, bu Dylan mı Cole mu peki? :D
Bu arada şu an hala noel şarkıları dinliyorum. Şu Santa Baby, Debby'nin coverladığı, kaç gündür internette, nasıl hala 40 bin tık ya, ben 40 bin kere dinledim bunu, bu işte bir terslik var -_-

Dipnot: O kadar dağınık yazdım ki başlık bulamadım iyi mi?!


Beyza Nur

12 Aralık 2013 Perşembe

BİZİ LEZ SANMAYIN AMA BEN GİDİYORUM

Gideceğim. Gidiyorum. Gittim. Az sonra gideceğim. Bekle ya üşendim şimdi gitmeye, beş dakika sonra falan artık. Gidemeem kiiğ . Gitmiyorum. Gitmem...
Evet, bunlar benim bloggerı bırakırken alacağım kararlar. Şu an " gideceğim"deyim. İnşallah da en fazla 3 tane ilerlerim. Yani hiçbir şeyi uzatmak istemiyorum. ( En son bırakma kararı aldığımda bunların hepsini gerçekleştirdim ve sonunda geri döndüm. O gün de çok maldım, o ay da. Hala geçmemiş demek ki mallığım.)

Burayı bırakma kararı aldığımı söylemek biraz zor. Yani burada arkadaşlarım, severek okuduğum insanlar ve bir düzenim var. Düzenim gidecek olabilir ama arkadaşlarımı ve severek okuduğum şeyleri bırakmayı asla düşünmedim. Onları okumaya devam etmek istiyorum. Ve en azından bunu yapabilirim.

Yazmaya da ,en az okumaya devam etmek istediğim kadar devam etmek istiyorum. Ama bir şey var ve bana saçma sapan şeyler yaptırıyor. Bu her zamanki saçmalıklardan değil. Bu her zamankinden daha saçma.Yani içimden bir ses bana " Durma, hadi git, orası sana göre değil. Senin hayatın bu değil.." gibi aptal şeyler söylüyor. Ve benim ne istediğimin de bir önemi yok sanki. Neden bilmiyorum. Kendim bile artık kendime değer vermiyor, kararlarıma saygı duymuyorum. Artık insanları anlıyorum. Neden bu halde olduğumu da... Bundan önce bir kez daha bu aptal ses bana musallat olmuş ve bir kez daha gitmemi sağlamıştı. Gitmiştim. Sonra geri döndüm. Yani burayı bırakabileceğimi düşünmüyorum. Sadece gitmek istiyorum. Sonra geri dönebilirim ama bu sefer Beyza beni geri almaz herhalde, bıktı kız artık . Yani ben olsam bıkardım :D

Beyza gitmemem için her şeyi yapıyor. Ben de ona yapması imkansız bir şey söyledim ve yapınca geri dönerim, hata hiç gitmem dedim. Kıza "Yakışıklı ,uzun boylu ve bizimle blog yazmak isteyen birini bul ve bana "Gitme! Gidersen seni özlerim..." demesini sağla. Sana 2 hafta veriyorum. " dedim.Yani kız öyle birini bulsa hemen çıkmaya başlar ve blog hakkında bir şey söylemez. Hatta benim hakkımda da bir şey söylemez. Çünkü biliyorum. Öyle biri Beyza'yla çıksa (!) ve Beyza onu benimle tanıştırsa çocuk kaçar. Yani şu sıralar Beyza'yla birbirimizi çok kıskanıyoruz da... Bu çok saçma biliyorum ama , Beyza geçen gün tanıştığım çocuktan beni kıskandı. Beyza'ya buradan söylemek isterim ki , Bu çok malcaaaaa . Yapma böyle şeyler, hem evlendiğim zaman da seni kocamla aramızda yatırmıyıcam...

Neyse konumuza geçelim. Çünkü geçmezsek ben uzatacağım ve Beyza'nın " Beni de aranızda yatırın" olayını falan anlatacağım. Bu acıklı zamanımda bunu yapmak istemiyorum( Her ne kadar gülerek yazmış olsam da) ... Nerede kalmıştım ? Hıhh, Buldum.
Beyza ya gitmemem için bunları yapması gerektiğini söyledim ve sonra bunun çok ağır olduğunu düşünüp "Tamam tamam. Bizimle blog yazmasa da olur." dedim. Ama yakışıklı ve uzun boylu da kararlıyım. Yani bu tutar Oski'ye falan söyletmeye çalışır. Hiç uğraşamam.

Dipnot: Geçenlerde yazmıştım bu yazıyı, Beyza çocuğu buldu millet gitmiyomuşum. Neyse artık beni daha uzun zaman görürsünüz burada, zaten hiç gidesim yoktu. Yani geçenlerde  vardı da şimdi  yok, anladınız siz. 

Dipnot 2: Kocaman yazdım "gitmiyomuşum"u ki, yazıyı tamamen okumaya üşenen varsa gözüne çarpsın, yanlış anlaşılma olmasın, gidiyorum sanar falan, üzülür. -_-

Dipnot 3: Başlığı neden böyle koyduğumu unuttum ya o an yanımda Beyza vardı bi şey demişti anıra anıra gülmüştük sonra Beyza gidip "Gidiyorum"un başına "Bizi lez sanmayın ama"yı eklemişti :/

Nazlıı

8 Aralık 2013 Pazar

YAKALADIM SİZİ

Annem ona anlatmadığım bir takım olayları biliyor. Tuhaf olan bu olayların blogda yazması. (Masa örtüsü dramı, Nazlı'nın okulunun önünde kavga olması vb.) Okuldan bir arkadaşım da aynı şekilde, komşunun sokak kadını köpeğini, müzik dinlememe kızan komşuyu falan hepsini biliyor ama ona da daha önce anlatmamıştım. Hayır, tanıdık birilerinin okumasının sorun yaratacağı hiçbir şeyi zaten yazmıyorum da cidden bu anlatmadığım şeyleri bilme durumları biraz, çok azcık, korkutucu.

Geçen gün annem Nazlı'ya "Arkadaşlarınla gezerken seni köpek kovalamış Nazlı. Geçmiş olsun." dedi. Nazlı ilk "Evet ya, öyle ol..." sonra aynen anneme bakarak şöyle:

















Annemi geçiyorum, o annem, okuması ile okumaması arasında hiçbir fark yok. Ya ama arkadaşlarım okumasın, bu blogda ölümüne saçmalıyorum, arkadaşlarımın hakkımda zaten pek de düzgün olmayan düşüncelerinin iyice kötü olmasını istemem.

Doğru söyleyin gençler, hanginiz annem? :D


Beyzanur

3 Aralık 2013 Salı

Beyza'ya Noooot :)

"Ne çıplak gitmesi Nazlı? Biz Serebro mıyız?"
Beyzanur

Uzun zamandan beri - en fazla bir gün-  bilgisayara oturmadığımdan, hatta bilgisayarın yüzünü bile görmediğimden Beyza'yla konuşamıyoruz. Telefon desen annem sağ olsun kendisine dokunsam bile babama şikayet ediyor beni "Sabahtan akşama kadar elinden düşmedi,"  diye. Konuşamadığımız bu uzun zaman içerisinde Beyza beni özlemiş sanki. Kendisi her ne kadarda 'özlemek' diye adlandırmasada ben anladım. 'Nazlısızlık 2' diye yazı yazmış sonra özlemedim diyor. Bende yedim sanki.


Performans ödevlerim bitip, benim bilgisayara oturma hakkım olunca taslaklardaki yazılarını ve bana attığı mesajları gördüm. Yoksa onlardan da haberim yoktu benim. Neyse ben kısa kesip Beyza'dan özür dilemeye başlayacağım.

Aşkım, bebeğim, canım kankam, kankaşkım, 
Valla bak zamanım olmadı yoksa girerim biliyorsun beni. Ama şu sıralar çok yoğunum ben. Anca şimdi zamanım oldu. Bir de ben senin yanına gelip o gıcık komşunuzu dövcem.  Biliyorum zaten ben o adamı hani ben sizde kaldığımda çocukları şikayet edip beni uyandıran adam kesin o. Zaten dövesim vardı kendisini biliyosun, tam olmuş olur :)  Ayrıca gelince adamı dövüp gitmem hemen biraz otururum canııım , o zaman görüşürüz hem. iki günde biriken özlemimizi de gidermiş oluruz :) Çok akıllıyım dimi ...

Nazlıcan'dan, dünyanın en taş hatununa...

( Yağ çekmişken tam çekiyim dedim de o yüzden.. )

Not : Tamamen sana yazılmış bir yayındır Bayzacım :) :)

Nazlıı

30 Kasım 2013 Cumartesi

SOKAK KADINI KÖPEK

Sokak kadını köpek Dylan'ın köpeği olsun,
kovalamasına kızarsam vur beni başkan.
Her gün servis tam oturduğum binanın (bir adım bile atmama gerek kalmayacak şekilde) önünde bıraksın beni de ben hiç yürümeden eve gireyim, diyorum ve bu -ilk defa- üşengeçliğimden kaynaklanmıyor. Aslında komşunun evinin avlusunu kendine yuva edinmiş köpekten kaçmak istemiyor olmam ve bunu istemeyiş nedenlerimden birinin de koşmak istemeyişim olduğunu düşünürsek, evet bu da birazcık üşengeçliğimden. Ama daha çok korkumdan.

Okuldan oturduğum sokağa gelene kadar "Köpek beni görmeden nasıl eve girebilirim?" diye düşünüp dururum. Kendimce çözüm yolları bulur, köpek beni kovalarken hepsini unuttuğumu fark ederim. Önceleri sevimliydi komşumun evinin avlusunu kendine yuva edinen sokak kadını köpek. Yavruydu, ayakkabılarımı ısırırdı falan, güzel günlerdi. Tabi şimdi kocaman oldu, bir o kadar da sevimsizleşti.

Geçen gün yine komşunun evinin avlusunu kendine yuva edinen sokak kadını köpek beni kovalıyor, ben yine kaçıyorum. O sırada "Gördü tabi güzel kızı, koşuyo peşinden huauahaahaha." diyor bir çocuk, ben kaçıyorum lan kaçıyorum, laf atacağına yardım etsene ey Ademoğlu! Kaçan bir kızı bir köpekten nasıl kurtarılır bilemedim şu an ama onun bilmesi lazımdı yani, bunu da mı ben söyliyim!

Ben hayvan düşmanı bir insan değilim, aksine severim de. Hele ki köpeklere bayılırım. Bazılarını içime sokasım gelir, o derece yani. Ama bu köpekten çok korkuyorum. Oyuncak bebekler sevilir mesela, ama Chucky'ye "Ay çok tatlooo, keşke benim oyuncak bebeğim de onun gibi olsa." diyen yoktur sanırım. Varsa benim küçük kardeşim Çaki'yi vereyim ona, Chucky'ye çok benzer kendisi.

Tek dileğim, bu köpek bizim komşumuzun avlusundan başka bir yerleri kendine yurt edinsin. Tabi komşumuz bu sokak kadını köpeği kendi köpeğiymişcesine beslemeye devam ettikçe bu köpek biraz zor gider. Acaba geceleri gizli gizli komşunun sokak kadını köpek yesin diye koyduğu yemekleri çöpe mi döksem? O kadar insafsız olamazsam sokak köpeği beni daha çok kovalar.


Beyza Nur

26 Kasım 2013 Salı

MASA ÖRTÜSÜ DRAMI

Cuma günü eve gelirken yazılılar bitsin öyle okurum/izlerim dediğim her şeyi gerçekleştirme, bunları yaptıktan sonra sms'i ay sonuna yetmeyen kız dramını yaşayan Nazlı'nın yanına gitme hayalleri kuruyordum ki eve gelip üstümü değiştirip yatağın üzerine atlamam ile birlikte bütün bu hayallerim aklımdan silindi. Cumartesi tüm gün mandalina yeyip bizim sözlükte dolandıktan sonra annem pazar sabahı kalkabilmem için beni yataktan kazımak zorunda kaldı.

Cuma ve cumartesiyi böyle boş geçirdikten sonra kendimi son yıllarını yaşayan yaşlı bir kadın gibi hissettim. Ki o an böyle hissetmemin tek nedeni bazı yaşlı kadınların hayatını yaşadığını, yani en azından çoğunun kalan vakitlerini namaz kılarak falan değerlendirdiklerini, benimse onlar bunları yaparken "Evren tesadüf eseri var olmuştur" falan diyerek arkadaşlarımın hepsini ateist yapıp arkadaşlarım arasındaki tek müslüman kalınca yediğim ve yemeyi planladığım her halta (banka soymak, o katil barbie resimlerini canlı modeller üzerinde denemek ve gerçekçi olmaları için adamları gerçekten kesmek vb.) rağmen biricik torbacı kocam ile huzurlu bir yaşam süreceğimi planlamakla meşgul olduğumu fark edememiştim. Ama mantıklı planlarım var aslında, her ne kadar kendisiyle sadece son sınavlardan önce yüksek alabilmek için iletişime geçsem de, bana torpil geçebileceğini düşünüyorum şu güzel yaşamak konusunda, sonuçta boru değil lan arkadaşlarının arasında tek müslüman kalmışsın. (Onları doğru yoldan benim saptırdığım detayını göz ardı ediyoruz gençler, e o kadar plan yapmışız, bir yeri de hatalı olsun bir şey olmaz dimi ama?)

Neyse ne demiştik, kendimi yaşlı kadın gibi hissetmeye başlayınca kalktım Tuğba ile dışarı çıktım. Yolda annem arayıp mutfak masası için bir buçuğa bir metre boylarında bir masa örtüsü lazım olduğunu söyledi. Biz de dönüşte masa örtüsü almak için bir dükkana girdik. İstediğimiz boyda örtü kesebileceklerini söylediler, annemin kesilmiş örtülerden isteyip istemediğini sormak için aradım ama telefonu açmadı.  İki üç kere aradıktan sonra "Böyle alalım bi şey olmaz canım ya." dedik ve başka bir dükkana girmeyi reddederek ölçüleri, deseni falan gösterdikten sonra abi birkaç müşterinin daha işini hallediyor olmasından dolayı "Bizim yandaki dükkandan da alıcaklarımız var o zaman biz biraz sonra geliriz." diyerek oradan çıktık. Sonrasında tekrar masa örtüsü alacağımız yere girdiğimizde yaklaşık iki üç kez "Bizim örtü nerede?" diye sordum ama adam cevap vermedi. Sonra eline bir örtü alıp önüme koydu. Ben "Bu benimki mi?" diye sordum yine bir iki üç kere. Deseni bizimkinin olması gereken desen, e adam da önüme bu bizimki dedikten sonra koydu. Dedim "Bunun bir buçuğa bir metre olması gerekiyordu, bu boylarda istemedim ki." Adam karşılık olarak biraz atarlı bir ses tonu ile "Sen ne istediğine karar vermemişsin kestikten sonra mı karar veriyosun?" Böyle beni azarlar gibi konuşunca ben biraz sinirlendim, örtünün yanlış kesilmiş olduğunu görünce biraz daha sinirlendim, haksız yere çıkıştığı için daha çok sinirlendim ve "Ya nasıl ya bu bildiğiniz kare (masa örtüsünü elime alıp iki ucunu üçgen olacak biçimde bir araya getirerek kare olduğunu gösteriyorum) alın işte tam kare olmuş hem de. Ben bir buçuğa bir metre olucak dedim size yani anlaşılmayacak bir şey yoktu! Yanlış kesmişsiniz gelip bir de bana kestikten sonra mı karar vericeksin diyosunuz!" diye ani bir çıkış yaptım. Normalde bu problemi insani yollarla hallederdim ama farketmeden baya bir çıkıştım, ani çıkışlarımdan işte adı üstünde.

Ben öyle birden çıkışınca Tuğba "Herkes bize bakıyo bi sessiz ol ben halledicem." dedi, ben de karşılık olarak "Ya yanlış kesmiş bi de bana bahane buluyo resmen" diye ona da bir çıkış yaparken alt kattan merdivenlerde elinde katlanmış bir örtüyü sallaya sallaya "Sizin örtü burdaa bendeydi pardon!" diye seslenen bir çocuk geldi. Sonra Tuğba girme krizine girdi. Ben de "Hayır madem sizde kaç kere sordum bizim örtü nerde diye neden cevap vermediniz?" dedikten sonra elim değmişken onu da azarlamayı planlıyordum ki Tuğba örtüyü çocuğun elinden alıp beni kasaya doğru itti. Kasiyer bizi kasadaki diğer dört müşterinin önüne alınca "Bizi çabuk atmak mı istiyosunuz dükkandan?" demeyi düşündüm, sonra bunun işime geldiğini fark ettim ve sesimi çıkarmadım.

Yolda Tuğba benle baya bir dalga geçti. "Neyse bir daha buraya gitmezsek bu günü hatırlamazlar bence, bir dahakine hatırlat başka yere gidelim." deyince Tuğba "Yok yaa, anan güzel mi canım senin, ben senle bir daha bir şey almaya gelmem." dedi. Neden ama ya Nazlı'nın ne zaman dışarı çıksak başına bir şey açıyor olmama rağmen hala en yakın arkadaşıyım.

Ha, bu arada, tahmin edebileceğiniz -ya da tahmin etmemişsinizdir, onu Allah bilir- gibi annem öyle kesilen örtülerden istemiyormuş. Kendisi masa örtüsü almaya tekrar gitti. Artık ben ne diyeyim?!

Beyza Nur

22 Kasım 2013 Cuma

BAŞLIK BULAMADIM, BEYZA SENDEYİZ :D

 Şu iki gün birazcık garip geçti. Aslında çok garipti. Baya garipti ya. Bence ben anlatıyım siz karar verin böyle olmuyo :D

Dün bi kızı, "saçların kötü olmuş, makyajını güzel yapamamışsın" veya "gözlerinin rengi ne ? Bi garip duruyolar. Benimkiler çok tatlı dimiii " gibi saçma sapan cümleleri üzerimde kullanınca dövdüm. Saçları falan hep elimde kaldı. Ama hak ettiiiii .

Düşük alıcam diye notumu okumadan hocaya " Hocam bari iki yapın ya lütfeeeğğn" diye haykırdım sonra notumun 89 olmasıyla hocaya kağıdı yanlış okuduğunu, bu notu almamın imkansız olduğunu söyledim ve sonra kağıttaki yanlışları bulup notumu 80'e indirttim. Bi de utanmayıp 80 aldığım için sevindim. ( Ama 80 de iyi not yaa )

Kızlarla gezerken köpek kovaladı. Hepimiz farklı yönden girdik ama köpek benim peşimden geldi. Biraz koştuk sonra ben nefesim daralınca durmak zorunda kaldım. Köpekte benimle birlikte durup yere yattı. Sonra ben bunun iyi bi fırsat olduğunu düşünüp yürümeye başladım. Köpek yine beni kovalamaya başladı.( Kendimi Mikelanjelo gibi hissediyoruum )

Okul çıkışında kavga varmış. Satırla gelmişler okulun önüne başka okuldan insancıklar. Bende yanlarından geçerken bağardım hep " Abi o kadar getirmişler satırları ben olsam birini kesmeden gitmezdim yani !! " diye. Öz güven patlaması yaşıyorum arada bir.

Not :Sınıfta tebeşir tozundan kafa bulmuş halimizle saçma sapan bağırırken burnuma bi tebeşir yedim. Sonra tuvalete gittim anlamsız bir şekilde. Orda bir kızın nefes darlığı varmış nefes alamıyodu. Bende yardım ettim. Arada sevap pointi kazanmış oldum yani. Sağ ol tebeşir atan insan.

Başka Not : Derste telefonu yanlışlıkla bile olsa açık bırakmıyoruz gençler. Hayır yani sonra arıyorlar falan benim gibi olmayın..

En Başka Not : Biraz çirkin olun. Sonra arkadaşınızın eski sevgilisi sizi seviyo. Bunu söylemek için de okul çıkışında yanınıza geliyo. Sonra arkadaşınızda size bağırıyor bissürü. Yüzüne falan bakamıyosunuz hiç.

Nazlıı

21 Kasım 2013 Perşembe

ANNESİ DEĞİŞİK VAMPİR ANILARI

Şu yazıya nasıl başlayacağımı düşünerek on beş dakika harcadıktan sonra "Başlamamalıyım belki de bu yazıya." dedim ve blogger sekmesini kapattım. Sonra kalktım, biyolojiden soru çözmeye başladım. Ama sadece başladım, iki soru çözdükten sonra  "Yazmam lazım benim yaaa." dedim ve kendimi bir şekilde yazmam gerektiğine inandırdım. Tekrar açtım kapattığım blogger sekmesini, durdum bir an, "Yayını nereden oluşturuyoduk unuttum abi yaaa ?" falan dedim kendi kendime. Tamam abartmayalım başlıyorum değilse yine kalkacağım bilgisayarın başından, sonra iki üç gün daha yayın girmek falan aklıma gelmeyecek, bu sefer gerçekten unutacağım yayınların nereden oluşturulduğunu.
---

16 Kasım 2013 Cumartesi

SIRANIN HAZİN SONU


"Uyumak, oyun oynamak, tuvalete gitmek istiyorum."

İlk önce neden böyle bir alıntı yaptığımı, akabinde neden Nazlı'ya "Yarın size gelirsem anneni ararım" dediğimi, ve en sonunda da neden Oski'nin önerdiği şarkıları dinlediğimi düşünelim. Ya da yorulmayalım düşünerek falan, hiçbirine bir anlam veremeyeceğiz sonuçta.

Sabah kalktığımda youtube'tan makyaj yapma videolarını izleyerek kendimi uyandırdım ama yanlış anlaşılma olmasın, okula rimel bile sürmeden gittim zira ben bu videoları izlerken servis bizim eve doğru ilerliyormuş.

Okula gidince direk sınıfa gidip arka sıradaki kızlar hakkında sanki onu demek için tüm gece beklemiş gibi "Şu kızların kafasından yaşamak istiyorum ya." dedim ve sanki tüm gece onu söylemem beklenmiş gibi bir "Onların kafası olduğunu sanmıyorum." cevabı aldım. Bunları hafif bağırarak söylemiş olmalıyız, duydular da birazcık. Ya da onların taklidini yediden yetmişe herkesin anlayabileceği bir şekilde yaptığımız için de ters ters bakmış olabilirler.

Ben ve Nurşi, dersi derste dinleyememe gibi bir problemi olan birtakım insanlar olarak, şüphesiz şu yazılı haftasını ikimizin bünyesi de kaldıramadı. Yine bir İngilizce dersi, "Bu hafta ölmediysem, garanti on yıl daha bana bir şey olmaz." derken ben Nurşi'ye, bir baktım sırada çarpılmış bir uzaylı, "İnanmıyorum ya bensiz uzaylı mı çizdin?" dedim (Böyle cümleler kurmuş olmam normal, dediğim gibi bünyem bu haftayı kaldıramadı.) Nurşi "O uzaylı değil Ay'ımsı bişiy." dedi. Sonrası hafızamda bir boşluk, tek hatırladığım Zeyzey'in bize, "Sizce de bu sıra için bile biraz zalimce değil mi?" diye sorduğu ve Nurşi'nin "Ben acıkmıştım sadece, Beyza'yı bilemem" diye bu soruyu cevaplandırdığı.

Aqua derken neden bahsediyorduk ve neden babasının gözleri ile ilgilenmiştik o an, ben neden çok konuşup kendime "çene" falan dedirtmiştim, ya da A. bu kadar kötü bir çizimle temsil edilmeyi hak edecek kadar ne yaptı, bunlar o çizimleri yaparken çok gerekli konular gibi geliyordu aslında.

Dipnot: Bu tabi ki Nurşi'nin sırası, benim sıram hiç bu kadar temiz olmadı.

Beyza Nur

12 Kasım 2013 Salı

HAKKIMDA YİRMİ GERÇEK

Uska beni yorumlarda mimlemiş, yorumlarda birini mimleyeni ilk defa gördüm ya Uska nasıl bir varlıksın sen? İşte, hakkımda 20 gerçek:

1. Şebnem Ferah'ın şarkılarını sevmiyormuş gibi yapıyorum ama seviyorum.

2. Adam akıllı oturup bir blog yazma fikrini bu blogu okuduktan sonra düşünmüştüm ama bu blog çıktı ortaya. (Ve sanırım yayınlarının yüzde doksan kadarını okudum.)

3. Arkadaşlarımla konuşurken moda ve aşk hayatı ile ilgili sohbetlerinden çok sıkılıyorum. Ayrıca samimi olmayan diyaloglardan nefret ederim.

4. Sevdiğim bir kitabı veya yazıyı, artık okumaktan sıkılana kadar okurum.

5. Kendi kendimi gömerim arada. Ama bunu kendimle barışık olduğumdan falan değil, karşımdakinin beni küçük düşürebilecek herhangi bir şey diyeceğini hissettiğimde veya benimle dalga geçmesine fırsat vermemek için yapıyorum. Kendimle alay ederken aklımdan geçenler: "Kendi kendimi gömüyim de kimsecikler beni gömecek bir konu bulamasın. Hihihi"

6. Yıllardır herkes telefobim var sanıyor da yok aslında öyle bir şeyim. Telefonla konuşmaktan ölümüne nefret ederim. Mesajlaşmak iyidir iyi!

7. Biri ile arkadaş olabilmem için sadece espri anlayışımızın aynı olması yeterli. Zaten biriyle birazcık konuşsam hemen kanka olurum. (En güzel örneği son iki yazımda adı geçen 'sıradaş'. Bak bu yazıyla üç oldu. Biz senle aynı yemekhane kuyruklarını çektik, aynı hocaların azizliğine uğradık, az şey mi bunlar?)

8. Gıcık olduğum insanlara muhalefet olmaya bayılırım.

9. Beden dersi en çok zorlandığım ders, hatta bir keresinde hoca derse girmesin diye dua falan etmiştim.

10. Ben çok güzel "Hastayım misafirliğe gitmeyelim, senin arkadaşlarına da bulaştırmayalım." taklidi yaparım, annem de çok güzel yutmuş taklidi yapar. Süper ikiliyiz biz.

11. Fizik dersini çok seviyorum. Testleri kazık gibi, yazılıları belki zor olabilir, arada fizikçi gıcıklık yapıyor olabilir, ben de bazen derste uyuyor olabilirim, ama seviyorum ben fiziği. Boş zamanlarımda hobi olarak fizik çalışırım.

12. Ben Dark Shadows vampiriyim, olmadı Saftirik Vampirin Günlüğü, hiç olmadı Bakıcım Bir Vampir ama Alacakaranlık'la alakam yok.

13. Ezra ile tek ortak özelliğimiz: Disney Channel. The Suite Life On Deck final bölümünü beraber izlemiştik, o günden beri televizyon izlemiyoruz beraber sanırım.

14. R5 grubunun bateristi genelde arka planda kalıyor diye çok üzülüyorum ben. Bir de dördü kardeş, baterist kardeşleri değil ya hani, dışlamıyorlar normalde ama ben dışlıyorlarmış gibi hissediyorum tuhaf bir şekilde.

15. Gurur duyduğum ama aslında hiçbir işe yaramayan hatta en gereksiz iki özelliğim: Sprouser ve Hunidaş olmam.

16. Teoman bir, Alex Turner iki, bayılıyorum ikisine de.

17. Kendini beğenen, megaloman, başkalarının hatalarını yüzlerine çarpmaktan zevk alan herkesten nefret ediyorum.

18. Performans ödevlerinin teslim tarihinin son üç gününe girmeden ödevlere odaklanamıyorum.

19. Saçmalama fobim var ama sürekli saçmalıyorum ve çok zor bir durum. Ve bir de saçmalamak fiilini çok kullanıyorum. Ha bir de bir ara deli olmaktan korkuyordum, sonradan kendime "Ne biçim şeylerden korkuyosun kızım sen, başka korkucak şey mi bulamadın sen?" dedim ve akışına bıraktım. Şimdi çok mutluyum. Zaten sülalemdeki çoğu kişi deli (biraz kaba oldu ama kusura bakmayın bildiğin uçmuşsunuz siz) ben de geleceğin en sağlam deli adayıyım. Ayrıca potansiyel şeker hastasıyım.

20.  Hayal kurmayı çok seviyorum ama bazen kendim bile hayallerime "Oha lan uçma bence bu kadar." diyorum.


Beyza Nur

10 Kasım 2013 Pazar


10.11.2013

Bu gün yolda giderken kimseyi gülerken veya mutlu görmedim. Olması gerektiği gibi..
Sen gidince herkesin yüzü solgun, üzgün ve donuk. Sen gidince herkes yorgun.
Soğuk bir gün. Hava bile üzgün, o bile kırgın.
Sen gittin ya atam, o yüzdendir herkesin acısı,
Sen gittin ya atam, o yüzdendir kırgınlığı.

Nazlıı


9 Kasım 2013 Cumartesi

HAFIZA KARTI İLE YAPILAN DENEYLER VE BEN

Tostun bile Cole'la fotoğrafı var :/
Sizce Beyza'ya son iki gündür neler olmuştur?

a) Bilgisayarını neden değiştirdiğini unutmuştur; beraber yuvarlandığı, bir sürü oyun yüklediği, dinlediği her şarkıyı indirdiği, hunharca kullandığı ve bu sebepten üç ayda bir format atmak zorunda kaldığı bilgisayarına "Onla çok anılarımız var lan." deyip geri dönmüş, internete bağlanmak için canla başla mücadele verirken neden değiştirdiğini hatırlamıştır.

b) Geçen yazının sonuna not olarak iliştirme gereği duyduğu yemekhanede gereksiz uyarılar gönderen sıradaşla kanka olmuş, öğle arasında sıradaşla konuşmaktan yemeğini yiyememiş, beden eğitimi dersine geç kalmış, zaten her hafta bir bahane bularak beden dersinden kaytardığı için kendisine sinir olmuş öğretmenini iyice sinirlendirmiştir.

c) Lacivert ojelerini el tırnaklarına “Beyza’nın şu zamana kadar en düzgün oje sürme çalışması” olarak nitelendirebileceğimiz şekilde sürmüş ve daha sonra ayak tırnaklarının ojesiz olduğunu fark edip, ayak tırnaklarına oje sürmek yerine ellerindekini çıkartmıştır.

d) Telefonun SIM kartı yerine hafıza kartı koyarsak ne olacağını merak etmiştir; bunu denemiş ve sonrasında hafıza kartını çıkartamamıştır.

e) Evdeki cips zulalarının bittiğini fark edince yeni bir zula oluşturabilecek miktarda cips almak için sınavlara çalışırken sık sık kullandığı “Evli ve çocuklu, bu sebeple saçını yapamamış kadın topuzu” ile markete gitmek üzere dışarı çıkmış, yolda bir arkadaşını görüp konuşmaya başlamış ve sonra kendini o iğrenç topuz ile arkadaşının kuzeninin halasının düğününde bulmuştur.

Cevap: Beyza maldır, hepsini yapmıştır. 

Kendime not: Test çözerken post yazma, sonra saçma sapan şeyler çıkıyor ortaya.
Okuyana not: Gençler SIM kartı yerinden şu hafıza kartını nasıl çıkarabileceğim hakkında fikri olan var mı? Yarım saattir uğraşıyorum.
Düğün salonu sahiplerine not: Lütfen salonlarınızı bizim marketin iki sokak ötesine falan açmayın, benim arkadaşlarım “Saçım kötü”den anlamıyorlar çünkü.

Beyza Nur

7 Kasım 2013 Perşembe

N.T.S. VE OKUMA SEVDASI

Şu hayatta bana gelen mesajları benden çok merak edip benden önce cevaplayan üç insan tanıdım: Nazlı, Tuğba ve servisteki kız.

Nazlı'ya bir şey demiyorum, diyemiyorum daha doğrusu, korkuyorum ama ben.

Tuğba'yı çözebilmiş değilim. Geçen gün resmen gelen mesajları ilk ona okutmuyorum diye bana çıkışmıştı. Hatta o çıkışmayı yaparken gelen mesaj sesi ile telefonumun üstüne atladı. Abartmıyorum, çok ciddiyim. Tuğba'nın yatağının üstünde duruyordu, baya baya telefonun üstüne atladı. Baksın tabi, lafım yok.

Veeee, en sevdiğiniz: Servisteki kız!
Kendisi mesajı okuyamadan kapatınca "Dur bi göremedim." diyebilmiş mübarek bir insan. Ona bir şey söylemek istemiyorum, saygım sonsuz ona. Sadece "Al, bak içinde kalmasın!" diye terslemiş olabilirim birazcık. Ama yani çok samimi olmadığınız birinin mesajlarını okunmaz, ya okunsa bile "Dur bi göremedim." denmez, çaktırmadan bakılır.

Buradan siz üçünüze sesleniyorum: Valla size kızdığımdan yazmadım bu yazıyı. Öyle okumaya değecek değerde mesajlarım olsa amenna! Ama işte benim öyle özel bir şeylerim olmadığı için ben üzülüyorum. Siz "Aman bu ne ya saçma saçma diyaloglar, Allam ya ne kadar gereksiz bir konuşma bu. Hayır sevgilisi ile falan da konuşmuyor ki böyle biz bakınca rahatsız olsun, rahatsız da olmuyo pislik." diyorsunuzdur içinizden diye korkumdan, mesaj atarken kasıyorum. Siz bakıyorsunuz diye kendimi düzgün bir şeyler yazmak zorunda hissediyorum.

Dip not: Ya da vazgeçtim, üçünüze değil, ikinize sesleniyorum. Nazlı'nın gazabından korkarım ben.
Dibin dip notu: Yemekhanede, "Bak o tabağı alma, o tabağa az koymuşlar, aç kalırsın sonra." diye gereksiz ama sempatik uyarılar gönderen sıradaş, cansın.

Beyza Nur

5 Kasım 2013 Salı

Kötü Kötü Anılar Ve Beklenmedik Kişilerden Gelen Zombi Bakışları

"Ben, ben üzgünüm ama... bu yanlış.  Aslında benim ol isterdim çünkü... Senden gerçekten etkilendim, açıkçası seninle annemin hakkında 'Onu bu havada giyme, deliklerinden hava alır, üşürsün.' dediği yırtık kotu giyersem çok uyumlu oluruz. Belki beraber Aysu'nun doğum gününe de gidebilirdik. Ama sen, sen kankamın bebeğisin. Onun bebeğini alamam, bu çok yanlış olur. Ve seni kankamla beraber kullanamayız, hiç hoş bir görüntü olmaz.  Eminim benim bacaklarımda daha güzel dururdun. Sana tüm harçlığımı yatırmaya hazırım ama dünya buna hazır değil. Çünkü Nazlı sevgilisini çalsam kızmaz ama botlarının aynısından alırsam beni öldürür, anlıyor musun beni? Ve beni seven insanlar da var bu dünyada, onları da düşünmeliyim; o kadar bencil olamam! Şimdi seni burada bırakıp gitmek zorundayım çünkü mağaza görevlisi bana kötü kötü bakıyor. Hem, sanırım mağazadaki insanlar da bu durumdan rahatsız."

"Evet, öyleler."

"Dur sana bi' sarılayım"

"Dur, hayır! Unutma o kankanın aşkı!"

"Peki o zaman gidelim, bu mağaza bana acı veriyor."

---

Şu şarkıyı ne zaman dinlesem bu kötü hatıram aklıma geliyor. Şarkıyı çok seviyorum ben, çok dinliyordum eskiden. Tabi şimdi dinlemiyorum o kadar. Bazen, ders çalışırken, rastgele bir şarkı çalıyor, o da bu şarkı oluyor (Sadece bir kere oldu ama neyse) ben de değiştirmiyorum. Eskilere dalıp gidiyorum, kalbim acıyor. Sen benim olmalıydın Nazlı'nın ayakkabısı!




Beyza Nur


3 Kasım 2013 Pazar

BEN YOKSAM BİR KİŞİ EKSİKSİNİZ.



Çook uzun zamandan beri gelmiyorum ben buralara. Bir ' Bloggerdan soğuma evresi ' atlattım. Girmek istemedi hiç canım. En sonunda bu gün " Yeter artık Nazlı. Blogger a girsen artık !!" dedim. İyi kide demişim yani. Özlemişiiiim :))

Ben yokken ( Bayramdan sonra oluyo bu herhalde ) Beyza boş bırakmamış yerimi. Yazmış da yazmış. Birazını da göndermiş tabii. Hatta benim bi tane yazımı göndermiş eski yazılarımdan. O yazıyı aynı bilgisayardan okumak benim canımı acıtmadı değil. Bi değiştiremedim bilgisayarı. Sonra bir de Melihciğimle saçma sapan karşılaşmalar yaşamış ve kendisini burada gömmüş. - çok ayıp yani. Yakışıklı insanlar gömülmemeli. - Hatta Bayram dönüşü mesajlarım - Facebook'dan tabiki- cevaplanmamıştı. Onun nedeni de bilgisayarını köyde unutmasıymış. Sonra mim yapmış. Johhny Deep'in onunla evlenmesini ve ona pudink yapmasını istemiş - Hayır evlenmeyi geçtim dee milyarlık adam sana pudink mi yapcak!! - Yeni montunun üzerine de kuş pislemiş. Telefonu da bozulmuş. Amaa ben burada olmadığım için bunların hiçbirini bilmiyorduum. ( Tamam bazılarını biliyordum ama o da dedikodu şeysi yanii. O kadar da olsun. ) Sonra takip ettiğim bloglar da bissürü şey yazmış ama ben okumamışım.

Sınavlardan zaman kaldıkça yazı yazmayı düşünüyorum. Ama okumayı ve yorum bırakmayı aksatmam ;)
-Sınavlara çalışma zamanımı bi yerlerden kısarak azaltmak zorundayım hiç kusura bakmayın.-

nazlıı

2 Kasım 2013 Cumartesi

KARMAN ÇORMAN MADDELER-4

1- Son üç gün gerçekten güzeldi. Yani sonuçta yeni montumun şapkasına kuş pisledi, telefonum bozuldu, arkadaşlarımdan biri ile küstüm, kitap okuyamadım.

2-  Neden bilmem, gözlerim yanıyor.

3- Yazılı tarihlerinin çok yaklaşması sonucunda tutuşan eteklerim beni sabah beşte uyanıp kimya çalışmaya kadar sürükledi.

4-@2 nin sebebini buldum gençler,  uykusuzluk ve fazla bilgisayar başında kalma karışımı bir doğa olayı. Doğa olayı olmaya da bilir.

5- Geçen ay, ay ortasında SMS paketimi bitirdiğimde mesaj atan herkese, "La sms bitti, bi dahaki aya inşallah canım yaa." yazarak TL'mi de bitirip, bu ay sms paketimin yenilenmesini engellemiş bulunuyorum, vatana millete hayırlı uğurlu olsun.

6- Dream TV'de bu hafta sonu ne hafta sonu merak ediyorum ama kalkıp televizyonu açıp da bakmaya üşeniyorum, iyi mi?! En iyisi ben yarın sabah annemler tekrar televizyonu açtığında kumandayı çalıp bakayım.

7- @1'in hakkının yenmemesi gerektiğini düşünüyorum, bence çok iyi bir madde, son üç günümün özeti.


Beyza Nur

29 Ekim 2013 Salı

EVREN BANA BİR MESAJ VERMEYE ÇALIŞIYOR SANIRIM

Geçen gün Melihimsi bir şey gördüm kitabevine giderken. Sonra o Melihimsi şeyin gerçekten Melih olduğunu fark ettim, yanında alkışçıları var her zamanki gibi, meşhur arkası, onlarsız gezmiyor. Saçını boyamış, koyu kestane yapmış. Ben "Turuncu kafa hali daha güzeldi aslında, neden saçını boyamış ki bu?" derken yanlışlıkla (!) başka bir caddeye girdim. Telefonla konuşan kadın telefondaki kişiye yüksek sesle "Hayır, kapatma telefonu, bak sinirliyim zaten!" derken koluna asmak yerine iplerini eline sardığı çanta hızlı bir dönüş yaparken omzuma doğru uçtu girdiğim caddede. Yaralanmadan kurtuldum bu çanta darbesinden. Sonra da köpek beni kovalıyor sandım, zinciri varmış sahibinin elinde. Koşmadım sanırım; koşmuş da olabilirim, bilmiyorum.

O gece kötü kötü rüyalar gördüm. Melih'in olduğu kısımları çıkarırsak her gün başıma gelen aksiliklerden bir farkı yoktu, alışık olduğum şeyler yani. Melih alışık olmadığım şeyler, evet. Asla alışık olmak istemeyeceğim şeyler de aynı zamanda.

Dün Nazlı'ya bunları anlattım. Bana Melih ve hayran kitlesinden bahsetti. Normal şartlar altında, karşımdaki insan  böyle eli yüzü düzgün bir insan falan olsa, "Ey eli yüzü düzgün insan, neden bana kavgalı olduğum kişiyi övüyorsun?" der kızarsın. Amma ve lakin bahsettiğimiz kişi Nazlı, mantıklı bir şey söylemesini zaten beklemiyordum ki. Sonra "Ben de o hayran kitlesinden biri olarak... Melih'in turuncu saçları da güzeldi ama niye boyamış ki, popisin Melih, popiliğinden utan!" gibi bir şeyler söyledi. Ben ki Melih ile kavga ettikten sonra gidip feysten engelleyen ilk kız olarak (ilk insan da olabilirim bu alanda aslında) tarihe geçmiş mübarek bir insanım. (Sonra telefondan mesajlaştık, o engellemenin mantığını hala çözebilmiş değilim ama Melih'i engellemek çok zevkli bir şeydi. Hatta aynı zevki tatmak için birkaç kez bir dakikalığına engeli kaldırıp "cüce" falan yazıp tekrar engelledim. Çocuk kısa boylu olsa gam yemeyecek yalnız, Allah'ım sen Melih'i nasıl insanlar ile uğraştırıyorsun ya! Bir saniye n'oluyor ben Melih'in tarafına geçtim, neden?) Kankam ki Melih'in sahte hayran kitlesinden. Nasıl bir ikiliyiz biz ya?!

Bu gün de annemlerle falan geziyoruz. Küçükken Mert'le Mc Donald's'a gittiğimizde şu çocuk menülerinden çıkan oyuncakları kırmaya çalışırdı hep, bir keresinde kıramayınca eve geldiğimizde çekiçle kırmaya çalışmıştı, ondan bahsediyorlar. Onlar konuşurken aklıma Mert ile küçükken çok oyun oynadığımız geldi. Biz Mert'lerin evine gittiğimizde askerleri ile oynardık, o bize geldiğinde barbie bebeklerimle oynardık. Aaa, biz çok köpekçilik oynardık. O köpek olurdu ben veteriner ya da köpeğin sahibi. Köpek demişken, Melih'in de köpeği vardı dimi? Melih demişken karşıdan boyu yarısına gelen bir kızla el ele tutuşarak gelen Melih mi?

Onlara çok pis bakmış olmalıyım, annem fark etti, "Yoldan geçen insanlara zombi gibi bakma, insanları korkutacaksın." dedi bir de üstüne. "Anne o yoldan geçen insan değil, buraların fame çocuğu, herkes ona zombi gibi bakma hakkına sahiptir." dedim annemin arkasından ayakkabıcıya girerken. Annem "Anladım, ama sen yine de bakma bence." dedi. Sonra beğendiği ayakkabıları falan gösterdi. "Nah anladın anne, bi kere fame ne demek onu nerden bilcen?" demedim tabi. Gittim annemin beğendiği ayakkabılara baktım, hiçbirini yakıştırmadım, hıncımı öyle aldım. Sonra annemin kankası ona yakışan ayakkabıyı gösterdi. Ben de neden annem ve kankası ile gezdiğimi düşünmeye başladım. Bir sonuç alamadım bu düşünme işleminden.

Evren bu bir daha kitabevine gitmemem ve annemlerle gezmemem hakkında bir mesaj mıydı şimdi? Neydi bu karşıma Melih'i çıkarmalar falan? Kitaplarımı da sen alırsın o zaman artık Sayın Evren. Malum, ben artık kitabevine gitmeme kararı aldım.

Dipnot: Belki de evren bana "Artık kitabevine gitme." demek yerine, "Artık Melih ve meşhur kankalarının gezdiği yerlere kurulmuş kitabevlerine gitme." demek istiyordur. Bu daha mantıklı.

Beyza Nur

27 Ekim 2013 Pazar

Yine "Yine 'Yine Mimlendim Yine Bıptıs Bıptıs' " Allah'ını Seversen Beyza, Böyle Başlık Mı Olur?

Bu mimi sabahtan beri yapmaya çalışıyorum ama bu gün bir ağlamaklı, bir depresif, azıcık psikopat ve sinirli olduğum için yapamadım. Şimdi biraz iyiyim, oturup size son derece depresif bir yazı yazacaktım ama İnsan Yavrusu'nun mimi geldi birden aklıma, onu yazacağım. Çok iyi yırttınız, hadi yine iyisiniz!
---
Hayallerimden bahsetmem gerekiyor şu an ama hangilerinden? Sonuçta ben işsiz, hobi olarak hayal kuran bir insanım ve anlık olarak kurduğum hayaller değişiyor. Mesela şu an yarınki yemekhane yemeğinin tuzlu olmadığı bir dünya hayal ediyorum. Ama an itibariyle yarın yarım gün olduğu için yemekhaneye gitmeyeceğim aklıma geldi.

Gördüğünüz üzere hayallerim  imkansız hayaller. (Eğer gerçekleşebilir olduğunu düşünen varsa gelsin bizim yemekhaneden yemek yesin efendim, oradan konuşmak kolay. Bu sene değişen ahçı ile beraber ben ve 150 öğrencinin hayalleri aynı: Tuzsuz yemek.)

Ben bir de hayal etme bağımlısı bir insan olarak o kadar çok hayal kuruyorum ki bir süre sonra hayallerim saçma bir hal almaya başlıyor. Bir örnek vereyim: 40'lı yaşlarıma geldiğimde sevgilim/eşim ile beraber sürekli resim çizen o herkesin imrendiği sanatçı çiftlerden olacağız. (Buraya kadar her şey normal.) Sevgilim veya kocam olacak kişi Dylan Sprouse. (Ehehe Beyza saçmalama canım iyi misin sen?) Ya da vazgeçtim, Johnny Deep resim çiziyor muydu ya, olsun o çöp adam çizse de olur.Johnny bana sabah kahvaltısında kakaolu puding yapacak ve öğle yemeğinde. Akşam yemeğinde de tabii. O puding yapmayı biliyor mu acaba? Aaa, puding olmadan olmaz, yakışıklılık 45, puding yapmak 55 puan. 45'te kalıyorsun Johnny. "45 geçer not değil miydi ya?" 50 yaptılar geçer notu, dünyadan haberin yok bebeğim. "Puding yapmayı öğrenirim." Üç çocuğumuz olsun, ikisi erkek biri kız.

Bilmem anlatabildim mi bazı hayallerimin ne kadar saçma olabildiğini? Sonuçta benim sonum belli, gerçek aşkımın mesleği muhtemelen torbacılık olacak ve babam evlenmemize izin vermeyecek. Ben de kimse ile evlenmeyeceğim ve Nazlı ile zengin ve yakışıklı eşinin evinde yaşayacağım. (Çok yakışıklı olmasa da olur aslında diyor.) Yani pardon da, ben kim, Mrs. Sprouse olmak kim. Oturup Nazlı'nın evlenmesini bekleyeyim bari, demek kolay mı sanıyorsunuz siz? Tabi ki hayal kuracağım ben.

Ha bir de okulda dağıtıp eve gelince inek moduna geçerek taktir alacağım falan sanıyorum. Yani o da hayal. Hayal aleminde yaşıyorum resmen.

İşi biraz şakaya vurdum. Hayallerimi paylaşmak zor, sahip olduğum tek şey onlar. Ama yine de birazını yazdım, çok özel olmayanlarını :)

Gerçek bir yazar olmak benim en büyük hayalim. Belki çok iyi yazmam gerekli bunun için ama zaten bunu hayal yapan da bu. Söylemesem içimde kalacaktı, sonuna ekleyeyim dedim.

Beyza Nur

26 Ekim 2013 Cumartesi

KÜLÜSTÜR KERIL

Artık bıktığımı hissediyorum. Ve hislerimin doğruyu hissettiğini hissediyorum. Yani kısa ve anlaşılır olursam -kesin bilgi- Bıktım!
Bıktığım şey önemli bir şey değil diyemem. Benim için dünyanın en önemli şeyi. Yani insanlar şöyle bir baktığında "O olmadan da yaşayabilirsin." diyebilirler. Ama böyle bir şey derlerse , ses tellerini koparma riskim fazla. O yüzden şöyle bir bakmayın da, böyle bir bakın. Yani benim  tarafımdan bakın.
Bıktığım şey asla kendisi değil. Yani canım, aşkım ,bebeğim diyebileceği tek varlık olan bilgisayarımdan asla bıkmam, ama donmasından veya birden fazla şeyi açmamasından bıktım. Sanırım küçük Kerıl'ım biraz külüstürleşti.,
Babama Kerıl'ı değiştirip, yenisini alalım mı diye sordum ve ağzımın payını aldım. Galiba bu külüstürle çürüyeceğim. Çünkü annemler kararlı. Yani kararlı olmaya da bilirler. Bilmiyorum, garip bir konuşma yaptık. Durun konuşmayı yazayım da bir karar verelim. Çünkü bu önemli...

Kerıl, babam kendisine oturunca ( Biraz garp oldu .) her zaman yaptığı gibi, dondu.

Babam : Kerıl'a ne oldu ya ? Bu sırlar çok donuyor.
Nazlı : Evet baba. Ne açsak donuyor. Bence yenisini alma vakti geldi.
Babam : Hıı. Cici babana  söylersin alır sana kızım.
Annem : Cici babasına bir şey aldırmam. Bir şeyler aldırmak için mi evleneceğim sanki ?
Nazlı : Ne diyorsunuz ya ? Bu arada görürsün baba. Cici babamı senden daha çok seveceğim.
Nazlı odadan çıkar...

Şimdi bu ne anlama geliyor bilen varsa bana ulaşsın lütfen...

Not : Kerıl, kendisinin yerine başka birini alacağını düşünüp bana küstü galiba. Dondu da..

Dip Not : Saçmalama Kerıl, senin üzerine gül koklar mıyım ? - Zaten istesem de babam almaz. Biliyorsun ben fakir bir insanım tek birikimim 50 liraya aldığım cüzdan. Zaten garip bir şekilde içne para koyamadım .Galiba bütün paramla cüzdan aldım... -

Nazlıı