30 Kasım 2013 Cumartesi

SOKAK KADINI KÖPEK

Sokak kadını köpek Dylan'ın köpeği olsun,
kovalamasına kızarsam vur beni başkan.
Her gün servis tam oturduğum binanın (bir adım bile atmama gerek kalmayacak şekilde) önünde bıraksın beni de ben hiç yürümeden eve gireyim, diyorum ve bu -ilk defa- üşengeçliğimden kaynaklanmıyor. Aslında komşunun evinin avlusunu kendine yuva edinmiş köpekten kaçmak istemiyor olmam ve bunu istemeyiş nedenlerimden birinin de koşmak istemeyişim olduğunu düşünürsek, evet bu da birazcık üşengeçliğimden. Ama daha çok korkumdan.

Okuldan oturduğum sokağa gelene kadar "Köpek beni görmeden nasıl eve girebilirim?" diye düşünüp dururum. Kendimce çözüm yolları bulur, köpek beni kovalarken hepsini unuttuğumu fark ederim. Önceleri sevimliydi komşumun evinin avlusunu kendine yuva edinen sokak kadını köpek. Yavruydu, ayakkabılarımı ısırırdı falan, güzel günlerdi. Tabi şimdi kocaman oldu, bir o kadar da sevimsizleşti.

Geçen gün yine komşunun evinin avlusunu kendine yuva edinen sokak kadını köpek beni kovalıyor, ben yine kaçıyorum. O sırada "Gördü tabi güzel kızı, koşuyo peşinden huauahaahaha." diyor bir çocuk, ben kaçıyorum lan kaçıyorum, laf atacağına yardım etsene ey Ademoğlu! Kaçan bir kızı bir köpekten nasıl kurtarılır bilemedim şu an ama onun bilmesi lazımdı yani, bunu da mı ben söyliyim!

Ben hayvan düşmanı bir insan değilim, aksine severim de. Hele ki köpeklere bayılırım. Bazılarını içime sokasım gelir, o derece yani. Ama bu köpekten çok korkuyorum. Oyuncak bebekler sevilir mesela, ama Chucky'ye "Ay çok tatlooo, keşke benim oyuncak bebeğim de onun gibi olsa." diyen yoktur sanırım. Varsa benim küçük kardeşim Çaki'yi vereyim ona, Chucky'ye çok benzer kendisi.

Tek dileğim, bu köpek bizim komşumuzun avlusundan başka bir yerleri kendine yurt edinsin. Tabi komşumuz bu sokak kadını köpeği kendi köpeğiymişcesine beslemeye devam ettikçe bu köpek biraz zor gider. Acaba geceleri gizli gizli komşunun sokak kadını köpek yesin diye koyduğu yemekleri çöpe mi döksem? O kadar insafsız olamazsam sokak köpeği beni daha çok kovalar.


Beyza Nur

26 Kasım 2013 Salı

MASA ÖRTÜSÜ DRAMI

Cuma günü eve gelirken yazılılar bitsin öyle okurum/izlerim dediğim her şeyi gerçekleştirme, bunları yaptıktan sonra sms'i ay sonuna yetmeyen kız dramını yaşayan Nazlı'nın yanına gitme hayalleri kuruyordum ki eve gelip üstümü değiştirip yatağın üzerine atlamam ile birlikte bütün bu hayallerim aklımdan silindi. Cumartesi tüm gün mandalina yeyip bizim sözlükte dolandıktan sonra annem pazar sabahı kalkabilmem için beni yataktan kazımak zorunda kaldı.

Cuma ve cumartesiyi böyle boş geçirdikten sonra kendimi son yıllarını yaşayan yaşlı bir kadın gibi hissettim. Ki o an böyle hissetmemin tek nedeni bazı yaşlı kadınların hayatını yaşadığını, yani en azından çoğunun kalan vakitlerini namaz kılarak falan değerlendirdiklerini, benimse onlar bunları yaparken "Evren tesadüf eseri var olmuştur" falan diyerek arkadaşlarımın hepsini ateist yapıp arkadaşlarım arasındaki tek müslüman kalınca yediğim ve yemeyi planladığım her halta (banka soymak, o katil barbie resimlerini canlı modeller üzerinde denemek ve gerçekçi olmaları için adamları gerçekten kesmek vb.) rağmen biricik torbacı kocam ile huzurlu bir yaşam süreceğimi planlamakla meşgul olduğumu fark edememiştim. Ama mantıklı planlarım var aslında, her ne kadar kendisiyle sadece son sınavlardan önce yüksek alabilmek için iletişime geçsem de, bana torpil geçebileceğini düşünüyorum şu güzel yaşamak konusunda, sonuçta boru değil lan arkadaşlarının arasında tek müslüman kalmışsın. (Onları doğru yoldan benim saptırdığım detayını göz ardı ediyoruz gençler, e o kadar plan yapmışız, bir yeri de hatalı olsun bir şey olmaz dimi ama?)

Neyse ne demiştik, kendimi yaşlı kadın gibi hissetmeye başlayınca kalktım Tuğba ile dışarı çıktım. Yolda annem arayıp mutfak masası için bir buçuğa bir metre boylarında bir masa örtüsü lazım olduğunu söyledi. Biz de dönüşte masa örtüsü almak için bir dükkana girdik. İstediğimiz boyda örtü kesebileceklerini söylediler, annemin kesilmiş örtülerden isteyip istemediğini sormak için aradım ama telefonu açmadı.  İki üç kere aradıktan sonra "Böyle alalım bi şey olmaz canım ya." dedik ve başka bir dükkana girmeyi reddederek ölçüleri, deseni falan gösterdikten sonra abi birkaç müşterinin daha işini hallediyor olmasından dolayı "Bizim yandaki dükkandan da alıcaklarımız var o zaman biz biraz sonra geliriz." diyerek oradan çıktık. Sonrasında tekrar masa örtüsü alacağımız yere girdiğimizde yaklaşık iki üç kez "Bizim örtü nerede?" diye sordum ama adam cevap vermedi. Sonra eline bir örtü alıp önüme koydu. Ben "Bu benimki mi?" diye sordum yine bir iki üç kere. Deseni bizimkinin olması gereken desen, e adam da önüme bu bizimki dedikten sonra koydu. Dedim "Bunun bir buçuğa bir metre olması gerekiyordu, bu boylarda istemedim ki." Adam karşılık olarak biraz atarlı bir ses tonu ile "Sen ne istediğine karar vermemişsin kestikten sonra mı karar veriyosun?" Böyle beni azarlar gibi konuşunca ben biraz sinirlendim, örtünün yanlış kesilmiş olduğunu görünce biraz daha sinirlendim, haksız yere çıkıştığı için daha çok sinirlendim ve "Ya nasıl ya bu bildiğiniz kare (masa örtüsünü elime alıp iki ucunu üçgen olacak biçimde bir araya getirerek kare olduğunu gösteriyorum) alın işte tam kare olmuş hem de. Ben bir buçuğa bir metre olucak dedim size yani anlaşılmayacak bir şey yoktu! Yanlış kesmişsiniz gelip bir de bana kestikten sonra mı karar vericeksin diyosunuz!" diye ani bir çıkış yaptım. Normalde bu problemi insani yollarla hallederdim ama farketmeden baya bir çıkıştım, ani çıkışlarımdan işte adı üstünde.

Ben öyle birden çıkışınca Tuğba "Herkes bize bakıyo bi sessiz ol ben halledicem." dedi, ben de karşılık olarak "Ya yanlış kesmiş bi de bana bahane buluyo resmen" diye ona da bir çıkış yaparken alt kattan merdivenlerde elinde katlanmış bir örtüyü sallaya sallaya "Sizin örtü burdaa bendeydi pardon!" diye seslenen bir çocuk geldi. Sonra Tuğba girme krizine girdi. Ben de "Hayır madem sizde kaç kere sordum bizim örtü nerde diye neden cevap vermediniz?" dedikten sonra elim değmişken onu da azarlamayı planlıyordum ki Tuğba örtüyü çocuğun elinden alıp beni kasaya doğru itti. Kasiyer bizi kasadaki diğer dört müşterinin önüne alınca "Bizi çabuk atmak mı istiyosunuz dükkandan?" demeyi düşündüm, sonra bunun işime geldiğini fark ettim ve sesimi çıkarmadım.

Yolda Tuğba benle baya bir dalga geçti. "Neyse bir daha buraya gitmezsek bu günü hatırlamazlar bence, bir dahakine hatırlat başka yere gidelim." deyince Tuğba "Yok yaa, anan güzel mi canım senin, ben senle bir daha bir şey almaya gelmem." dedi. Neden ama ya Nazlı'nın ne zaman dışarı çıksak başına bir şey açıyor olmama rağmen hala en yakın arkadaşıyım.

Ha, bu arada, tahmin edebileceğiniz -ya da tahmin etmemişsinizdir, onu Allah bilir- gibi annem öyle kesilen örtülerden istemiyormuş. Kendisi masa örtüsü almaya tekrar gitti. Artık ben ne diyeyim?!

Beyza Nur

22 Kasım 2013 Cuma

BAŞLIK BULAMADIM, BEYZA SENDEYİZ :D

 Şu iki gün birazcık garip geçti. Aslında çok garipti. Baya garipti ya. Bence ben anlatıyım siz karar verin böyle olmuyo :D

Dün bi kızı, "saçların kötü olmuş, makyajını güzel yapamamışsın" veya "gözlerinin rengi ne ? Bi garip duruyolar. Benimkiler çok tatlı dimiii " gibi saçma sapan cümleleri üzerimde kullanınca dövdüm. Saçları falan hep elimde kaldı. Ama hak ettiiiii .

Düşük alıcam diye notumu okumadan hocaya " Hocam bari iki yapın ya lütfeeeğğn" diye haykırdım sonra notumun 89 olmasıyla hocaya kağıdı yanlış okuduğunu, bu notu almamın imkansız olduğunu söyledim ve sonra kağıttaki yanlışları bulup notumu 80'e indirttim. Bi de utanmayıp 80 aldığım için sevindim. ( Ama 80 de iyi not yaa )

Kızlarla gezerken köpek kovaladı. Hepimiz farklı yönden girdik ama köpek benim peşimden geldi. Biraz koştuk sonra ben nefesim daralınca durmak zorunda kaldım. Köpekte benimle birlikte durup yere yattı. Sonra ben bunun iyi bi fırsat olduğunu düşünüp yürümeye başladım. Köpek yine beni kovalamaya başladı.( Kendimi Mikelanjelo gibi hissediyoruum )

Okul çıkışında kavga varmış. Satırla gelmişler okulun önüne başka okuldan insancıklar. Bende yanlarından geçerken bağardım hep " Abi o kadar getirmişler satırları ben olsam birini kesmeden gitmezdim yani !! " diye. Öz güven patlaması yaşıyorum arada bir.

Not :Sınıfta tebeşir tozundan kafa bulmuş halimizle saçma sapan bağırırken burnuma bi tebeşir yedim. Sonra tuvalete gittim anlamsız bir şekilde. Orda bir kızın nefes darlığı varmış nefes alamıyodu. Bende yardım ettim. Arada sevap pointi kazanmış oldum yani. Sağ ol tebeşir atan insan.

Başka Not : Derste telefonu yanlışlıkla bile olsa açık bırakmıyoruz gençler. Hayır yani sonra arıyorlar falan benim gibi olmayın..

En Başka Not : Biraz çirkin olun. Sonra arkadaşınızın eski sevgilisi sizi seviyo. Bunu söylemek için de okul çıkışında yanınıza geliyo. Sonra arkadaşınızda size bağırıyor bissürü. Yüzüne falan bakamıyosunuz hiç.

Nazlıı

21 Kasım 2013 Perşembe

ANNESİ DEĞİŞİK VAMPİR ANILARI

Şu yazıya nasıl başlayacağımı düşünerek on beş dakika harcadıktan sonra "Başlamamalıyım belki de bu yazıya." dedim ve blogger sekmesini kapattım. Sonra kalktım, biyolojiden soru çözmeye başladım. Ama sadece başladım, iki soru çözdükten sonra  "Yazmam lazım benim yaaa." dedim ve kendimi bir şekilde yazmam gerektiğine inandırdım. Tekrar açtım kapattığım blogger sekmesini, durdum bir an, "Yayını nereden oluşturuyoduk unuttum abi yaaa ?" falan dedim kendi kendime. Tamam abartmayalım başlıyorum değilse yine kalkacağım bilgisayarın başından, sonra iki üç gün daha yayın girmek falan aklıma gelmeyecek, bu sefer gerçekten unutacağım yayınların nereden oluşturulduğunu.
---

16 Kasım 2013 Cumartesi

SIRANIN HAZİN SONU


"Uyumak, oyun oynamak, tuvalete gitmek istiyorum."

İlk önce neden böyle bir alıntı yaptığımı, akabinde neden Nazlı'ya "Yarın size gelirsem anneni ararım" dediğimi, ve en sonunda da neden Oski'nin önerdiği şarkıları dinlediğimi düşünelim. Ya da yorulmayalım düşünerek falan, hiçbirine bir anlam veremeyeceğiz sonuçta.

Sabah kalktığımda youtube'tan makyaj yapma videolarını izleyerek kendimi uyandırdım ama yanlış anlaşılma olmasın, okula rimel bile sürmeden gittim zira ben bu videoları izlerken servis bizim eve doğru ilerliyormuş.

Okula gidince direk sınıfa gidip arka sıradaki kızlar hakkında sanki onu demek için tüm gece beklemiş gibi "Şu kızların kafasından yaşamak istiyorum ya." dedim ve sanki tüm gece onu söylemem beklenmiş gibi bir "Onların kafası olduğunu sanmıyorum." cevabı aldım. Bunları hafif bağırarak söylemiş olmalıyız, duydular da birazcık. Ya da onların taklidini yediden yetmişe herkesin anlayabileceği bir şekilde yaptığımız için de ters ters bakmış olabilirler.

Ben ve Nurşi, dersi derste dinleyememe gibi bir problemi olan birtakım insanlar olarak, şüphesiz şu yazılı haftasını ikimizin bünyesi de kaldıramadı. Yine bir İngilizce dersi, "Bu hafta ölmediysem, garanti on yıl daha bana bir şey olmaz." derken ben Nurşi'ye, bir baktım sırada çarpılmış bir uzaylı, "İnanmıyorum ya bensiz uzaylı mı çizdin?" dedim (Böyle cümleler kurmuş olmam normal, dediğim gibi bünyem bu haftayı kaldıramadı.) Nurşi "O uzaylı değil Ay'ımsı bişiy." dedi. Sonrası hafızamda bir boşluk, tek hatırladığım Zeyzey'in bize, "Sizce de bu sıra için bile biraz zalimce değil mi?" diye sorduğu ve Nurşi'nin "Ben acıkmıştım sadece, Beyza'yı bilemem" diye bu soruyu cevaplandırdığı.

Aqua derken neden bahsediyorduk ve neden babasının gözleri ile ilgilenmiştik o an, ben neden çok konuşup kendime "çene" falan dedirtmiştim, ya da A. bu kadar kötü bir çizimle temsil edilmeyi hak edecek kadar ne yaptı, bunlar o çizimleri yaparken çok gerekli konular gibi geliyordu aslında.

Dipnot: Bu tabi ki Nurşi'nin sırası, benim sıram hiç bu kadar temiz olmadı.

Beyza Nur

12 Kasım 2013 Salı

HAKKIMDA YİRMİ GERÇEK

Uska beni yorumlarda mimlemiş, yorumlarda birini mimleyeni ilk defa gördüm ya Uska nasıl bir varlıksın sen? İşte, hakkımda 20 gerçek:

1. Şebnem Ferah'ın şarkılarını sevmiyormuş gibi yapıyorum ama seviyorum.

2. Adam akıllı oturup bir blog yazma fikrini bu blogu okuduktan sonra düşünmüştüm ama bu blog çıktı ortaya. (Ve sanırım yayınlarının yüzde doksan kadarını okudum.)

3. Arkadaşlarımla konuşurken moda ve aşk hayatı ile ilgili sohbetlerinden çok sıkılıyorum. Ayrıca samimi olmayan diyaloglardan nefret ederim.

4. Sevdiğim bir kitabı veya yazıyı, artık okumaktan sıkılana kadar okurum.

5. Kendi kendimi gömerim arada. Ama bunu kendimle barışık olduğumdan falan değil, karşımdakinin beni küçük düşürebilecek herhangi bir şey diyeceğini hissettiğimde veya benimle dalga geçmesine fırsat vermemek için yapıyorum. Kendimle alay ederken aklımdan geçenler: "Kendi kendimi gömüyim de kimsecikler beni gömecek bir konu bulamasın. Hihihi"

6. Yıllardır herkes telefobim var sanıyor da yok aslında öyle bir şeyim. Telefonla konuşmaktan ölümüne nefret ederim. Mesajlaşmak iyidir iyi!

7. Biri ile arkadaş olabilmem için sadece espri anlayışımızın aynı olması yeterli. Zaten biriyle birazcık konuşsam hemen kanka olurum. (En güzel örneği son iki yazımda adı geçen 'sıradaş'. Bak bu yazıyla üç oldu. Biz senle aynı yemekhane kuyruklarını çektik, aynı hocaların azizliğine uğradık, az şey mi bunlar?)

8. Gıcık olduğum insanlara muhalefet olmaya bayılırım.

9. Beden dersi en çok zorlandığım ders, hatta bir keresinde hoca derse girmesin diye dua falan etmiştim.

10. Ben çok güzel "Hastayım misafirliğe gitmeyelim, senin arkadaşlarına da bulaştırmayalım." taklidi yaparım, annem de çok güzel yutmuş taklidi yapar. Süper ikiliyiz biz.

11. Fizik dersini çok seviyorum. Testleri kazık gibi, yazılıları belki zor olabilir, arada fizikçi gıcıklık yapıyor olabilir, ben de bazen derste uyuyor olabilirim, ama seviyorum ben fiziği. Boş zamanlarımda hobi olarak fizik çalışırım.

12. Ben Dark Shadows vampiriyim, olmadı Saftirik Vampirin Günlüğü, hiç olmadı Bakıcım Bir Vampir ama Alacakaranlık'la alakam yok.

13. Ezra ile tek ortak özelliğimiz: Disney Channel. The Suite Life On Deck final bölümünü beraber izlemiştik, o günden beri televizyon izlemiyoruz beraber sanırım.

14. R5 grubunun bateristi genelde arka planda kalıyor diye çok üzülüyorum ben. Bir de dördü kardeş, baterist kardeşleri değil ya hani, dışlamıyorlar normalde ama ben dışlıyorlarmış gibi hissediyorum tuhaf bir şekilde.

15. Gurur duyduğum ama aslında hiçbir işe yaramayan hatta en gereksiz iki özelliğim: Sprouser ve Hunidaş olmam.

16. Teoman bir, Alex Turner iki, bayılıyorum ikisine de.

17. Kendini beğenen, megaloman, başkalarının hatalarını yüzlerine çarpmaktan zevk alan herkesten nefret ediyorum.

18. Performans ödevlerinin teslim tarihinin son üç gününe girmeden ödevlere odaklanamıyorum.

19. Saçmalama fobim var ama sürekli saçmalıyorum ve çok zor bir durum. Ve bir de saçmalamak fiilini çok kullanıyorum. Ha bir de bir ara deli olmaktan korkuyordum, sonradan kendime "Ne biçim şeylerden korkuyosun kızım sen, başka korkucak şey mi bulamadın sen?" dedim ve akışına bıraktım. Şimdi çok mutluyum. Zaten sülalemdeki çoğu kişi deli (biraz kaba oldu ama kusura bakmayın bildiğin uçmuşsunuz siz) ben de geleceğin en sağlam deli adayıyım. Ayrıca potansiyel şeker hastasıyım.

20.  Hayal kurmayı çok seviyorum ama bazen kendim bile hayallerime "Oha lan uçma bence bu kadar." diyorum.


Beyza Nur

10 Kasım 2013 Pazar


10.11.2013

Bu gün yolda giderken kimseyi gülerken veya mutlu görmedim. Olması gerektiği gibi..
Sen gidince herkesin yüzü solgun, üzgün ve donuk. Sen gidince herkes yorgun.
Soğuk bir gün. Hava bile üzgün, o bile kırgın.
Sen gittin ya atam, o yüzdendir herkesin acısı,
Sen gittin ya atam, o yüzdendir kırgınlığı.

Nazlıı


9 Kasım 2013 Cumartesi

HAFIZA KARTI İLE YAPILAN DENEYLER VE BEN

Tostun bile Cole'la fotoğrafı var :/
Sizce Beyza'ya son iki gündür neler olmuştur?

a) Bilgisayarını neden değiştirdiğini unutmuştur; beraber yuvarlandığı, bir sürü oyun yüklediği, dinlediği her şarkıyı indirdiği, hunharca kullandığı ve bu sebepten üç ayda bir format atmak zorunda kaldığı bilgisayarına "Onla çok anılarımız var lan." deyip geri dönmüş, internete bağlanmak için canla başla mücadele verirken neden değiştirdiğini hatırlamıştır.

b) Geçen yazının sonuna not olarak iliştirme gereği duyduğu yemekhanede gereksiz uyarılar gönderen sıradaşla kanka olmuş, öğle arasında sıradaşla konuşmaktan yemeğini yiyememiş, beden eğitimi dersine geç kalmış, zaten her hafta bir bahane bularak beden dersinden kaytardığı için kendisine sinir olmuş öğretmenini iyice sinirlendirmiştir.

c) Lacivert ojelerini el tırnaklarına “Beyza’nın şu zamana kadar en düzgün oje sürme çalışması” olarak nitelendirebileceğimiz şekilde sürmüş ve daha sonra ayak tırnaklarının ojesiz olduğunu fark edip, ayak tırnaklarına oje sürmek yerine ellerindekini çıkartmıştır.

d) Telefonun SIM kartı yerine hafıza kartı koyarsak ne olacağını merak etmiştir; bunu denemiş ve sonrasında hafıza kartını çıkartamamıştır.

e) Evdeki cips zulalarının bittiğini fark edince yeni bir zula oluşturabilecek miktarda cips almak için sınavlara çalışırken sık sık kullandığı “Evli ve çocuklu, bu sebeple saçını yapamamış kadın topuzu” ile markete gitmek üzere dışarı çıkmış, yolda bir arkadaşını görüp konuşmaya başlamış ve sonra kendini o iğrenç topuz ile arkadaşının kuzeninin halasının düğününde bulmuştur.

Cevap: Beyza maldır, hepsini yapmıştır. 

Kendime not: Test çözerken post yazma, sonra saçma sapan şeyler çıkıyor ortaya.
Okuyana not: Gençler SIM kartı yerinden şu hafıza kartını nasıl çıkarabileceğim hakkında fikri olan var mı? Yarım saattir uğraşıyorum.
Düğün salonu sahiplerine not: Lütfen salonlarınızı bizim marketin iki sokak ötesine falan açmayın, benim arkadaşlarım “Saçım kötü”den anlamıyorlar çünkü.

Beyza Nur

7 Kasım 2013 Perşembe

N.T.S. VE OKUMA SEVDASI

Şu hayatta bana gelen mesajları benden çok merak edip benden önce cevaplayan üç insan tanıdım: Nazlı, Tuğba ve servisteki kız.

Nazlı'ya bir şey demiyorum, diyemiyorum daha doğrusu, korkuyorum ama ben.

Tuğba'yı çözebilmiş değilim. Geçen gün resmen gelen mesajları ilk ona okutmuyorum diye bana çıkışmıştı. Hatta o çıkışmayı yaparken gelen mesaj sesi ile telefonumun üstüne atladı. Abartmıyorum, çok ciddiyim. Tuğba'nın yatağının üstünde duruyordu, baya baya telefonun üstüne atladı. Baksın tabi, lafım yok.

Veeee, en sevdiğiniz: Servisteki kız!
Kendisi mesajı okuyamadan kapatınca "Dur bi göremedim." diyebilmiş mübarek bir insan. Ona bir şey söylemek istemiyorum, saygım sonsuz ona. Sadece "Al, bak içinde kalmasın!" diye terslemiş olabilirim birazcık. Ama yani çok samimi olmadığınız birinin mesajlarını okunmaz, ya okunsa bile "Dur bi göremedim." denmez, çaktırmadan bakılır.

Buradan siz üçünüze sesleniyorum: Valla size kızdığımdan yazmadım bu yazıyı. Öyle okumaya değecek değerde mesajlarım olsa amenna! Ama işte benim öyle özel bir şeylerim olmadığı için ben üzülüyorum. Siz "Aman bu ne ya saçma saçma diyaloglar, Allam ya ne kadar gereksiz bir konuşma bu. Hayır sevgilisi ile falan da konuşmuyor ki böyle biz bakınca rahatsız olsun, rahatsız da olmuyo pislik." diyorsunuzdur içinizden diye korkumdan, mesaj atarken kasıyorum. Siz bakıyorsunuz diye kendimi düzgün bir şeyler yazmak zorunda hissediyorum.

Dip not: Ya da vazgeçtim, üçünüze değil, ikinize sesleniyorum. Nazlı'nın gazabından korkarım ben.
Dibin dip notu: Yemekhanede, "Bak o tabağı alma, o tabağa az koymuşlar, aç kalırsın sonra." diye gereksiz ama sempatik uyarılar gönderen sıradaş, cansın.

Beyza Nur

5 Kasım 2013 Salı

Kötü Kötü Anılar Ve Beklenmedik Kişilerden Gelen Zombi Bakışları

"Ben, ben üzgünüm ama... bu yanlış.  Aslında benim ol isterdim çünkü... Senden gerçekten etkilendim, açıkçası seninle annemin hakkında 'Onu bu havada giyme, deliklerinden hava alır, üşürsün.' dediği yırtık kotu giyersem çok uyumlu oluruz. Belki beraber Aysu'nun doğum gününe de gidebilirdik. Ama sen, sen kankamın bebeğisin. Onun bebeğini alamam, bu çok yanlış olur. Ve seni kankamla beraber kullanamayız, hiç hoş bir görüntü olmaz.  Eminim benim bacaklarımda daha güzel dururdun. Sana tüm harçlığımı yatırmaya hazırım ama dünya buna hazır değil. Çünkü Nazlı sevgilisini çalsam kızmaz ama botlarının aynısından alırsam beni öldürür, anlıyor musun beni? Ve beni seven insanlar da var bu dünyada, onları da düşünmeliyim; o kadar bencil olamam! Şimdi seni burada bırakıp gitmek zorundayım çünkü mağaza görevlisi bana kötü kötü bakıyor. Hem, sanırım mağazadaki insanlar da bu durumdan rahatsız."

"Evet, öyleler."

"Dur sana bi' sarılayım"

"Dur, hayır! Unutma o kankanın aşkı!"

"Peki o zaman gidelim, bu mağaza bana acı veriyor."

---

Şu şarkıyı ne zaman dinlesem bu kötü hatıram aklıma geliyor. Şarkıyı çok seviyorum ben, çok dinliyordum eskiden. Tabi şimdi dinlemiyorum o kadar. Bazen, ders çalışırken, rastgele bir şarkı çalıyor, o da bu şarkı oluyor (Sadece bir kere oldu ama neyse) ben de değiştirmiyorum. Eskilere dalıp gidiyorum, kalbim acıyor. Sen benim olmalıydın Nazlı'nın ayakkabısı!




Beyza Nur


3 Kasım 2013 Pazar

BEN YOKSAM BİR KİŞİ EKSİKSİNİZ.



Çook uzun zamandan beri gelmiyorum ben buralara. Bir ' Bloggerdan soğuma evresi ' atlattım. Girmek istemedi hiç canım. En sonunda bu gün " Yeter artık Nazlı. Blogger a girsen artık !!" dedim. İyi kide demişim yani. Özlemişiiiim :))

Ben yokken ( Bayramdan sonra oluyo bu herhalde ) Beyza boş bırakmamış yerimi. Yazmış da yazmış. Birazını da göndermiş tabii. Hatta benim bi tane yazımı göndermiş eski yazılarımdan. O yazıyı aynı bilgisayardan okumak benim canımı acıtmadı değil. Bi değiştiremedim bilgisayarı. Sonra bir de Melihciğimle saçma sapan karşılaşmalar yaşamış ve kendisini burada gömmüş. - çok ayıp yani. Yakışıklı insanlar gömülmemeli. - Hatta Bayram dönüşü mesajlarım - Facebook'dan tabiki- cevaplanmamıştı. Onun nedeni de bilgisayarını köyde unutmasıymış. Sonra mim yapmış. Johhny Deep'in onunla evlenmesini ve ona pudink yapmasını istemiş - Hayır evlenmeyi geçtim dee milyarlık adam sana pudink mi yapcak!! - Yeni montunun üzerine de kuş pislemiş. Telefonu da bozulmuş. Amaa ben burada olmadığım için bunların hiçbirini bilmiyorduum. ( Tamam bazılarını biliyordum ama o da dedikodu şeysi yanii. O kadar da olsun. ) Sonra takip ettiğim bloglar da bissürü şey yazmış ama ben okumamışım.

Sınavlardan zaman kaldıkça yazı yazmayı düşünüyorum. Ama okumayı ve yorum bırakmayı aksatmam ;)
-Sınavlara çalışma zamanımı bi yerlerden kısarak azaltmak zorundayım hiç kusura bakmayın.-

nazlıı

2 Kasım 2013 Cumartesi

KARMAN ÇORMAN MADDELER-4

1- Son üç gün gerçekten güzeldi. Yani sonuçta yeni montumun şapkasına kuş pisledi, telefonum bozuldu, arkadaşlarımdan biri ile küstüm, kitap okuyamadım.

2-  Neden bilmem, gözlerim yanıyor.

3- Yazılı tarihlerinin çok yaklaşması sonucunda tutuşan eteklerim beni sabah beşte uyanıp kimya çalışmaya kadar sürükledi.

4-@2 nin sebebini buldum gençler,  uykusuzluk ve fazla bilgisayar başında kalma karışımı bir doğa olayı. Doğa olayı olmaya da bilir.

5- Geçen ay, ay ortasında SMS paketimi bitirdiğimde mesaj atan herkese, "La sms bitti, bi dahaki aya inşallah canım yaa." yazarak TL'mi de bitirip, bu ay sms paketimin yenilenmesini engellemiş bulunuyorum, vatana millete hayırlı uğurlu olsun.

6- Dream TV'de bu hafta sonu ne hafta sonu merak ediyorum ama kalkıp televizyonu açıp da bakmaya üşeniyorum, iyi mi?! En iyisi ben yarın sabah annemler tekrar televizyonu açtığında kumandayı çalıp bakayım.

7- @1'in hakkının yenmemesi gerektiğini düşünüyorum, bence çok iyi bir madde, son üç günümün özeti.


Beyza Nur