evren benle dalga mı geçiyosun lan sen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evren benle dalga mı geçiyosun lan sen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2014 Pazar

EVREN BU SEFER MERCİMEKLİ MESAJ YOLLAMAYA ÇALIŞIYOR SANIRIM

Süpersonik tatlısın ^.^
Günümün üçte birini geçirdiğim güzel okulumun -kendimi okulumun güzel bir yer olduğuna inandırmaya çalışıyorum da- yemekhanesinde yemek yerken, yanımıza bir kız geldi ve Nurşi'nin kulağına eğilip bir şey söyleyip gülüp gitti. Sonra ben de Nurşi'ye kızın ne dediğini sordum, afiyet olsun falan demiş, yarım saniye boyunca afiyet olsun kelimesinin insan yüzünde bu kadar büyük bir gülümseme yaratabilecek bir etkisi olup olmadığını düşündüm, saniyenin geri kalan yarısı boyunca da afiyet olsun demenin ne zamandan beri kulağa söylenecek kadar gizli bir şey olduğunu düşündüm, sonraki bir saniyede de bu kızın son zamanlarda etrafımızda gördüğümüz aklıma geldi ve "Bu kız sana takmış gibi, aslında bana da takmış olabilirdi ama genelde ben takılacak bir insan değilimdir." dedim, ki haklıydım değilim, Nurşi de "Bana takan öyle çok var aslında." dedi, sadece şaka yapmıştım: "Belki de senden hoşlanıyodur."

Aldığım ilk kaşıkta annemin pilavından daha kötü bir pilavın dünyada var olabileceğine inandıran pilavın üzerine karabiber serpmeye çalıştım -onu yeme gibi bir planım yoktu ve ilk ders fizikti akabinde de matematik görmüştük yani böyle davranışlarda bulunmam normal- ama sadece serpmeye çalışabildim çünkü karabiber bitmişti. O an karabiberin değerini, karabiberin uzun zamandır doldurulmadığını ve bulunduğu kabın camına tozlarının yapıştığını ve bu sebeple doluymuş gibi durduğunu anladım. Ardından biberliğin kapağını açıp içine su doldurup biberliğin camlarına yapışmış karabiberi temizleyip biberliğin boş olduğunu anlamalarını fark etmelerini sağlamak istedim, son zamanlarda kendimi halk kahramanı olmaya adadım da.

Yemekhanedeki biberliğe sürahideki suyu dökerek halk kahramanı olunmuyormuş efendim. Sadece masadaki arkadaşlarınızın tepkisini alıyormuşsunuz "Napıyosun allaşkına Beyza, dünyanın en gereksiz işlerini yapan insanları seçilse ilk elliye girersin yemin ediyorum." gibisinden, sonra biberlikteki karabiberli suyu çorba tabağınıza döküp mercimekli karabiberli suyu çöpe dökerken yemekhane görevlisinin zombi bakışlarının hedefi oluyormuşsunuz, o kadar. Cidden bu insanlara da yaranılmıyor ha! 

Yemekhaneden çıktıktan sonra bahçede yürüyüş yaparken biyoloji öğretmenimle karşılaştım, Nurşi'ye takan kızın koluna girmiş arka bahçede dolaşıyorlardı. Sonra biraz konuştuk onunla, giderken de "Sizinle de yürüyelim bi ara kızlar." dedi. Ki bunu söyleyen hoca iki gün öncesinde koridorda dolaşırken yanına gidip sorduğum soruya cevap verme tenezzülünde bile bulunmamış hocamdı (Sonra da ben sınıfta "Tamam sevmezsin ama bu kadar da belli etmezsin." diye bağıra bağıra dolanmıştım tüm gün.) ciddi bir gelişme var şimdi kadında takdir etmek lazım.

Sayın evren, yine bir mesajlar filan noluyoruz?! Sen şimdi bana sanki her gün birileri gelip kankamın kulağına devlet sırrı verirmiş gibi afiyet olsun diyormuş gibi davranmam gerektiğini mi anlatmaya çalıştın? Yoksa olay daha mı ciddi, bir dahaki sefere karabiberli suyu arkadaşımın içinde mercimek çorbası olan kasesine dökmemle ilgili ders mi verdin? Eğer böyleyse sana söz, bir dahaki sefere o karabiberli su arkadaşımın mercimek çorbasının içinde olacak ama karşılığında sen beni biyolojiciyle saçma diyaloglara sokmayacaksın, anlaştık dimi?

Beyza Nur

29 Aralık 2013 Pazar

BU DA MI TESADÜF?!


Başlık bulamayan kızın dramı vol: 562139...

Pazartesi  -salı da olabilir tam emin değilim- Zeyzey ile kavga ettik ve o okuldaki en yakın kız
arkadaşlarımdandı ama bazı özel sebeplerden dolayı -aslında çok da özel değil tüm okul biliyor sadece anlatmaya üşendim şu an çünkü çok uzun, ayrıca çok saçma- bir daha konuşmamamız gerektiği kararını aldım ve sanırım bu kararımda son derece haklıyım -hayır, hayır hayatımda verdiğim en mantıksız karardı, ama yanlıştı diyemem- ve hiç de pişman değilim, önümüzdeki on yıl içinde onunla herhangi bir diyaloğa girme gibi bir planım da yok.

Yazının geri kalanına öncelikle sadece tek bir nokta kullanarak oluşturduğum bu uzun paragraftan dolayı kendimi tebrik ederek devam etmek istiyorum.

Pazartesi günü çıkışta -tabi eğer salı günü kavga ettiysek salı günü çıkışta oluyor.- tuvalette Zeyzey ile karşılaştık. Biraz konuştuktan sonra tekrar tartışmaya başladık. Aslında ben kavgamız sadece lafla olur sanıyordum tabi arkadaş bana bir takım elle temas girişimlerinde bulununca ben de refleks olarak Zeyzey'in saçlarını kapıp tuvaletin kapısının önünden klozetlerin önüne kadar sürüklemiş falan olabilirim. ( Ben kavga etmeyi sevmem ama ben onun saçlarını kapmasaydım o benim saçımı kapacaktı. Sonra bana demezler mi "kalıbından utan sen nasıl bu kızdan dayak yedin, bu sana yumruk sallasa yüzüne yetişmez eli." Ama o kız gerçekten güçlü, bilek güreşinde falan beni hep yeniyor mesela.) Sonra bizim sesimizi duyan Nurşi tuvaletten çıkıp kavga yok gibi bi şeyler söylemeye çalışmış olabilir, sonra ben onun tepkilerine gülerken birazcık kendimden geçmiş olabilirim, o sırada tuvalete giren iki kız bu halimize bir anlam verememiş olsa gerek bana zombi bakışları atmış olabilirler, ertesi gün okulda Zeyzey, Berat'ın önünde otururken Berat'a "Ben şimdi çıkışta bunu dövcem sen beni tut tamam mı?" falan demiş olabilirim, o da bana "Manyak mısın kızım sen?!" demiş olabilir, olabilir yani böyle şeyler gençler hayat bu.

Ama şu olamaz:
Yani ne bu? Yılbaşı çekilişinde 31 kişilik sınıfta başka kimse yokmuş gibi gidip Zeyzey'i çektim. (Teknik olarak çekmedim aslında. Bir kişi iki tane kağıt almıştı, açmadan birini kutunun içine bırakırken masaya düştü ve ben de masadan aldım. Sonuç: Zeyzey'e hediye alıyorum! Yok ebenin şeysi. Abi öldürün beni ya.)

Bu kağıdı ölene kadar saklamayı planlıyorum. Hatta ibret alsınlar diye torunlarıma miras olarak bile bırakabilirim bunu. Kim bilir, belki bu kağıdın verdiği ibret sadece torunlarımla sınırlı kalmayıp, bir müze aracılığı ile halka açık bir ibret alma objesi haline gelebilir.

Nurşi'ye kalırsa bu bana kaderin bir oyunu, Oski'ye göre ise ben cenabetim. Bence her iki teori de doğru çünkü bildiğiniz gibi evren benle sürekli bir iletişim halinde, bir mesajlar yollamalar falan ; öte yandan herkes nasıl başı boktan çıkmaz biri olduğunu bilir, yani var bir bende uğursuzluk.

Yılbaşı hediyesi olarak ona gidip biyoloji test kitabı almayı düşünüyorum, biyolojiden de nefret ederdi, çözüp çözüp beni hatırlasın.

Beyza Nur

16 Aralık 2013 Pazartesi

EVREN BANA YİNE BİR MESAJ VERMEYE ÇALIŞIYOR SANIRIM

Öğle arasındaydık. Tahminimce altı-yedi dakikadır yemekhane kuyruğundaydık ve sıra bize yeni gelmişti. Ben sırada olduğum sürece kitap okudum zira bir ders sonra edebiyat yazılımız vardı ve benim kitabımın son kırk sayfası bitmemişti. (Hayatta son dakikaya bırakmadığım tek şey şu kitap okuma işleriydi ve ben onu da bu gün yaptım, kendimle gurur duyabilirim artık sanırım ha?!) Elime bir tepsi aldım ve kitabı onun üzerine bıraktım. Şu yemek alma işlemlerini bitirdikten sonra tepsiyi alıp masaların olduğu yere doğru yöneldim, tepsi göğüslerimin hizasında duruyordu ve elimden kaymasıyla birlikte -buraya dikkat gençler- bulunduğu hizadan aşağı doğru ne varsa çorba ve cacık oldu. Lakosum, pantolonum falan, hepsi. Tepsi yere düştüğünde ayakkabılarıma ve pantolonumun paçalarına da bezelye sıçradı. Burada birkaç damladan bahsetmiyoruz ama, baya baya lakosumun ön tarafı tamamen çorba ve cacık karışımı bir sıvı ile kaplandı.

Böyle olaylar olduğunda, yani kız sakarlıklar yaptığında yanında yakışıklı bir çocuk olması lazım ve o çocukla o kızın hikayenin sonunda çıkmaları lazım. Benim yanımda ise Zeyzey bir de Nurşi vardı. (Aslında şu an düşündüm de yanımda hayatımın aşkının olmaması güzel bir durum, ne zaman bezelye yesek beni bu günkü bezelye+çorba+cacık olan halimle hatırlayan biri hayatımın aşkı olsun istemiyorum.)

Sonrasında müdür -bu olaydaki süper kahramanım- yemeğini bıraktı ve yanıma geldi. (Kendimden nefret etmem için bir neden daha: zaten ömrünü yarılamış bir adamcağızın öğle yemeği zevkini elinden aldım) "Bırak kızım sen onları, git üstünü temizle, onları hallederler." dedi ve elime kendisinin ne zaman eline aldığını fark etmediğim bir havluyu verdi. Zeyzey'le temizlemeye çalıştık ama iyice bulandırdık, Nurşi ise sadece güldü. Sonra ben sinirlendim ve Nurşi'nin kapşonlusunu aldım. Aslında sinirlenmesem de alacaktım, üstüm hep battı sonuçta, bi şekilde kapatmam lazım bunu.

Evren, bu ne demek oluyor yani, şimdi sen bana fazla inek olmayıp yemekhane sırasında kitap bitirmemem gerektiği hakkında bir mesaj mı vermeye çalıştın? Yoksa bu bir daha ertesi günkü yazılı için bitirmem gereken kitaplar varken başka kitaplara başlamamam gerektiği hakkında bir ders miydi? Ya da Nurşi'nin kapşonlusunun bana yakıştığını mı anlatmaya çalışıyorsun? Lütfen seni anlamam için bana daha net mesajlar gönderir misin, geçen sefer de böyle yaptın, anlamadım bir bok, daha açık konuş benimle, rica ediyorum.

Beyza Nur

29 Ekim 2013 Salı

EVREN BANA BİR MESAJ VERMEYE ÇALIŞIYOR SANIRIM

Geçen gün Melihimsi bir şey gördüm kitabevine giderken. Sonra o Melihimsi şeyin gerçekten Melih olduğunu fark ettim, yanında alkışçıları var her zamanki gibi, meşhur arkası, onlarsız gezmiyor. Saçını boyamış, koyu kestane yapmış. Ben "Turuncu kafa hali daha güzeldi aslında, neden saçını boyamış ki bu?" derken yanlışlıkla (!) başka bir caddeye girdim. Telefonla konuşan kadın telefondaki kişiye yüksek sesle "Hayır, kapatma telefonu, bak sinirliyim zaten!" derken koluna asmak yerine iplerini eline sardığı çanta hızlı bir dönüş yaparken omzuma doğru uçtu girdiğim caddede. Yaralanmadan kurtuldum bu çanta darbesinden. Sonra da köpek beni kovalıyor sandım, zinciri varmış sahibinin elinde. Koşmadım sanırım; koşmuş da olabilirim, bilmiyorum.

O gece kötü kötü rüyalar gördüm. Melih'in olduğu kısımları çıkarırsak her gün başıma gelen aksiliklerden bir farkı yoktu, alışık olduğum şeyler yani. Melih alışık olmadığım şeyler, evet. Asla alışık olmak istemeyeceğim şeyler de aynı zamanda.

Dün Nazlı'ya bunları anlattım. Bana Melih ve hayran kitlesinden bahsetti. Normal şartlar altında, karşımdaki insan  böyle eli yüzü düzgün bir insan falan olsa, "Ey eli yüzü düzgün insan, neden bana kavgalı olduğum kişiyi övüyorsun?" der kızarsın. Amma ve lakin bahsettiğimiz kişi Nazlı, mantıklı bir şey söylemesini zaten beklemiyordum ki. Sonra "Ben de o hayran kitlesinden biri olarak... Melih'in turuncu saçları da güzeldi ama niye boyamış ki, popisin Melih, popiliğinden utan!" gibi bir şeyler söyledi. Ben ki Melih ile kavga ettikten sonra gidip feysten engelleyen ilk kız olarak (ilk insan da olabilirim bu alanda aslında) tarihe geçmiş mübarek bir insanım. (Sonra telefondan mesajlaştık, o engellemenin mantığını hala çözebilmiş değilim ama Melih'i engellemek çok zevkli bir şeydi. Hatta aynı zevki tatmak için birkaç kez bir dakikalığına engeli kaldırıp "cüce" falan yazıp tekrar engelledim. Çocuk kısa boylu olsa gam yemeyecek yalnız, Allah'ım sen Melih'i nasıl insanlar ile uğraştırıyorsun ya! Bir saniye n'oluyor ben Melih'in tarafına geçtim, neden?) Kankam ki Melih'in sahte hayran kitlesinden. Nasıl bir ikiliyiz biz ya?!

Bu gün de annemlerle falan geziyoruz. Küçükken Mert'le Mc Donald's'a gittiğimizde şu çocuk menülerinden çıkan oyuncakları kırmaya çalışırdı hep, bir keresinde kıramayınca eve geldiğimizde çekiçle kırmaya çalışmıştı, ondan bahsediyorlar. Onlar konuşurken aklıma Mert ile küçükken çok oyun oynadığımız geldi. Biz Mert'lerin evine gittiğimizde askerleri ile oynardık, o bize geldiğinde barbie bebeklerimle oynardık. Aaa, biz çok köpekçilik oynardık. O köpek olurdu ben veteriner ya da köpeğin sahibi. Köpek demişken, Melih'in de köpeği vardı dimi? Melih demişken karşıdan boyu yarısına gelen bir kızla el ele tutuşarak gelen Melih mi?

Onlara çok pis bakmış olmalıyım, annem fark etti, "Yoldan geçen insanlara zombi gibi bakma, insanları korkutacaksın." dedi bir de üstüne. "Anne o yoldan geçen insan değil, buraların fame çocuğu, herkes ona zombi gibi bakma hakkına sahiptir." dedim annemin arkasından ayakkabıcıya girerken. Annem "Anladım, ama sen yine de bakma bence." dedi. Sonra beğendiği ayakkabıları falan gösterdi. "Nah anladın anne, bi kere fame ne demek onu nerden bilcen?" demedim tabi. Gittim annemin beğendiği ayakkabılara baktım, hiçbirini yakıştırmadım, hıncımı öyle aldım. Sonra annemin kankası ona yakışan ayakkabıyı gösterdi. Ben de neden annem ve kankası ile gezdiğimi düşünmeye başladım. Bir sonuç alamadım bu düşünme işleminden.

Evren bu bir daha kitabevine gitmemem ve annemlerle gezmemem hakkında bir mesaj mıydı şimdi? Neydi bu karşıma Melih'i çıkarmalar falan? Kitaplarımı da sen alırsın o zaman artık Sayın Evren. Malum, ben artık kitabevine gitmeme kararı aldım.

Dipnot: Belki de evren bana "Artık kitabevine gitme." demek yerine, "Artık Melih ve meşhur kankalarının gezdiği yerlere kurulmuş kitabevlerine gitme." demek istiyordur. Bu daha mantıklı.

Beyza Nur