31 Aralık 2013 Salı

OKUL BÖREK İLİŞKİSİ

Zaten üç günlük dünya, biri şu Ecem'i
başımdan alsın. :/
Sabah içimde sebepsiz bir mutluluk vardı, beş dakika aralıklarla "Çok mutluyum ben bu gün." diyordum. Sonra matematik dersi gördük, sonra ingilizce, sonra biyoloji, bütün hayat enerjimi sömürdüler el birliği ile. Okuldan çıkınca da mutluydum ama sabahki mutluluğumun yüzde ikisi falan kalmıştı elimde. Okul benim mutluluğumu azaltıyor ama bunu kimse anlamıyor.

Zaten insan neden okula gider ki; okul hayatımızı kısıtlayan, bir sürü kurallarla dolu, kavga ettiğimiz arkadaşlarımızın sınıfa getirdikleri börekleri yemek için çaba sarf ettiğimiz (bunu sadece ben yapıyor da olabilirim, ama börek güzeldi şimdi, küslük falan anlamam, yerim adamın böreğini) saçma bir yer sonuçta. Şu an şu konuşmayı yaptıktan sonra okula falan gitmem bi daha. Ama börek var ya olmaz, börek olmasa neyse.

Börek demişken, bu yıl da yeni yıla akrabalarla beraber çekirdek çitleyerek giriyoruz, çok eğlenceli! :(

Ecem'in başından da beni alın tabi :/
Börek dedikten sonra aklıma neden yeni yılın geldiğini de açıklayayım: Benim için yeni yıl = Yemek. (Böyle de iğrenç bir insanımdır.) Her yıl yeni yılı en büyük amcam (Üç amcamın arasında diğerlerine nispeten daha konuşulabilir olan) ve onun ailesi ile kutluyoruz. Ki ben bu durumdan son derece memnunum, onun eşi çok güzel yemek yapıyor, bize geldiklerinde börek çörek sarma falan filan getiriyor. Sadece annemin yaptıklarıyla yaşamaya çalışırsak ölürüz, yani az yaptığından değil de, hadi anladınız siz. İnşallah bu yıl sevdiğim yemeklerden yapar yengem.


Neyse lafı çok uzatmadan sonuca bağlıyorum gençler: Allah'ım yeni yılda daha az biyoloji lütfen, amin.

Ya, Ecem baya baya benle sınanıyor galiba. Ne diyim, Allah sabır versin.

Beyza Nur

29 Aralık 2013 Pazar

BU DA MI TESADÜF?!


Başlık bulamayan kızın dramı vol: 562139...

Pazartesi  -salı da olabilir tam emin değilim- Zeyzey ile kavga ettik ve o okuldaki en yakın kız
arkadaşlarımdandı ama bazı özel sebeplerden dolayı -aslında çok da özel değil tüm okul biliyor sadece anlatmaya üşendim şu an çünkü çok uzun, ayrıca çok saçma- bir daha konuşmamamız gerektiği kararını aldım ve sanırım bu kararımda son derece haklıyım -hayır, hayır hayatımda verdiğim en mantıksız karardı, ama yanlıştı diyemem- ve hiç de pişman değilim, önümüzdeki on yıl içinde onunla herhangi bir diyaloğa girme gibi bir planım da yok.

Yazının geri kalanına öncelikle sadece tek bir nokta kullanarak oluşturduğum bu uzun paragraftan dolayı kendimi tebrik ederek devam etmek istiyorum.

Pazartesi günü çıkışta -tabi eğer salı günü kavga ettiysek salı günü çıkışta oluyor.- tuvalette Zeyzey ile karşılaştık. Biraz konuştuktan sonra tekrar tartışmaya başladık. Aslında ben kavgamız sadece lafla olur sanıyordum tabi arkadaş bana bir takım elle temas girişimlerinde bulununca ben de refleks olarak Zeyzey'in saçlarını kapıp tuvaletin kapısının önünden klozetlerin önüne kadar sürüklemiş falan olabilirim. ( Ben kavga etmeyi sevmem ama ben onun saçlarını kapmasaydım o benim saçımı kapacaktı. Sonra bana demezler mi "kalıbından utan sen nasıl bu kızdan dayak yedin, bu sana yumruk sallasa yüzüne yetişmez eli." Ama o kız gerçekten güçlü, bilek güreşinde falan beni hep yeniyor mesela.) Sonra bizim sesimizi duyan Nurşi tuvaletten çıkıp kavga yok gibi bi şeyler söylemeye çalışmış olabilir, sonra ben onun tepkilerine gülerken birazcık kendimden geçmiş olabilirim, o sırada tuvalete giren iki kız bu halimize bir anlam verememiş olsa gerek bana zombi bakışları atmış olabilirler, ertesi gün okulda Zeyzey, Berat'ın önünde otururken Berat'a "Ben şimdi çıkışta bunu dövcem sen beni tut tamam mı?" falan demiş olabilirim, o da bana "Manyak mısın kızım sen?!" demiş olabilir, olabilir yani böyle şeyler gençler hayat bu.

Ama şu olamaz:
Yani ne bu? Yılbaşı çekilişinde 31 kişilik sınıfta başka kimse yokmuş gibi gidip Zeyzey'i çektim. (Teknik olarak çekmedim aslında. Bir kişi iki tane kağıt almıştı, açmadan birini kutunun içine bırakırken masaya düştü ve ben de masadan aldım. Sonuç: Zeyzey'e hediye alıyorum! Yok ebenin şeysi. Abi öldürün beni ya.)

Bu kağıdı ölene kadar saklamayı planlıyorum. Hatta ibret alsınlar diye torunlarıma miras olarak bile bırakabilirim bunu. Kim bilir, belki bu kağıdın verdiği ibret sadece torunlarımla sınırlı kalmayıp, bir müze aracılığı ile halka açık bir ibret alma objesi haline gelebilir.

Nurşi'ye kalırsa bu bana kaderin bir oyunu, Oski'ye göre ise ben cenabetim. Bence her iki teori de doğru çünkü bildiğiniz gibi evren benle sürekli bir iletişim halinde, bir mesajlar yollamalar falan ; öte yandan herkes nasıl başı boktan çıkmaz biri olduğunu bilir, yani var bir bende uğursuzluk.

Yılbaşı hediyesi olarak ona gidip biyoloji test kitabı almayı düşünüyorum, biyolojiden de nefret ederdi, çözüp çözüp beni hatırlasın.

Beyza Nur

25 Aralık 2013 Çarşamba

ŞARJ ENTRİKALARI

Bazen kendime şaşırmadan edemiyorum. Okuldaki halimle evdeki halim arasında çok fark var. Okulda çok entrika çeviren biriyim. Böyle kimseye zararı olacak şeyler yapmıyorum tabi, yani en azından çoğu kişiye zararı dokunmaz, dokunursa da yanlışlıkla olmuştur, öyle yani. Ama hani Hürrem senin yanında halt etmiş dersiniz bir okuldaki halimi görseniz. Gel gelelim evde şarjı telefona bağlayıp prize takmayı unutan, bir saat sonra geldiğinde bu telefon neden açılmıyor deyip şarjı prize takmayı unuttuğunu fark eden bir insanım ve bunu sık sık yaparım. Bunu neden anlatıp sizi şu an kendimden soğuttum bilmiyorum, ama bilin yani ben aslında nasıl bir insanım. Bu çok alakasız konumuzla, konumuz şu:







Bunu gördükten sonra anneme gösterdim (Bunu neden yaptım bilmiyorum, annem yanımdaydı, iç sesim dış sesim olmuş, annem de onla konuştuğumu sanınca ona sormuşum gibi oldu.) “Şimdi ben de mi o face'teki fame çocuklardan elit bi insanım yani?” dedim, annemin aslında sen iyi kızsın, senin klasını çevre düşürüyor dedi, sonra da dedi ki, o seni bi istisna olarak kabul edip o cümleyi yazmıştır, dedi. Bir de açıkladı hanımefendi “Çünkü benim çocuğumsun diye beynim senin aslında benim gibi olduğunu fakat çevrenin seni kötü etkilediğini düşünüyo olabilir.” Yani bunun gibi şeyler dedi, sonra da “Ben Ezra’nın ödevlerine bi bakıcam. “ dedi gitti. Koydu lafı gitti. Onun acısıyla dolaştım tüm gün. (Aslında annem haklı ama her doğru her yerde söylenmez ki canım, bunu da mı ben söyliyim!) Zalimsin anne!!

Beyza Nur

24 Aralık 2013 Salı

TÜKENMİŞ BEYİNLER

Sabah ilk iki ders matematik yaaa.

Oha bizim de, ortak yönümüz aşkım (Burada bir incici gülüşü var)

Böyle ortak yön olmaz olsun...

Niye ya?

Matematik diye ortak yön mü olur, bu ilişki yürümez ben sana söyliyim.

İlişki yürümez ki zaten (Tekrar bir incici gülüşü.)

Sen böyle iğrenç espriler yaparsan yürümez tabi.

Dur dur bi de şu var. "'Açsan çiğ köfte söyliyim mi?' 'Benimki acısız olsun' 'Kusura bakma kanka dost acı söyler'" (İncici gülüşünün de içine ederek gülüyor tam burda. Ben de hayattan soğuyorum.)

Sen burda bekle istersen çiğ köfteler gelsin, ben de atlayıp geliyorum. Kıpırdama ama dur burda, beni durdurmaya gelirsen polisi ararım.

Atlamayaydın keşke, beraber fantezi of ekşın yapardık.

Defol git burdan. Sabah ilk iki ders matematik zaten, bi de sana beynimi harcatmam, harcattıramazsın!


Beyza Nur

22 Aralık 2013 Pazar

HAYATI KARARAN GENÇLER VE NAZLI

  



Pek bir şey anlatmaya gerek yok aslında. Her şey apaçık ortada. Nazlı genç bir Oski'nin daha hayatını kararttı. Zalimsin Nazlı!
Nazlı'dan Not: Kimse benim sefgilime sarkamaz. Pıçaklarım ! -_-

Beyza & Nazlı

21 Aralık 2013 Cumartesi

Loretta ve Ayşe e. Mimi

1- En sevdiğin renk?
Beyza: Mor tabi ki, ama koyu mor, çok koyu morlar.
Nazlı:  Siyah ve mavi, siyah bana sonsuzluğu maviyse özgürlüğü hatırlatıyo. Bende ikisini seviyim tam olsun dedim :)

2- En sevdiğin çiçek?
Beyza: Papatyayı çok seviyorum, ama toplamasını. Tuhaf ama öyle.
Nazlı: Ya ben çiçek sevmem, ağaç severim. Ağaçlara aşığım mesela. Ama çiçekte ağaçtaki kadar yoğun sevgi yok bende.

3- En sevdiğin yemek/sebze/içecek?
Beyza: Burada üçünden birine mi cevap vercez, üçüne de cevap vermemiz gerek anlamadım ben -_- Bu yüzden ben puding diyorum, üçü de değil ama tabi canım sağolsun yaa.
Nazlı: Çikolatayı sebze olarak sayamaz mıyız ki ?

4-En sevdiğin yerli/yabancı şarkı?
Tek cevap: Biz- Aklım Nerede? ve Arctic Monkeys- Brainstorm

5-En sevdiğin komedyen?
Beyza: Ata Demirel diyelim de ayıp olmasın. Ata Demirel demezsem neden ayıp olacak bilemedim şu an ama ilk aklıma geleni yazmalıyım dedim. Çok saçma oldu yine.
Nazlı: En sevdiğim Cem Yılmaz.

6-En sevdiğin kız/erkek ismi?
Beyza: Ben Dilan ve Burcu isimlerini çok seviyorum ya. Kız çocuğum olursa adını Dilan, erkek çocuğum olursa adını Burcu koyarım. (Sakın Burcu kız ismi demeyin, biliyorum. Bu yüzden erkek çocuğum olmasından çok korkuyorum.)
Nazlı: Kızlarda Açelya ve Kumru isimlerini çok severim. Erkek de Kayra ismini çok seviyorum.

7-En sevdiğin kitap?
Beyza: Aklıma direk "Tol" geldi. Bitmesinden korkup, bitince de "Abi niye bitti yağğ ne güzel okuyoduk işte amaaa." diyip son sayfasını nedensiz bir şekilde tekrar okuduğum, üçüncü kez okumaya yeltendiğimde cümlelerden bazılarını ezberlediğimi fark ettiğim kitaplardandı benim için. Ne, siz kitaplar bitince öyle tepkiler hiç vermiyorsunuz sanki -_-
Nazlı:Ay bunlar çok zor ama :D Hepsini seviyoruuum :D

8- En sevdiğin yerli/ yabancı oyuncu?
Beyza:  Özgü Namal, onu bir arkadaşıma benzettikten sonra ona karşı bir sempati beslemiştim, ondan seviyorum, tabi oyunculuğuna lafım yok :) Diğerini bloga bir kez olsun girmiş olan insanların bile fark etmiş olduğunu düşünüyorum ama söyleyeyim yine de, Dylan Sprouse, ay aşkım yaaa, tamam sakinim.

9- En sevdiğin yerli/ yabancı film?
Beyza: Daha önce de Dark Shadows vampiri olduğumu söylemiştim. (Ben aslında Johny Deep, aynı zamanda Alex Turner ve Miss Vampiring, bende kişilik bölünmesi var.) 
Nazlı: Şu sıralar çok film çıktı. Daha izleyeceğim çok film var ama şu ana kadar izlediklerimden Benim Dünyam'ı çok beğenmiştim.

10- En sevdiğin yerli/yabancı dizi?
Beyza: Dizi kültürü yakışıklı çocukların oynadığı dizilere birkaç bölüm baktıktan sonra bir daha izlemediği dizilerden oluşan bir kızdan bahsediyoruz şurada, isterseniz söylemeyim ne izlediğimi. (daha doğrusu ne izlemediğimi.)
Nazlı: Televizyonun başından kalkmayan biri olarak bütün dizileri takip ettiğimi söyleyebilirim. Ama en çok Bende Özledimm.

11- En sevdiğin şehir?
Beyza: İstanbul, hatta en sevdiğim ilçesi oturduğum ilçe, en sevdiğim mahallesi de oturduğum mahalle. Tamam o kadar da değil, İstanbul'u seviyorum ama.
Nazlı: İstanbul.

12- En sevdiğin gazete/gazeteci?
Beyza: Bu soru olmamış valla bak, ilk önce bir soracaksın "Gazete okuyo musun kardeş sen?" diye, evet derse onu zor durumda bırakmak için "Yalan söyleme lan, görmedim ben hiç senin elinde gazete falan. Madem okuyosun söyle bakıyım en sevdiğin gazeteci kim?" diye bir daha soracaksın. Biri şu soruyu değiştirsin.
Nazlı: Pek gazete okumuyorum. (Oha lan cevaba bak :D )

13- En sevdiğin mevsim/gün/ay?
Beyza: Yaz, mümkünse temmuz, değilse ağustos da olur, ama haziran olursa şartlarım var, karneler verildikten sonrası benim sevdiğim bölümü... En sevdiğim gün de cumartesi, pazarı sevmiyorum ya, ertesi güne yetiştirilecek ödevler oluyor hep, götüm tutuşuyor benim pazar günleri bu sebeple.
Nazlı: Sonbahar / eylül / fark etmez yani :D

14- En sevdiğin kıyafet/ kıyafet tamamlayıcısı/ takı?
Beyza: Bu mimi başlatan bir moda blogger'ı mı acaba?.. Hayır, o zaman gazeteci de olabilir, malum 12. soru falan. Ben mi saçmayım yoksa cidden bu mimi moda blogger'ı bir köşe yazarı mı başlattı? Biri cevap versin -_-
Nazlı:Kıyafet modaya göre değişiyo tabi. Ee tamamlayan şey de kıyafete göre değişiyo. Takı zaten kıyafete bağlı Bu nasıl soru yağğğğ :D

15- En sevdiğin makyaj malzemesi/bakım ürünü?
Beyza: Tamam anladım, bu mimi cidden bir moda blogger'ı gazeteci başlatmış. Ben 14. soruda senle biraz dalga geçmiş gibi oldum sayın bay/bayan moda blogger'ı gazeteci, ama öyle değil, ben şaka yapmıştım orada gerçekten moda blogger'ı şeysi olduğunu bilmediğim için, valla bak.
Nazlı: Seyirciye sorma joker hakkımı kullanmak istiyoruum.

16- En sevdiğin çizgi karakter?
Beyza: Ben şimdi size yeni nesil çizgi karakterlerden söylerdim ama yanlış anlarsınız, üç yaşında klavye kullanmayı öğrenip blog yazmaya başlamadım, sadece iki yaşında mı ne, yaşını hesaplamayı 3 aylık olduktan sonra bıraktığım ama şimdi yazma gereği duyunca hesapladığım bir kardeşim var da, o izliyor çizgi film, ondan biliyorum onları cidden bak, neyse tamam ya; Sünger Bob Kareşort.
Nazlı:  Ay nasıl ayırcam ki şimdi :D Aralarından birini seçmem gerekirse Bugs Bunny derim :D Ama şeyi de seviyorum ben hani böyle bipbip li şeyi kovalayan kurt gibi şey. Neydi ki o :D

17- En sevdiğin anı?
Beyza: Yazın plajdayken 40'lı yaşlarda bir adam 6 tane kızı plaja getirmişti. Sonra bir takım samimi hareketlere girince biz hemen Nazlı ile dedikodularını yapmıştık. Akşam olunca onların bizim yazlıkta komşumuz olduğunu ve o altı kızın adamın yeğenleri olduğunu öğrendik, dayılarının/amcalarının yanına birkaç günlüğüne kalmaya gelmişler meğer. Ben adamı tanımıyordum ama. Komşuluk ilişkileri cidden zayıfladı.
Bak bir tane daha geldi hemen aklıma onu da yazmalıyım:
Bir ramazan günü. Nazlı: "Kanka yuttum yuttum, su yuttum lan su yuttum, tabancandan gelen su ağzıma girdi." Ben: "Adalete bak lan, ben burda sucuk gibi oldum ağzıma bi damla su kaçmadı, sana ilk fışkırttığım suda ağzına girdi. Böyle ıslanma olmaz olsun." Nazlı: "Lan orucum bozuldu laaaann..." Ben: "Yanlışlıkla olmuş bi şey olmaz. Allam benim ağzıma kaçmalıydı o su, ben sadece 2 bardak su içmiştim dün gece sahurda, benim hakkımdı o bir damla su." Sonra Yusuf bana ters ters bakıyor, "Oynamıyorum ben sizle ya..."
Nazlı: Ay ne zor sorular yaa :D

18- En sevdiğin özelliğin?
Beyza: Bu soruyu okuduktan sonra "Kendimde sevdiğim bir şeyler olmalı, hadi aklıma gel sevdiğim özelliklerim, hadiii..." falan dedim kendi kendime, gelmedi. Sonra dedim ki, acaba kendimde en sevdiğim özelliğim kendimde sevdiğim bir şeyin olmaması deyip insanların kafasını mı karıştırsam. Sonra aklıma "Olmuyosa zorlama bence." sözü geldi, bıraktım.
Nazlı: Bi şeyi söylüyosam arkasında durabiliyorum. Ama çok mantıksız şeyler söylüyorum. Allam ya benim karşıma benim gibi insan çıkarmazsın inşallah. Amin..  ( Bi de biz beyza'yla bi karar almıştık kndimizi gömüyoruz başkası bizi gömemiyo. Çok akıllıyız .s.s )

19- En sevdiğin his?
Beyza: Ben her hissi severim ya his sonuçta hepsi his hepsinde bir şeyler hissediyorsun, demeden önce kaçın buradan çabuuukkk!
Nazlı: Yarım saattir o hissi nasıl anlatacağımı düşünüyorum hala bulamadım. Hani böyle güzel bir şey olur, bi an düşününce mutlu olduğun bir şeyi düşünürsün, ruhuna huzur veren tarzda bi müzik dinlersin veya seni mutlu edicek ne varsa onu yaparsın ve içinde böyle bişeyler olur , her nefeste bi daha doğarsın ya işte o neyse onun gibi bişeyler şeysi. Adı ne ki o hissin. Ad koyun şuna laa. Ay tamam sustum -_-

20- En sevdiğin canlı?
Beyza: Alex Turner, tam olarak insan değil o insandan üstün bir şey, tam çözemedim şu an ama canlı yani, canlı olduğundan eminim, biyolojim kötü olsa da o kadarını anlarım yani.
Nazlı: Ay bilemedim şimdi. Köpek galiba. Kedi de olur bak. Ağaç mı ki ? Mikroskobik canlılarda fena değil ha. Sesleri çıkmıyo adamların.
---

Geçen mimde Duygu mim yaparım demişti, ama bir baktım bu mimi zaten yapmış :) Eceğğeğemm ben onu mimlemeyince yazmıyor onu keşfettim, onun dışında Huysuz Cüce olmadan asla :) Küçük Prens, bu kişileri an itibariyle mimledim, hayırlı uğurlu olsun.

Beyzanur & Nazlı Can

19 Aralık 2013 Perşembe

BU BLOGDA DOĞUM GÜNÜ ÇICIĞI VAR


Bilgisayarı açtım blogger'a girdim ve birkaç yazı okuduktan sonra Beyza'nın bana bıraktığı notu gördüm. Sonra usul usul bloggerdan çıktım. Evin içinde gezinip biraz çığlık attım. Sonra kendime gelip bir daha girdim. Beyza'yı birazcık övdükten sonra beni affetmesi için kıçımı yırttım. Affetmedi. Biliyorum affetmez o.

Doğum günü unutulmuş bir genç kız. Muhtemelen ailesiyle kutlamak gibi saçma bir durumda kaldı. Kimsenin onu sevmediğini düşünüp bunalıma girmiş olabilir. Yada kendini camdan atmıştır ( ama ölmemiştir malum odasındaki cam yere çok yakın) O da olmazsa pıçaklamıştır kendini (Yani ben olsam öyle yapardım.) Doğum gününden bir gün sonra ölen masum bir genç kız. Yada ölmeyip en yakın arkadaşından, dün gece annesinin dizinin dibinde oturmak zorunda kalmasının intikamını alacak bir genç kız. Ne olursa olsun ortada 19.12.2013 tarihinde ölecek bir genç kız var.

Beyza benim hayatımın anlamı gibi bişey aslında. Mutlu olduğum zamanlarda hep yanımda. Aslında mutlu olduğum zamanlar Beyza'nın yanında gibi bir şey. Beyza olunca mutlu oluyorum zaten. Çoğu zaman beni anlıyo. Bu yeterli bir sebep hayatımda büyük bir yer edinmesi için. Biliyorum, onun hayatında da benim yerim büyüktür. Yoksa bana 3 yaşımdan beri katlanan tek kişi annem o da zorunluluktan katlanıyo.

Yakışıklı çocuk avlarında, insanların suratına bağarırken, kavgalarda, bize lez dediklerinde, platin sarısı saçlı bronzlaşmış kadınlarla kavga ederken, yan komşusuna söverken, Melih'e cüce derken, küçük bir süs köpeğinden kaçıp ileride pitbull severken ve bunun gibi milyonlarca anımda Beyza var. Kendi evimden çok onların evinde takılmışımdır mesela. Yada onun komşularıyla daha samimiyimdir.

Beyza benim evimi basıp beni bir ekmek pıçağıyla doğramadan önce kendimi mi öldürsem diye çok düşündüm ama sonra kendimi bir bıçakla öldürürsem çok saçma olur diye işi Beyza'ya bıraktım. İki türlü de ölcem sonuçta. O kadar kasmaya gerek yok.

Beni öldürmeden önce ona hediyemi aldım ben. Sonra pazar gününü de ona ayırdım, birlikte bişiler yaparız diye. Duman'dan ''Seviyorsan İnanıyorsan'' şarkısını seçtim onun için. O kadar çok dinledim ki bu şarkıyı sanki yıllardan beri tanıyor gibiyim, o yüzden seçtim zaten, tanıdık olsun ama eski olmasın diye. Sonra evin içinde yalnız olduğum için rahat bir şekilde "İyiki doğdun bebeğiiim" diye bağırarak bir sesli mesaj gönderdim. Sonra yanlış kişiye gidince bide o kızla uğraştım. Annemler gelince de gönderemedim tabi. Olsun bende burdan söyleyeyim dedim ve bu yazıyı yazdım. Tabi ona yakışan bu değil ama annemden gizli bu kadar oluyo ( Beni ödev yapıyo biliyo. O gelince test çözme pozisyonuna geçiyorum ) Neyse bi de burdan söyliyim. İyiki doğdun bebeğiiim :)




nazlıı

18 Aralık 2013 Çarşamba

SENA'DAN ÇALDIĞIM FOTOĞRAFLI MİM

Küçük Prens'e kendimi zorla mimlettirdim. Şunun altındaki yorumlara bir bakarsanız kendimi zorla mimlettiğim yeri görüp benimle dalga geçebilirsiniz, izin veriyorum.
---
1-Elimden gelse; biyolojiden yüz alırdım, ötesi var mı?

2-Kendi kendimi kontrol etmekte; dünya rekorum var. Çok sinir bozucu insanlara karşı sükunetimi koruduğum çok var.

3-Beni en çok kaygılandıran şey; Nurşi'nin Berat'a takıntısı. (Şaka -_- )

4-Hayatımın en kötü anı; pazartesi günü tüm üstümün çorbalı cacık olduğu andı herhalde, yani en yakın tarihteki en kötü anım ve şu an aklıma gelen tek kötü anım o.

5-Yalnızken daha mutluyum, yaşasın yalnızlık! (Kendini kandırdı.)

6-Nefret ettiğim yegane şey servis şoförümüzün dinlediği şarkılar. Şarjın biterse yandın. Ya kulaklığın yanında yoksa, o zaman sen zaten yoksun ki. Pardon bir saniye hatlar karıştı. Şimdi iyiyim.

7-İşimi çok iyi yapıyorum, işsizliği yani...

8-Kadınlar/Erkekler; her şeyden önce insanlardır. (Sıddık hoca mode:on. Bak iyi aklıma geldi, Sıddık hocayı da anlatıyım ben bir gün)

9-Hayat çok saçma, benden bile saçma. Hatta, benden saçma olabilen tek şey hayat.

10-Çocukken, Nazlı ve ben çok barbie bebeklerle oynardık. Aramızda kalsın, geçen gün Çaki'ye oynatma bahanesiyle yine oynadık çaktırmadan. Değişen bir şey olmamış yani.

11- Başkaların zayıf tarafı;  eminim benim zayıf taraflarımın yanında güçlü kalır.

12- Yalan söylemek, çok kötü bir şey, yalan söylemeyin, ağzınıza annemin yemeklerinden sürerim ölürsünüz -_-

13- Her şeyin çok kötü gittiği zaman, Nazlı bana sesli bir şekilde kitap okur, tuhaf... Kitabın yüzüne bakmadan bir sürü kitap bitirdim bu sayede.

14-Geceleri seni düşünür dururum, sen ve ben ve engelleriiiii... Bu şarkı da sana gelsin Nazlı, neden sana gelmeli bilmiyorum ama...

15-Başkalarına göre ben; gereksiz bir insan değilim, hatta iyi bile sayılabilirim. Ama başkaları beni tanımıyor, ondan öyle diyorlar, sorun bir Nazlı'ya beni, bakın neler anlatıyor size. Utanmadan iyi diyorsunuz bana, iyi olan bir sürü insanın hakkı var o "iyi insan" sıfatının üstünde, iyilik falan yapıyor o insanlar. İyi sıfat mıydı ya, her neyse.

16-Kurtulmak istediğim korku: İleride süpersonik yakışıklı bir sevgilim olunca onun çıplak fotoğrafları bizim okulda yayılır diye çok korkuyorum. Ama kurtulmak istediğim korkum bu değil, kurtulmak istediğim korku "Ya bu yakışıklı sevgilimin okulda çıplak fotoğraflarının yayılma korkusunu yaşayabileceğim süpersonik yakışıklı bir sevgilim olmazsa?" korkusu. Tanrım, lütfen bana çıplak fotoğraflarının yayılmasından korkacağım bir sevgili ver. Ama yani dediğim gibi süpersonik yakışıklı olsun. Beni dandik insanlarla oyalıyorsun, gözümden kaçtı sanma -_-

17-Bazen düşünüyorum da, annem haklı galiba, bana bordo çok yakışıyor ya...

18-En çok utandığım şey, arada bir, arada bir bile değil aslında, nadiren gizli gizli Beta dinliyor olmam, sonuçta ben Teoman, Şebnem Ferah falan dinleyerek büyümüş bir insanım, Beta hayranlarıma lafım yok yanlış anlaşılmasın ama -_-

Mimleyecek kimsem bile yok, şu an kendime çok pis acıdım.

Beyza

16 Aralık 2013 Pazartesi

EVREN BANA YİNE BİR MESAJ VERMEYE ÇALIŞIYOR SANIRIM

Öğle arasındaydık. Tahminimce altı-yedi dakikadır yemekhane kuyruğundaydık ve sıra bize yeni gelmişti. Ben sırada olduğum sürece kitap okudum zira bir ders sonra edebiyat yazılımız vardı ve benim kitabımın son kırk sayfası bitmemişti. (Hayatta son dakikaya bırakmadığım tek şey şu kitap okuma işleriydi ve ben onu da bu gün yaptım, kendimle gurur duyabilirim artık sanırım ha?!) Elime bir tepsi aldım ve kitabı onun üzerine bıraktım. Şu yemek alma işlemlerini bitirdikten sonra tepsiyi alıp masaların olduğu yere doğru yöneldim, tepsi göğüslerimin hizasında duruyordu ve elimden kaymasıyla birlikte -buraya dikkat gençler- bulunduğu hizadan aşağı doğru ne varsa çorba ve cacık oldu. Lakosum, pantolonum falan, hepsi. Tepsi yere düştüğünde ayakkabılarıma ve pantolonumun paçalarına da bezelye sıçradı. Burada birkaç damladan bahsetmiyoruz ama, baya baya lakosumun ön tarafı tamamen çorba ve cacık karışımı bir sıvı ile kaplandı.

Böyle olaylar olduğunda, yani kız sakarlıklar yaptığında yanında yakışıklı bir çocuk olması lazım ve o çocukla o kızın hikayenin sonunda çıkmaları lazım. Benim yanımda ise Zeyzey bir de Nurşi vardı. (Aslında şu an düşündüm de yanımda hayatımın aşkının olmaması güzel bir durum, ne zaman bezelye yesek beni bu günkü bezelye+çorba+cacık olan halimle hatırlayan biri hayatımın aşkı olsun istemiyorum.)

Sonrasında müdür -bu olaydaki süper kahramanım- yemeğini bıraktı ve yanıma geldi. (Kendimden nefret etmem için bir neden daha: zaten ömrünü yarılamış bir adamcağızın öğle yemeği zevkini elinden aldım) "Bırak kızım sen onları, git üstünü temizle, onları hallederler." dedi ve elime kendisinin ne zaman eline aldığını fark etmediğim bir havluyu verdi. Zeyzey'le temizlemeye çalıştık ama iyice bulandırdık, Nurşi ise sadece güldü. Sonra ben sinirlendim ve Nurşi'nin kapşonlusunu aldım. Aslında sinirlenmesem de alacaktım, üstüm hep battı sonuçta, bi şekilde kapatmam lazım bunu.

Evren, bu ne demek oluyor yani, şimdi sen bana fazla inek olmayıp yemekhane sırasında kitap bitirmemem gerektiği hakkında bir mesaj mı vermeye çalıştın? Yoksa bu bir daha ertesi günkü yazılı için bitirmem gereken kitaplar varken başka kitaplara başlamamam gerektiği hakkında bir ders miydi? Ya da Nurşi'nin kapşonlusunun bana yakıştığını mı anlatmaya çalışıyorsun? Lütfen seni anlamam için bana daha net mesajlar gönderir misin, geçen sefer de böyle yaptın, anlamadım bir bok, daha açık konuş benimle, rica ediyorum.

Beyza Nur

15 Aralık 2013 Pazar

SANTA BABY VE KAVURMA PARTİLERİ

Hayatımın en gereksiz cumartesi günüydü. Açık ve net. Bir insan nasıl cumartesi günü hiçbir şey yapmaz? Ben yapmadım ya hiçbir şey yapmadım. Okula gittim bir de tatil gününde. Kar tatili olmadığı gibi tatil günümü de aldılar elimden. Eve geldiğimde tuhaf bir şekilde Noel şarkıları dinledim. Şu Santa Baby, Christmas İs Coming falan. Santa Baby'yi Debby'nin coverladığı haliyle dinlemem ise ayrı bir merak konusu. Zira ben Debby Ryan'ı oldum olası sevmem. Sanırım içimdeki İsa aşkı Debby'yi bile dinlettirdi. İçimde neden bir İsa aşkı olabilir bunu da bilmiyorum açıkçası.

Noelde yapılan partilerden kurban bayramında da istiyorum. Kavurma ve bira, işte ben buna parti derim. Dur ya, ben nereye bira içiyorum, olmaz. Kavurma ve ayran, tamam bu oldu. Hem milli içeceğimiz ayran, hem de babam var benim olum yani en uygunu bu! Ki benim babam kurban bayramında tekel bayilerinin açık olmasını eleştirmiş bir insan yani, olmaz olmaz.

Babam ailesinin iyi çocuğu. Kardeşlerinin arasında tek üniversite okuyan, tek içki içmeyen, kumar oynamayan falan filan... Babam iyi çocuk olduğu için biz de iyi olmalıyız. Amcalarımın kızları istedikleri kadar sürtebilirken ben ders çalışmalıyım mesela. Ders çalışmalıyım çünkü babam o aileden düzgün bir birey olarak çıkabilmişse benim en azından tıp falan kazanmam lazım onlara göre.

Babamın annesi ve babası babam beş yaşındayken ayrılmış. Babam annesiyle kalıyormuş. Babaannem çok zeki kadındır, öyle böyle değil. Dedem defineci, ben onu bildim bileli kazıyor bir yerleri. Babaannemin evin arkasına çukur açtırması lazımmış, dedeme kaç kere söylemiş dedem açmamış. Babaannem de demiş ki "Rüyamda gördüm, bizim evin arkasında define vardı." Dedem tam olarak nerde diye sorunca da kazılması gereken yeri göstermiş. Dedem de kazmış. İhtiyacı olan büyüklükte kazdırdıktan sonra da anlatmış her şeyi, artık kazma, bırak, demiş. Babaannem böyle anlatıyor olayı, dedeme sorsan o zaten baştan her şeyi anlamış da kazılması gerektiği için kazmış.

Babamın annesi hastalanmış yedi yaşındayken, annesinin hastahanede kaldığı günlerde babam abileriyle kalmış. Sonra teyzesiyle yanlış hatırlamıyorsam, on iki yaşında kendi başına kalıyormuş baya. Orta okuldayken yani.

Annemle de orta okuldayken tanışmışlar. Sanırım o sıralar çıkmaya başlamışlar. Kendileri benim orta okulda sevgilim olmasına kızmışlardı ama, ne tuhaf. Liseyi de beraber okumuşlar. Annemin bir arkadaşı varmış, annemle babamı ayırmaya çalışmış da yapamamış. O annemi babamdan ayırmaya çalışan kız, annemin en yakın arkadaşını da sevgilisinden ayırmaya çalışmış. Bu kız hep kankalarının sevgilileriyle çıkıyormuş. Bizde de var böyle kızlar, bizim okulda yani. Bir de bir kızla olmayınca kankasıyla deneyen çocuklar var. Onları da unutmamak lazım.

Bir keresinde bizim okuldan bir çocuk benim kız arkadaşlarımdan birini face'ten ekleyip "Seni sanki bir yerden hatırlıyor gibiyim, yüzün çok tanıdık geliyor." demiş. Kız da "Evet gelmesi lazım, aynı okuldayız." demiş. Konuşmuşlar o gün ama bizimki bozulmuş, yani aynı okuldasın ama çocuk seni bilmiyor, çok kötü bir durum. İki üç gün sonra benim diğer kız arkadaşımı face'ten ekleyip ona da "Seni daha önce görmüş olma gibi bir ihtimalim var mı?" demiş, bizimki de "Bizim sınıf sizin katın altında, okula geliyorsan görmüş olman lazım." demiş. Bizim kızlar bana anlattı gülüştük falan. Ertesi gün çocuk beni de ekleyip "Sen bir yerden tanıyorum sanki." dedi, çok sinir bozucu ama gerçekten. "Hayır" dedim. "Beni daha önce görmüş olman
imkansız. Sen beni daha önce nerden görceksin ki?" Sonra çocuk aynı okuldayız falan dedi, "Yapma be, aynı okulda mıyız, daha önce hiç görmemiştim seni." dedim. Sonra bozuldu falan, bozulsun bir zahmet yani bizi o kadar bozdu.
Nazlı söylesin, bu Dylan mı Cole mu peki? :D
Bu arada şu an hala noel şarkıları dinliyorum. Şu Santa Baby, Debby'nin coverladığı, kaç gündür internette, nasıl hala 40 bin tık ya, ben 40 bin kere dinledim bunu, bu işte bir terslik var -_-

Dipnot: O kadar dağınık yazdım ki başlık bulamadım iyi mi?!


Beyza Nur

12 Aralık 2013 Perşembe

BİZİ LEZ SANMAYIN AMA BEN GİDİYORUM

Gideceğim. Gidiyorum. Gittim. Az sonra gideceğim. Bekle ya üşendim şimdi gitmeye, beş dakika sonra falan artık. Gidemeem kiiğ . Gitmiyorum. Gitmem...
Evet, bunlar benim bloggerı bırakırken alacağım kararlar. Şu an " gideceğim"deyim. İnşallah da en fazla 3 tane ilerlerim. Yani hiçbir şeyi uzatmak istemiyorum. ( En son bırakma kararı aldığımda bunların hepsini gerçekleştirdim ve sonunda geri döndüm. O gün de çok maldım, o ay da. Hala geçmemiş demek ki mallığım.)

Burayı bırakma kararı aldığımı söylemek biraz zor. Yani burada arkadaşlarım, severek okuduğum insanlar ve bir düzenim var. Düzenim gidecek olabilir ama arkadaşlarımı ve severek okuduğum şeyleri bırakmayı asla düşünmedim. Onları okumaya devam etmek istiyorum. Ve en azından bunu yapabilirim.

Yazmaya da ,en az okumaya devam etmek istediğim kadar devam etmek istiyorum. Ama bir şey var ve bana saçma sapan şeyler yaptırıyor. Bu her zamanki saçmalıklardan değil. Bu her zamankinden daha saçma.Yani içimden bir ses bana " Durma, hadi git, orası sana göre değil. Senin hayatın bu değil.." gibi aptal şeyler söylüyor. Ve benim ne istediğimin de bir önemi yok sanki. Neden bilmiyorum. Kendim bile artık kendime değer vermiyor, kararlarıma saygı duymuyorum. Artık insanları anlıyorum. Neden bu halde olduğumu da... Bundan önce bir kez daha bu aptal ses bana musallat olmuş ve bir kez daha gitmemi sağlamıştı. Gitmiştim. Sonra geri döndüm. Yani burayı bırakabileceğimi düşünmüyorum. Sadece gitmek istiyorum. Sonra geri dönebilirim ama bu sefer Beyza beni geri almaz herhalde, bıktı kız artık . Yani ben olsam bıkardım :D

Beyza gitmemem için her şeyi yapıyor. Ben de ona yapması imkansız bir şey söyledim ve yapınca geri dönerim, hata hiç gitmem dedim. Kıza "Yakışıklı ,uzun boylu ve bizimle blog yazmak isteyen birini bul ve bana "Gitme! Gidersen seni özlerim..." demesini sağla. Sana 2 hafta veriyorum. " dedim.Yani kız öyle birini bulsa hemen çıkmaya başlar ve blog hakkında bir şey söylemez. Hatta benim hakkımda da bir şey söylemez. Çünkü biliyorum. Öyle biri Beyza'yla çıksa (!) ve Beyza onu benimle tanıştırsa çocuk kaçar. Yani şu sıralar Beyza'yla birbirimizi çok kıskanıyoruz da... Bu çok saçma biliyorum ama , Beyza geçen gün tanıştığım çocuktan beni kıskandı. Beyza'ya buradan söylemek isterim ki , Bu çok malcaaaaa . Yapma böyle şeyler, hem evlendiğim zaman da seni kocamla aramızda yatırmıyıcam...

Neyse konumuza geçelim. Çünkü geçmezsek ben uzatacağım ve Beyza'nın " Beni de aranızda yatırın" olayını falan anlatacağım. Bu acıklı zamanımda bunu yapmak istemiyorum( Her ne kadar gülerek yazmış olsam da) ... Nerede kalmıştım ? Hıhh, Buldum.
Beyza ya gitmemem için bunları yapması gerektiğini söyledim ve sonra bunun çok ağır olduğunu düşünüp "Tamam tamam. Bizimle blog yazmasa da olur." dedim. Ama yakışıklı ve uzun boylu da kararlıyım. Yani bu tutar Oski'ye falan söyletmeye çalışır. Hiç uğraşamam.

Dipnot: Geçenlerde yazmıştım bu yazıyı, Beyza çocuğu buldu millet gitmiyomuşum. Neyse artık beni daha uzun zaman görürsünüz burada, zaten hiç gidesim yoktu. Yani geçenlerde  vardı da şimdi  yok, anladınız siz. 

Dipnot 2: Kocaman yazdım "gitmiyomuşum"u ki, yazıyı tamamen okumaya üşenen varsa gözüne çarpsın, yanlış anlaşılma olmasın, gidiyorum sanar falan, üzülür. -_-

Dipnot 3: Başlığı neden böyle koyduğumu unuttum ya o an yanımda Beyza vardı bi şey demişti anıra anıra gülmüştük sonra Beyza gidip "Gidiyorum"un başına "Bizi lez sanmayın ama"yı eklemişti :/

Nazlıı

8 Aralık 2013 Pazar

YAKALADIM SİZİ

Annem ona anlatmadığım bir takım olayları biliyor. Tuhaf olan bu olayların blogda yazması. (Masa örtüsü dramı, Nazlı'nın okulunun önünde kavga olması vb.) Okuldan bir arkadaşım da aynı şekilde, komşunun sokak kadını köpeğini, müzik dinlememe kızan komşuyu falan hepsini biliyor ama ona da daha önce anlatmamıştım. Hayır, tanıdık birilerinin okumasının sorun yaratacağı hiçbir şeyi zaten yazmıyorum da cidden bu anlatmadığım şeyleri bilme durumları biraz, çok azcık, korkutucu.

Geçen gün annem Nazlı'ya "Arkadaşlarınla gezerken seni köpek kovalamış Nazlı. Geçmiş olsun." dedi. Nazlı ilk "Evet ya, öyle ol..." sonra aynen anneme bakarak şöyle:

















Annemi geçiyorum, o annem, okuması ile okumaması arasında hiçbir fark yok. Ya ama arkadaşlarım okumasın, bu blogda ölümüne saçmalıyorum, arkadaşlarımın hakkımda zaten pek de düzgün olmayan düşüncelerinin iyice kötü olmasını istemem.

Doğru söyleyin gençler, hanginiz annem? :D


Beyzanur

3 Aralık 2013 Salı

Beyza'ya Noooot :)

"Ne çıplak gitmesi Nazlı? Biz Serebro mıyız?"
Beyzanur

Uzun zamandan beri - en fazla bir gün-  bilgisayara oturmadığımdan, hatta bilgisayarın yüzünü bile görmediğimden Beyza'yla konuşamıyoruz. Telefon desen annem sağ olsun kendisine dokunsam bile babama şikayet ediyor beni "Sabahtan akşama kadar elinden düşmedi,"  diye. Konuşamadığımız bu uzun zaman içerisinde Beyza beni özlemiş sanki. Kendisi her ne kadarda 'özlemek' diye adlandırmasada ben anladım. 'Nazlısızlık 2' diye yazı yazmış sonra özlemedim diyor. Bende yedim sanki.


Performans ödevlerim bitip, benim bilgisayara oturma hakkım olunca taslaklardaki yazılarını ve bana attığı mesajları gördüm. Yoksa onlardan da haberim yoktu benim. Neyse ben kısa kesip Beyza'dan özür dilemeye başlayacağım.

Aşkım, bebeğim, canım kankam, kankaşkım, 
Valla bak zamanım olmadı yoksa girerim biliyorsun beni. Ama şu sıralar çok yoğunum ben. Anca şimdi zamanım oldu. Bir de ben senin yanına gelip o gıcık komşunuzu dövcem.  Biliyorum zaten ben o adamı hani ben sizde kaldığımda çocukları şikayet edip beni uyandıran adam kesin o. Zaten dövesim vardı kendisini biliyosun, tam olmuş olur :)  Ayrıca gelince adamı dövüp gitmem hemen biraz otururum canııım , o zaman görüşürüz hem. iki günde biriken özlemimizi de gidermiş oluruz :) Çok akıllıyım dimi ...

Nazlıcan'dan, dünyanın en taş hatununa...

( Yağ çekmişken tam çekiyim dedim de o yüzden.. )

Not : Tamamen sana yazılmış bir yayındır Bayzacım :) :)

Nazlıı