31 Ağustos 2013 Cumartesi

SEVMEK YA DA SEVMEMEK


Sevmek ya da sevmemek. Belkide hayatın bütün meselesi bu..

Shakespeare sözlerini böyle çarpıttığımı görünce mezarında ters dönüyor olabilir ama, benim de kendime göre haklı sebeplerim var. Bir kere kusura bakma ama bu konuda ben haklıyım Shakespeare cim. Hayır yani, bütün mesele nasıl " Olmak ya da olmamak" olabilir ki ? Bütün mesele olmak ya da olmamak olsaydı kimsenin bir sorunu kalmazdı. Çünkü fazla düşünecek bir şey yok bunda. Ya olacaksın ya da olmayacaksın. Hani madem var olmuşuz  ve buradayız o zaman denilebilecek tek şey ; Ölmek ya da ölmemek işte bütün mesele bu.

Az önce Shakespear'ı haksız çıkarmayı planlamıştım galiba - nedensiz bir şekilde- . Ama mantığım bu konuda benden önde gidip beni de haksız çıkardı. Ölmek miydi asıl mesele, yoksa sevmek mi ? Aslında asıl mesele artık küçücük kalmış mantığımın ve benim Shakespear'ı bu konudan neden çıkardığımız olabilirdi. Yoksa o mu haklıydı ?

Kim haklı bilemiyorum. Herkesin kendine göre meseleleri var bu dünyada. Benim başka bir meselem, onun başka bir meselesi, hatta mantığımın bile başka bir meselesi var.

Kendime not : Artık mantıklı düşün. Baksana mantığını o kadar kullanmıyorsun ki o kendi kendine bir şeyler yapıyor.Hayır yani biraz kullansan tükenmekten kurtulur en azından. 

Karar verdim .İnsanlık adına! - Artık  büyük kararlar alıyorum- Artık bütün meselemiz sevmek arkadaşlar. Mantığımın son çığlıklarını da duymazdan gelip onu çiğnedim. Artık mantık yok . Sadece duygular var hayatımda. Tabi ölmeden önce bana yaşamak ve sevdiklerinin yanında kalmak mı yoksa bir gecelik rahat uyku mu deseler yaşamayı seçecek kadar bıraktım mantığımı. Çünkü ben biliyorum duygularıma kalsa uykuyu seçer. Duygularım biraz öküz galiba.

Şimdi aklımda birkaç soru var . Mesela , Nazlı'nın sevmekle ne derdi var? , Shakespear neden konu dışı bırakıldı ? ya da birazcık daha derinlere inersek , Ben kimim ?

Nazlı'nın sevmekle derdi ne bilmiyorum. Ben kimim onu da bilmiyorum. Ama şunu biliyorum , Shakespear yanlış düşünüyor , o yüzden şu an devre dışı bırakıldı.

Kendime not: Bloga sadece senin anlayacağın şeyler yazma. Ya da yazıyorsan açıkla. Ama üşenmediğin bir zamanda açıkla !!

Nazlıı

29 Ağustos 2013 Perşembe

SHAKESPEARE VS. NAZLI


Sanırım böyle bir karşılaşma söz konusu bile olamaz. Ama böyle bir karşılaştırma olsa ben Nazlı'yı seçerdim. Çünkü Shakspeare ölü olduğundan bana bir şey yapamaz ama Nazlı eğer onu seçmez isem beni önümüzdeki altı ay tek başıma tuvalete bile gidemeyecek hale getirir sanırım. Bu yüzden Nazlı yani, değilse ben manyak değilim.




 Bu kadar malız biz Nazlı'ya.


Ama bu kadar tatlı değiliz.

Şimdi, neden bu kadar saçma bir yazı yazdığım konusunda en ufak bir fikrim yok açıkçası. İçime bazen durduk yere bir yazma isteği geliyor. Ben de o isteği gidip yararlı bir şeyler yazmak yerine böyle şeyler yazarak katlediyorum. Lütfen bu yazıyı oylamayın arkadaşlar. Çünkü oylarsanız "lütfen bi daha yazı yazmayın." oyu vereceksiniz biliyorum. Yani beni gereksiz yere gömmeye gerek yok. Ben biliyorum ki zaten ne kadar mal olduğumu.

Beyza

27 Ağustos 2013 Salı

Ben varoluş nedenimi ararken Nazlı ile karşılaşmıştım. Sonra da tokalaştığımız an BFF olmuştuk. İstem dışı gelişti de, Nazlı'yı geri alabilir misiniz rica etsem?

Başlık değil paragraf mübarek.
---
Ben Nazlı ile ne zaman tanıştık hatırlamıyorum. Çünkü bizi bebekken tanıştırmışlar ve insan bebekliğini hatırlayamıyor tabi. Ailemin bana attığı en büyük kazık da beni Nazlı ile tanıştırmak olmuş açıkçası, dersem şayet bir gün, bana okkalı bir tokat atın da kendime geleyim ya da ne biliyim başımdan aşağı buzlu su dökün, ayılırım.

Çünkü yani mantıklı düşündüğümde Nazlı benim arkadaşım olmasa o kıza deli derler :) Derler yani biliyorum. Anormal bir kişilik. Bana gelince, ben anormal değilim ki ya, insanlar fazla normaller.

Yukarıdaki cümleler her ne kadar şakayla karışık yazılmış olsa da nedensiz bir şekilde içimden tuhaf bir ses geldi. Buna vicdan diyorlar galiba. "Kıza sokağın ortasında orospu demişsin, internetten konuşurken performans ödevlerini yaptırmışsın, arkadaşınla kavga edip kızın başını yemişsin, yine de aranızı o düzeltmiş, lan kıza yapmadığın ibnelik kalmamış ya, lan sen ne biçim bir insansın be! Utan amına koyiyim utan lan kendinden şerefsiz!" diye garip garip sesler duydum ve belirtmek istiyorum: Hiç hoşuma gitmedi. 

Nazlı anormal bir insan. Hiç normal biri gibi durmuyor. Bana elindeki keserimsi şeyi sallaya sallaya "Beyza ben büyüyünce katil olursam ilk seni öldürürüm çünkü her bokunu biliyorum. Benden asla kaçamazsın bu sayede." dediğinde gram soğumuyor isem ben Nazlı'dan, kendimde de saçma olan bir şeyler görürüm. O kadar da değil.  (Ayrıca kız feci şekilde haklı. Takıntılarımı, sevdiğim şeyleri, sevmediğim şeyleri, zaaflarımı, hem sadist hem de mazoşist olma eğilimlerim olmasını, hangi gün nereye gideceğimi, bir sonraki söyleyeceğim şeyin ne olduğunu falan hep biliyor. İstese tuvalete ne zaman gideceğimi de hesaplayabilir yani. Beni biri öldürecek olsa bu iş için en mükemmel kişi Nazlı olurdu.)

Saçmayım ya ben. Açık bir şekilde saçmayım. Mantıklı şeyler yapmıyorum. Yaptığım şeylerin hiçbirinin nedeni yok bir kere. Sağlam nedenleri olan şeyleri yapmıyorum. Sonra da Nazlı'ya "Şu şeyi yaparken amacım neydi?" diyorum, o da o şeyi neden yaptığımı açıklıyor. (Evet ben değil, o bana açıklıyor.) Eğer mantıklı bir açıklama bulamazsa "Senin yaptığın birçok şey saçma." diyor. Yani durduk yere kimse Nazlı'ya katlanmaz. Ama ben düşünüyorum da bu kadar varoluşu saçma bir yaratık olmasam da gider yine Nazlı'nın en yakın arkadaşı olurdum. Ve bu çok saçma olurdu. Demek ki benim saçma sapan olmamamın hiçbir şekilde imkanı yokmuş.

Biz birbirimizi dengeliyoruz. Nazlı normal olmayan şeyler yaptığına-ki bu yaptığı şeylerin %90'ına denk geliyor- ben bunları önemsemiyorum. Nazlı da ben saçma sapan şeyler yaptığımda -ki bu da yaklaşık %90- Nazlı normal insanların vermesi gereken tepkileri vermiyor. Sorunsuz arkadaşlığın yolu böyle sanırım.

Sorunsuz bir arkadaşlık da sayılmaz aslında. İkimiz de sorunluyuz. O zaman arkadaşlığımız baştan sorunlu oluyor. Ama biz aynı zamanda bunu düşünmek istemeyecek kadar da üşengeç insanlarız. Hatta o kadar üşengeç insanlarız ki üç günden fazla küs kalmaya üşeniyoruz. Ha, bir de üşengeç olduğumuz için Nazlı asla bana 'Beyza Nur' diye tam adımı söylemiyor, söylerse bilin ki bir terslik var. Ben de ona 'Nazlı Can' dediğimi hatırlamıyorum. Can diyorum kıza. Kızın umurunda bile değil. Kızım sana erkek ismiyle sesleniyorum. "Ay kanka senden kıymetli mi ya? Batıberk de bana. Ama sen üşenirsin ona kanka çok uzun değil mi?" Yani normal tepkiler değil bunlar canım benim, anlıyor musun beni?

Sonuç olarak ben ondan yıllar yıllar önce normal olmasını beklemeyi bıraktım. O da benden bir yaşındayken ümidi kesmiş. Yani sağlıklı bir ilişkimiz olduğu söylenemez. Ama kimin umurunda? Biz saçma sapan ve anormal olarak gayet mutluyuz. Ben asla "Nazlı Can, siktir git hayatımdan artık! Yeter ya!" demem. Çok uzun gelir çünkü. Ama bir gün mutlaka "Nazlı siktir git hayatımdan!" diyeceğim. Buna eminim. Sonra da Nazlı ile anıra anıra güleceğiz. Hatta Nazlı üstüne "Kanka ben üşeniyorum yaaaa, sen siktirip gitsen kendi hayatından olmaz mı ki?" yapacak. Yine anıra anıra güleceğiz. Ayyaş olacağız o gün muhtemelen. Yani geleceğimize bakınca ayyaş iki insan görüyorum açıkçası.

Not: Ama dediğim gibi ben anormal değilim, insanlar fazla normal.
Dipnot:Ha ayrıca başlığa bakmayın, Nazlı'yı kimseye vermem.
Annov minnacık bir not: Ya da alın Nazlı'yı ya...
Son bir not daha, durun gitmeyin: Başlığı okuduktan sonra yazıyı okumayan insanlar, bak çok kızıyorum size ha!

Beyza Nur

Cin Vakaları ...

Bu gün size iki faklı konudan bahsedeceğim. İkisi de birbirinden saçma konular. İnşallah beğenirsiniz.
- Saçmalıkta ustalaşmış kişilik; Usta Nazlı ...

Cin olmanın da bir adabı var.
Cin Çarpmamış Eti Cin Paketi :
Az önce akşam yemeği yemek için bilgisayardan kalktım. Ama biraz geç olmuş galiba.Çünkü mutfağa
girdiğimde annem her şeyi  bulaşık makinesine tepmekle meşguldü. Ve işin garip yanı her zaman ben yemeğe gitmediğimde masanın üzerinde beni bekleyen hazır bir tabak da yoktu. Hatta ocağın üzerinde yemek bile yoktu. Ben de çığlık attım. Annem ne olduğunu sorduğunda , kıtlık başladığını ve benim mi bilmediğimi sordum sonra da "Aç kalıcaaam!" diye bağırdım.
Annem az önce gelmem gerektiğini ve yemekleri kaldırdığını söyledi. Garipsedim, ama belli etmedi. Benim ne yiyeceğimi sordum. "Aha kızım masada var yemek oradan ye" dedi. Masanın üstünde yemek mi? Masanın üstünde bir şey yoktu ki. Masanın üzerinde baharatlıklar, ekmek, çikolata ve sofra bezi vardı. Ee ne yapalım sofra bezi yiyemeyeceğime göre - Ki çok aç olsaydım onu bile yerdim.- Bende dolaba baktım ve o sırada anneme "Sofranın üzerinde yemek var da ben mi göremiyorum ? Yoksa yemekten kastın şu çikolata mı ?"
dedim. O da bana "Çikolatanın neyi varmış?" dedi.
Annemden bu sözleri duydum ya artık ölsem de gam yemem. Kadın akşam yemeği olarak çikolata yapmış yaa.
Buna baya bir cin çarpmış. Cin çarpmasından kastım böyle bir
şey değil. Bu benim sözlüğümden bile daha çarpık .
Sonra ben de dolabı birazcık daha karıştırdım. Sonunda Eti Cin, çikolata- Bu sefer sürmelik olmayandan- ve kraker buldum. Sonra Eti Cin ve çikolatayı alıp dolabı kapattım. Anneme dönüp "Ben bunları yersem sabaha kadar karnım ağrıyacak ama.."dedim. O da bana " Hiçbir şey olmaz..." dedi. Ya annem işte çok yorulmuş ya da beni artık sevmiyordu. Neyse ikisinde de ben karlı çıkarım sonuçta. Yani işten yorgun döndüyse bana karışmaz, beni sevmiyorsa da bana karışmaz. O yüzden hiç sorun etmeyeceğim.
Sonunda elimde bir tane ekmek arası çikolata, bir tane normal çikolata ve Eti Cin'le mutfaktan çıkıp salona doğru yol aldım. Oturup televizyon programı izlerken Eti Cin paketini açtım. Açmaz olaydım... O ne ya . İğrenç iğren. hiç cin havası yoktu kendisinde valla. Yani benim cin çarpmış ata sözleri ve deyimler sözlüğüm bile daha bir cindi. Yine de yedim.Cin olmanın da bir adabı var yani.

...

Cin Çarpmış Ata Sözleri Ve Deyimler Sözlüğü :
Evet , Bu benim yakınlarda çıkaracağım TDK dışı - hem de çok dışı- Bir sözlük. Şimdilik daha yapım aşamasında (Yani Beyza'nın üzerinde deniyorum) ve çok iyi gidiyor.
Yani kesin ben bu Ata Sözleri Ve Deyimler Sözlüğünü merdiven altlarında veya kapı kapı dolaşarak ya da arabaların önüne atlayarak satacağım. Çünkü bildiğiniz üzre TDK dışı.Yine de inşallah satar diyorum.
Evet biz bu Sözlüğün içeriğine gelelim. Sözlük Nazlı sözleri ve Nazlıyimler'le dolu .Yani sözlükte ata da benim diyen de benim. Her şey benim üzerimde, dünya bana göre dönüyor.
Kısa sürede satışa çıkarmayı düşünüyorum. Adı da , "Nazlı Sözleri Ve Nazlıyimler " olacak. Şimdi size sözlükten birkaç örnek verirdim ama zaten sadece birkaç tane bulabildim. Neyse ya ben yazıyım bari aklımda olanları.

- İki kuşla bir taş
- Bir tuşla iki kuş
- Doğru söyleyeni 10 köyden sürükleyerek çıkarırlar
-Yangına ateşle gitmek

Şimdi bu kadarını hatırlıyorum ama aklımı kaşıma toplayınca hepsini yazarım.
Not: Bitti...

NAZLIII

24 Ağustos 2013 Cumartesi

YATAK ODASINA USULCA GİR

Bay Beyza’nın Kulakları’nın son zamanlarda çok maruz kaldığı bir cümle var. (Evet, benim kulaklarım erkek.) Bir annem klasiği: Yatak odasına usulca gir. Benim hayatımda bir “günaydın”, bir “alo” bir “nasılsın” oldu bu cümle. 

Geçen gün kardeşim “Yatak odasına usulca gir.” diye taklit yaptı. Ben gülmeye başladım tabi. “Bak seni taklit ediyor.” dedim anneme ama anlamadı. Anlamayınca Ezra ile yine gülmeye başladık. “Senin cümlen.” dedi Ezra. Anlamadı. “Sen sürekli söylüyorsun ya!” dedim. Güldü ve boş boş baktı. Farkında bile değilmiş.

Bir de ben çok söylenmesinden geçtim, işin saçmalığına şaşırıyorum. Sanki sen söylemesen ben bütün mahalleyi toplayıp bir rock grubuyla girmeyi planlıyordum yatak odasına. Tamam, bir keresinde şarkı söyleyerek Çaki'nin odasına girdiğim, karşı duvardaki aynayı görünce kendime bakmaya başladığım ve dikkatimin dağıldığı, sonra da aynaya yaklaşırken ayağımın altına Çaki’nin oyuncaklarından birinin battığında çığlığı bastığım ve Çaki’yi uyandırdığım doğru. Ama üzerinden bir yıl geçti sanırım. Ayrıca o bir kazaydı yani. Bir daha yapmam zaten öyle şeyler. Ama annemin sözlüğünde kaza yok galiba. Ben bu evden taşınana kadar Bay Beyza’nın Kulakları daha çok duyacak bunu. Sonuçta ben birkaç yıl daha annemin dizinin dibindeyim. Param yok canım ya. Hem böyle de fena değil, Baba Bank var, temizliği Ezra ve Annem yapıyor. Yemekler zaten annemden, ben de alış veriş falan işte. Çaki hiçbir şey yapmıyor. Resmen Çaki egemen evde yaşıyoruz.

Kendi evim olsa evi bok götürür affedersiniz. Ben kalkıp temizlik yapmam, kendimi biliyorum ben. Ama babama da bir sormak lazım… Bence ben evden taşınırsam annemi eve temizliğe gönderir o. Göbek bile atabilir. Haklı da. Benim de böyle çocuğum olsa ben de kurtulmak isterdim. Çok bile dayandı o bana. Ama dediğim gibi, param yok. Üzgünüm baba.

Neyse konudan çok sapmadan yazıyı bitireyim: Ben de biliyorum yatak odasına sessiz sedasız gizliden girmeyi. Ama alttaki gibi şeylerle karşılaşmak istemiyorum.

Gifin altındaki yazıyı boş verip, "İnsan bir kapıyı tıklar, hayvan!" diye okuyoruz. Gif bulamadım, napıyım?

Beyza Nur

22 Ağustos 2013 Perşembe

Beyza'yla Can'ın Anormal Konuşmaları Vol: 2465692..

İlk olarak. Başlığı yazarken kendime "Can" dedim. Beyza bana "Can" dediğinde, çok da garip gelmiyordu,
ama bir insan kendine başka bir isimle hitap ettiğinde garip geliyor. Neyse, garipliklere alışık bir insanım. Alışık olmasaydım  şu an burada olmazdım. İntihar falan etmiş olurdum..
Garipliklere alışık olduğumu söyledim. Bu da ,Beyza gibi bir arkadaş ile arkadaşlık kurmamın nedenini açıklıyor.Yani estağfurullah Beyza'ya bir lafım yok. Sadece Beyza ve Nazlı ikilisine bir lafım var. O da sayılır.. Çok ta yok aslında.
Kabul ediyorum. Fazlasıyla anormalim. Ama tek başıma değil , Beyza'yla birlikte anormalim. Nereden mi çıktı? Ahan da buradan. Facebook'ta konuşuyoruz;

Beyza: ...
Nazlı: Gittin mi? :(  Bana hızlı tepki ver..
Beyza :  . (Nokta atıyo)
Nazlı : O ne lan. Böyle cevap vereceksen hiç verme :D
Beyza : . (Yine nokta atıyo)
            . (Noktaya devam)
            . (Nokta)
Nazlı: Tamam . Artık eski haline dönebilirsin :d
Beyza : . (Bu da nokta)
Nazlı : Beyza eski haline dön. Yoksa senin yanına gelir ve kemiklerini kırarım. Sonra derini yüzer ve oradan kırık kemiği çıkartırım. Sonra çıkarttığım kemiği bir yere gömerim. Bir yıl sonra da senden her gün küçük küçük kesip buzdolabında sakladığım parçaları kemiği gömdüğüm yere gömerim..
Şimdi, bana düzgü bir cevap ver..
... (Burda susuyo)
Orada mısın :(

.. Lan ne orada olacak be. Kızı iki dakikada öldürmüşsün hayvan. Bir cevap vermedi diye ağzına sıçmadığın kalmış..

Neyse ki Beyza öyle bir insan değil. O yüzden oradaydı ve normal konuşmamıza devam ettik. Bilmiyorum kız sanki yazdıklarımı okumamış gibi bunları konuşmadan önceki konu hakkında konuşmaya başladı. Bence Beyza da olmasa beni tımarhaneye kapatırlar. Ya da kimseye belli etmeden psikopatlığımı içimde saklarım ve büyür.. En sonunda da bir seri katil olurum. Büyümeden de olacakmışım gibi gözüküyor ama..

Not: Bakıyorum da .. Anormal olan sadece benim galiba burada. Öyle mi ? Yok yok ,hiç sanmıyorum.Öyle olsa Beyza'da hiçbir şey yokmuş gibi davranmaz. Herhalde...

Dip Not : Neyse , tek başıma anormal olsam da bir şey değişmez. Yani anormal olmak da güzel :)

Nazlıı

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Müstahak Mı Bunlar Bana?


Bu hayatta birçok şey acıttı canımı. Ama hiçbiri seven tek taraf olmak kadar kanatmadı içimi. Hani çok sevmemiş olsam unuturdum da ben senin dudağının üstündeki bene kadar her şeyini seviyordum. Eminim ki bunu biliyordun. Bilmesen bile kime sorsan anlatırlardı sana seni ne kadar çok sevdiğimi.

Ve sen ben hariç hayatındaki herkesi ve her şeyi sevmeyi başardın. Birisine ait oldun hayatının her aşamasında ama o birisi hiçbir zaman ben olamadım. Oysa ben sana bağlanmaya çoktan hazırdım.

Beynimin içerisinde sürekli oynatılan bir film vardı. O filmin baş rolünde de sen vardın. Günlerimi seni düşünerek geçirdim. Bana gerçek anlamda değer vereceğin zamanların hayaliyle büyüdüm.

Seni severken amacım neydi çok merak ediyorum. Beni sevmeyi başaramayacağını zaten biliyordum. Neden sevdim ki seni? Hayatımın en saçma hareketi oldu bu.

Sana takıntılı olmayı özümsemiştim. Ve şimdi acıyor. Hiç olmadığı kadar canım yanıyor. Ve senin umurunda bile değil.

Ne yani, müstahak mı bunlar bana?

Beyza Nur

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Oski'yle İğrenç Esprilere Yolculuk

Başlığı Can bulmuş ama yazmadan bırakmış. Ben yazayım da heba olmasın başlık. Malum, biz çoğu zaman başlık bulma sıkıntısı çeken bir bloguz.

İlk olarak, Oski denen çocuğu size bir yazımda nefret dolu bir şekilde anlatmıştım. Ama tabi, her ne kadar da saçma sapan bir insan olsa da, arkadaşım işte, atsan atılmıyor, satsan satılmıyor. Bir de bunun iğrenç esprileri var. Aslında komik çocuk ama espri yapmaya çalışınca hiç iyi espriler yapamıyor. Yani nasıl desem, doğal hali komik. Hah buldum :D


Şimdi size Oski'nin iğrenç esprilerinin gazabına uğramamak için yapmamanız gerekenleri anlatıyorum. Olur da karşılaşırsınız diye yani. Hep sizi düşündüğümden.



  1. Asla "Kasap ne satar? Sor bi. " derse sormayın.
  2. "Hiç pas vermiyorsun Oski" demeyin, derseniz kaçarak uzaklaşın, uzaklaşmazsanız hazırlıklı olun diye söylüyorum, "Top yok ki pas vereyim." der. Benden söylemesi.
  3. Mümkün mertebe ask.fm'den ona soru sormayın. 
  4. Ağzını topla, demeyin. Derseniz "a+ğ+z+ı+m" yapacaktır. Hayattan soğursunuz maazallah.
  5. Sevgili mi yaptın, demeyin. Derseniz "Annesi ile babası yapmış, ben hazır aldım." der. Sordum, oradan biliyorum.
Hakkında bilinmesi gerekenler:
  • Nefes onun için çok önemli.
  • On numara kıvırır.
  • Ben emo olsam bile beni dışlamazmış :)))
Ki bu son söylediğim çok önemli zira ben onu bilgisayarım kadar bile sevmem. (Hoş bilgisayarım kadar kimseyi sevmem ben, beraber yuvarlanmışlığımız var sonuçta. Son cümleyi sanki bir yazımda daha kullandım gibi... )
  • Ha bir de, Sagopa Kajmer dinliyor. Bu da baya önemli çünkü ben açıkçası bunu bilseydim en baştan tanışmazdım bile gibi geliyor. Yani siz de bilin.
Ha, sakın kadın olmak çok zor demeyin yanında. Ben şahsen şokunu uzun süre atlatamadım. İğrençsin Oski.

Ben neden Oski'yi bu blogda size rezil ediyorum bilmiyorum. Aslında iyi insandır. "Zaten üşengeç bir insan, okumaz bunu." diyerek yazdım ki haklıyım. Eğer olur da okursan diye, (ki bundaki kastım, olur da Can sana bunun linkini atarsa diye) seni rezil ettiğim için özür dilerim Oski ya.

Şimdi Oski'nin numarasını da verirdim ama malum sevgilisi var. Artık beynime kazınmış olan bir bayan. Unutmam bundan sonra.

Oski ile de anlaştık, ben onun ablasıyım. Yani biri birinin büyüğü olacaksa o büyük BEN olurum.

Saygılar, bu kadar çok konuşmasından da anlayabileceğiniz gibi yazan: Beyza.


Küçük Köpek Ve Diğerleri

Birisi sizin köpeğinize "Ay, ne kadar tatlı köpek!" dediyse ve siz pas vermediyseniz, has adamsınız.

Sonra pas vermediğiniz o kızın arkadaşı sizi ima ederek sesli bir biçimde "Köpek alanın götü kalkıyor." dediyse, kovalayın. 

Ama lütfen, arkadaşlarınız olmasın. Lütfen ya, o neydi öyle. Tek tek olsalar arkamızdan ağlayacak çocuklar, sekiz kişi artı bir köpek olunca bir havalara giriyorlar, sormayın. Resmen taklidimizi yapa yapa arkamızda geldiler, hatta bir ara yanımızdaydılar, bir ara da önümüze geçtiler.

Tabi arkadan baktılar güzel kızlar, hazır gurubuz aptallık yapalım dediler herhalde, adamlar haklı...

Kızlardan biri -nazlı-  küçükken bir süs köpeğinin gazabına uğramış olunca daha eğlenceli olmuştur onlar için. 

Yanıma yaklaşan süs köpeğini görünce çığlığı bastım. Beyza'nın ifadesi: "Aptal, küçücük köpekten mi korkuyorsun? Köpekten değil, yanındakilerden kork asıl sen." Ah bu Beyza'nın ani çıkışları...

Beyza'dan başka ani çıkışlar:
  •  "Az daha dayan Nazlı, bak babamlar orada!"
  • Bağıra böğüre gülmek.
  • "Sen benim kuzenime laf mı attın?"
  • "Yazıyorum çünkü, bu duygularımı ifade etmek için güzel bir yol." Neden şiddetli söylendiği ise başka bir soru işareti...
  • "Çünkü duvarında gördüm, saçma sapan caps falan yapmışsın." (Bir de hoşlandığı çocuğa söylüyor amk.)
                          
Mal mısınız olum siz?!      

Beyza& Can



8 Ağustos 2013 Perşembe

Gidiyorum..

Gözlerimi açtım. Aslında açtığım anda kör edebilecek bir ışıkla karşılaşamadım. Çünkü annemin sesleriyle zaten uyanmış sayılırdım. Bir gözlerim uyanmamıştı. Onları da uyandırmıştım. Biraz etrafıma bakındım , sonrada hemen saate baktım. Saat karşı duvardaydı ve ben onu göremiyordum. Yani saati görüyordum ama, sayıları ve yelkovan- akrep ikilisi olmadan görüyordum. Boş bir çember görüyordum. Biraz daha etrafa bakındım. Sonra gözlerimin düzeldiğini düşünüp saate baktım, saat yine aynıydı .Meğer saat sabahın altısıymış o yüzden saat görünmüyormuş. Yani sorun gözlerimde değil annemin zaman anlayışındaymış.
Ayağa kalkmadım. Yatakta kaldım biraz daha. Yatağın içinde düşündüm. Sonra bir anda ayağa fırladım. Aklıma çok korkunç ve gerçek bir şey gelmişti. Yani biz bu sene bayramın ilk gününden köye gitmeyi planlıyorduk - Ben değil annemler planlıyordu, ben de katılmak zorunda kaldım. - Ben köye ne kadar geç gidersek o kadar iyi derim her zaman. Neden mi ? Çünkü orada İNTERNET YOK! Yani var ama genelde çoğu evde yoktur varsa da kablolu. Bu da interneti olan evin dışına çıkınca hayatım biter demek. 

Biraz daha düşündüm, internet olmasa ne olur ki yani? Zaten en fazla iki gün kalırız.Sonra aklıma blogum geldi. Yani internet olmadığı süreler yayın giremeyeceğim aklıma geldi. Çok üzüldüm valla. Sonra sağ olsun annem de ikinci darbeyi indirip orada en az dört gün - Hatta daha fazla da olabilir- kalacağız dedi. Ben de hiç gitmek istemedim doğrusu. Ama yapabileceğim bir şey olmadığını öğrendim. Baksanıza artık çıkar yolu yoktu köye gitmememin. Sabahın yedisinde kaldırılmıştım bile...

Neyse . Ben size veda etmeye geldim. Hiç istemiyorum aslında gitmeyi ama gitmek zorundaymışım. O yüzden size bu yazıyı yazıyorum. Görüşürüz dostlarım. Beni çok özleyin. En kısa sürede gelmeyi planlıyorum - Yani oraya gidince her gitme konusu açıldığında gidelim diye destekleyeceğim. Tek yapabildiğim bu çünkü :( -  

Evin içinden sucuk kokuları geliyor ve her nefes aldığımda bu koku içimi yakıyor. Bu da boruların çaldığını yani gitme vaktinin geldiğinin habercisi, çünkü annem az sonra kahvaltı hazır diye bağırmaya başlar. Bari o bağırmadan gidiyim de acısız olsun gidişim ..
Bu arada internete girebileceğim bir yer bulursam tabi kide size döneceğim
bebeklerim.

Evet . Herhalde saat on iki gibi gideriz. Ben de boş durmayayım deyip ellerimdeki mavi ojeleri silip sarı fosforluları sürdüm. Ayağımda mavi ojeler kaldı. Onları da sarı yapardım ama uşendim. Büyük ihtimal gidene kadar her zaman üşeneceğim ve ellerim sarı ayaklarım mavi öjeli olarak dolaşacağım. Neye ya böylede güzel. Beni seven böyle sevsin :)

Not : Resimler neden bu kadar çok hüzünlü ve aldatılmış olduğum bir zamanda yazdığım bir resme koyulabilecek kadar karamsar hiç bilmiyorum. Ama bu da karamsar bir konudur herhalde. Ucundan..

Bu arada bayramınız mubarek olsun bebeklerim..

Nazlı ben bu arada .

4 Ağustos 2013 Pazar

ORUÇLU VE YORGUN


Bir insan oruçluyken neler yapabilir? Valla biz normalde yataktan kalkmaya üşenen insanlar olarak bu gün yataktan kalkalım dedik ve hayatımızın en büyük hatası oldu. Şöyle ki:

Her şey sahura kalkmamızla başlamıştı. Herkes bizden önce yemiş zaten, biz ezik girller olarak sonradan yalnız yedik. Aslında yiyemedik, daha çok Bora ve Pelin'i çekiştirdik. Arada birimiz yemek yedi, birimiz de neredeyse iki buçuk litre suyu içti. Beyza'dan not: İki buçuk litre su içtiğim halde o kadar susayacağımı bilseydim asla o kadar su içip midem ve idrar keseme eziyet etmezdim.

Gece geç saatlere kadar oturduk. Bunu bilmeyen evin hanımı, bizi sabahın köründe uyandırdı. İlk uyandığımızda adeta zombi gibi gözüküyorduk. Zombi gibi bile olamadık aslına. Onların hiç değilse bir karizması var, adamlar beyin yiyorlar bir kere.

Zaten zombi gibi görünmemiz yetmezmiş gibi, bir de çocuk sesleriyle sınandık o gün. Tabi yetmezdi, bir de yaşlı amcamız var, "Orada uyuyan biri var mı, bu ne ya sabahtan beri!" diye seslendi. Çocuk sesleri geliyormuş da, rahatsız oluyormuş. O yüzden bağıra çağıra bizi uyandırdı. Allah seni başımızdan eksik etmesin karşı binadaki amca. Hayır bizim ne günahımız vardı? Bizi niye uyandırdın? Nazlıcan'dan not: Amca baktım benle muhabbeti ilerletti, yüzüne camı kapatıp bütün sorunları çözeyim dedim. Büyük düşünen bir insanım.

Öğlene doğru kardeşlerimizi parka götürmeye gittik. Çocuklar biraz sallandılar, sonra susayıp oturdular. İlk çocuklara su aldık. Bir insan su alıyorsa da oruç tutabilir, tamam mı? Dışlamayın onları, belki kardeşimiz var olum!  Resmen herkes tip tip bize bakıyordu. Çocuklar su içtikten sonra oynamaya başladılar. Biz de gölgedeki bir bankta onları izliyorduk. Konuşurken elli yaşımızda göbekli yaşlılar olacağımız aklımıza geldi. İçimize bir şevk geldi, başladık oruçlu oruçlu spor yapmaya. Nazlıcan'dan not: Aslında durumu yine ben kurtardım sayılır. Beyza'ya ellili yaşlarımızda hiç evlenmemiş un  kurabiyeleri olabileceğimizi söylemesem spor falan yapmazdık. Eee spor yapmazsak sonumuzun ne olacağı belli işte :D Beyza'dan not: Senin yüzünden susuz kaldık. Neyse biz sporumuzu yapaduralım, çocuklara bir bakacak olduk ki, bankta oturmuş muhabbet ediyorlar. Diğer çocuklara vaaz veriyorlar. O an anladık ki, biz kardeşlerimizi değil, kendimizi parka götürmüşüz.

Yorgunluktan bitap düşünce evin yoluna koyulduk. Nazlıcan'dan not: Bitap ne demek acaba Beyza ne biçim kelimeler kullanıyorsun? Çok ayıp ama. Lakin eve vardığımızda vücudumuzda depoladığımız enerjinin henüz bitmemiş oluğu kanısına vardık. Ve susuzluktan ölmemek için su savaşı yaptık. Hani olur da ağzımıza birkaç damla su gelir ve yanlışlıkla onları yutarız diye. Ama maalesef böyle bir şey olmadı. Nazlıcan'dan not: Kendi adına konuş Beyza. Benim ağzıma birkaç damla su girmiş ve ben onları yanlışlıkla yutmuş olabilirim, tamam mı?

Su savaşı sonrasında ıslanan üstümüzü değiştirdikten sonra saçımızı papatya suyu ile açmaya karar verdik. Tabi biz nasıl yapıldığını bilmediğimiz için bloggerdan başka blogları okumak zorunda kaldık. Meğer insanlar bloggerda yararlı şeyler paylaşıyorlarmış!!! Biz ne kadar da kişisel yazılar yazıyoruz. Baktık ki bloggerdaki herkes papatya suyu ile saç açma denemelerini yazmış, biz de yazmaya karar verdik, ama üşeniyoruz. Bir dahaki sefere  artık.

Aslında ikimiz de yapacaktık, sonra Nazlıcan yan çizdi.

Aslıda yan çizmedim. İlk önce  Beyza'nın saçında görmek istedim. Neredeyse saçımızın rengi aynı. İğrenç olacaksa ben hiç bulaşmayayım diye düşündüm.

Beyza'dan not: Bu papatya konusunu kapatmak istiyorum. Saçım hala açılmadı.

Bu papatya suyunu sürdükten sonra güneşte kalmak gerekiyormuş. Biz de biraz dolaşalım bari, vakit çabuk geçsin dedik. En büyük hatalarımızdan biri oldu. Parka gittik. BAŞKA NEREYE GİDEBİLİRDİK?! Park bizim mekanımız. Hayır yani, o parklarda sigara içenlerden de değiliz, bildiğin salıncakta sallanıyoruz. Hatta spor yapmayı falan da deniyoruz. Artık haraç falan keseceğiz. Hatta o kadar benimsemişiz ki orayı bağıra böğüre kahkaha atıyorduk. Sonra bir bakmışız sağımızda, solumuzda, arkamızda ve önümüzde kısacası parkın her yerinde apaçi,abaza, kro, piç hatta Pİ çocuklarla dolmuş.

Olayın Devamı Beyza'dan: Bunu ben anlatıyorum çünkü Nazlı bu olayı anlatamıyor. O kadar da yürekli bir kız değil o. Size de şöyle diyeyim, apaçilerin arasından (Bknz: O küfürleri ben sıralamadım.) (Bknz: Apaçi ve Nazlı'nın yazdığı diğer şeylere hakaret amaçlı yazılmış bir yayın değildir.) (Bknz: Ben çok bilimselleştim.) (Bknz: Ben "bknz" ı "Bakınız" olarak kullanıyorum. Ayrıca bilimselleşmek diye bir kelime olmaya da bilir.) en apaçisi,  N.K.'a küçük bir çocuk aracılığıyla çıkma teklifi etti. Aynı anda birbirimize baktık ve eşyalarımızı alıp hızlıca gittik. Ve eşyalarımızı karıştırdık. Saçım kurumadığı için yarım saat sonra tekrar gitmek zorunda kaldık ama Allah'tan apaçiler gitmişlerdi. Nazlı'dan not: Yanlış anlamayın Ateist ,Satanist ve diğerleri Beyza'nın öküzlüğünden dolayı özür dilerim. Biz kuluz hata yaparız. Biz ellemeyelim. Bırakalım, Allah affetsin onu. Nazlı'dan not-2 : Ya inanmıyorum. Zaten apaçilere kurban gidiyordum az kalsın, son anda kurtuldum. Bi de çocuk göndermiş  "Şuradaki abi senle çıkmak istiyor" diye. Bu ne ya. Tamam, apaçisin ama bu kadarı da olmaz ya. Çocuk göndermek ne, mektup yazıp gönderiyorsun sanki , sesli mesaj mı bu ? Çok üzgünüm şu an . Biraz Beyza devreye girsin. Ben kenarda ağlayacağım galiba :(   Bu sefer de bir başka tip çocuklarla karşılaştık. O kadar biçimsizlerdi ki, tanımlayamıyoruz. Yoldan geçene nedensiz bir şekilde "Pişt, pişt!" yapan Nazlı, bu sefer kendi ile beraber beni de yaktı. Çocukların gazabına uğradık. Çocuk dediğim, erkek oldukları için değil, bildiğin 12 yaşında çocuklardı. Onlara seslendiğimizi sanan ergen gençleri, bize karşılık olarak "Pişt!" mesajını yolladılar. Biz de bir kere daha kendi mekanımızı terk etmek zorunda kaldık. Ama bu sefer gidişimiz çok iddialı oldu. Orta parmak yapıp gittik. Böylece benim bana her derdini anlatana verdiğim klasik nasihat olan "Parmak yapıp kaçsaydın." ilk defa tam yerini buldu. İnsanlar da huzura ermiş oldu, artık demeyeceğim. Sonra arkandan "O parmağı alıp bir yerine sokarım." diyorlar da, geri dönünce kaçıyorlar. Hiç benlik değil. Atarlı ama korkak. Neyse, bu olayı da böylece kapatmış bulunduk. Nazlı'dan not: Buradan parka gittiğimizde gördüğüm yakışıklı mavi tişörtlü çocuk. Burada söyleyeyim. HER ZAMAN PARKA GELEBİLİRSİN. KAPIMIZ HER ZAMAN SANA AÇIK. Hayır yani yakışıklı olmasa söylemem ama yakışıklıydı.

Beyza'nın apaçiler ile ilgili son sözü: Sanki parktaki apaçiler yetmiyormuş gibi, kendi evimizin önünde de bize apaçi müziği ile işkence ettiler. Ben rock in roll insanıyım, yapılır mı bu bana?! Dayanamadım, camdan bağırdım. "Iyyy, krolar!" Hatta yetmedi, gittik kovaladık. Yalnız, birbirimize "Gel şunları kovalayalım." demedik. İkimiz de bunu yapmamız gerektiğini biliyorduk. İşin garip yanı kardeşlerimiz de bunu anlamış olmalılar ki hepimiz beraber çıktık dışarıya.

Tekrar Beraber Yazmaya Koyulunca:
Parkta sıkılınca eve gittik. Evde nedensiz bir şekilde kola aş ermeye başladık. Aslında nedensiz bir şekilde değil, biz her zaman kola aş ereriz. Üşenmeden markete gitmeye kalktık, yolda kardeşlerimiz peşimize takıldı. ( Bizim annelerimiz, her ikimizinki de, on yıl sonra bize bir kardeşin iyi geleceğini düşünmüş, sağ olun, var olun. Bizi sizler doğurdunuz.) Onlara eve götürüp tekrar yola koyulduk, tekrar peşimizden geldiler. Tekrar kovduk ama gitmediler. En sonunda başımıza vuran oruç etkisini göstermeye başladı. (Göstersin artık, gün boyunca yapmadığımız şey kalmadı.) "Eve gidiyorsunuz, hemen!" diye bağırınca bakkalcı ortaya tepkisini koydu: "Sakin olun!" O hırsla ona da çatabilirdik, ama büyüğe saygımız var işte! Ayrıca biz bakkala gitmek de istemiyorduk. Bu çok tuhaf çünkü market daha uzak ve uzun yolu seçmek hiç bizlik değil. Sanırım papatya suyunun kokusu bizde kafa yapmıştı.

Orucumuzu açtıktan sonra bütün günün yorgunluğuyla kendimizi balkona attık. (Bknz:bunu bu balkondayken yazdık. Yani bütün günün verdiği yorgunlukla böyle halüsinasyon görüp böyle yazılar yazmamız doğaldır. Bir de beynimize oksijen gitmiyor canım ya.) Bizi konuşurken dinleyen küçük kardeş 1, konuştuğumuz her şeyi duymuş ve beyninde şöyle bir şey kurmuş: "Gizemli kişi Beyza'ya evlenme teklifi etmiş." Hayır yok öyle bir şey. "Beyza bunu kabul etmemiş." Uyduruyorsun canım yiææææææ. Beyza'dan not: Beni babama söylemekle tehdit etti.Hayır yani, gerçek olsa gam yemeyeceğim. Ben de her şeyi Nazlı'nın üzerine attım.Ayrıca evlenmek kiiimmm, biz kim ? 

Beyza'dan kendine not: Küçük kardeş 1'in yanında hiçbir şeyden konuşma. Hayır, blogger yazımızı bile bu hale getirebildiyse artık, dışarı çıksak evden kaçtı diyecek.

Bu arada karşı binadaki kız bize sabah evden kaçmayı teklif etti, düşünüyoruz. Uyanabilirsek şayet, düşüneceğiz. Çünkü kaçmak çok yorucu. Biz bunu yapmak için fazla uyuşuğuz. Ayrıca ayrı eve de taşınırdık ama, pizza söylemeye bile üşeniriz. Böyle iyi oluyor ya, arada bir kalıyoruz birbirimizde. Ona da üşeniyoruz aslında. Nazlı'dan not: Biz bu gidişle elli yaşı zor göreceğiz, hala hayal kuruyoruz çıtır olacağız diye. Elli yaşımıza geldiğimizde tek çıtır kalan şey cips olacak. O da bizde kilo yapacak. Bence yatıp uyuyalım Beyza.

Beyza'dan Not: Şahsen nefes almak refleks olmasaydı onu bile yapacağımı sanmıyorum. Ama üşenmedim, bu yazıyı yazdım. Aferin bize, bizde çok gelişme görüyorum.

Son Sözler: 

Beyza: Demin sahurda millete tarih dersi veriyorum. Yapmayacağım böyle şeyler artık. Bu da son olsun. Bir manyak mıyım ne?

Nazlı: Evet haa, benim de her şeye gülesim geldi sofrada. Demek ki neymiş, sofra bana enerji veriyormuş. Yani senle bir ilgisi yok :D . Neyse ya zaten neredeyse 5 saatten beri yazıyoruz. Bence siktir olup gidelim.

Haberini Verelim Köşesi: İlk romanımızın konusu sanırım bu gün olacak. Yani biraz uzatsak, detaylara girsek, apaçinin Nazlı'ya nasıl sarktığını falan anlatsak, bildiğin roman olacak bu.

Okumadan geçen üşengeç okurlarımıza not: Okuyun lan çok güzel.

Ezan okunalı bir saat oldu. Çok susadık :((

Beyza& Can.



3 Ağustos 2013 Cumartesi

BAŞ BELASI

İki kız kardeşe sahip olan, ikisiyle de aralarında baya bir yaş farkı olan bir kızım ben. Biriyle aramızda 8 yaş, diğeriyle de 14 yaş var. En küçüğüne hep Çaki derim. (Bu lakabı "Katil Bebek Chucky" filminden esinlenerek bulduğum doğrudur.) Yaramaz, hareketli bir çocuk. Yaptıklarını izlerken bile yorulursunuz ya, işte o tiplerden. Çaki'nin bir büyük boyu da Ezra. Zavallıcık, annemin ona verdiği bu isim ile lanetlenmiş. Ben onun yerinde olsam on sekiz yaşıma gelene kadar takma bir isim kullanırdım, on sekiz yaşıma geldiğimde de ismimi değiştirirdim. Ezra, genelde sorunlar yaşadığım kardeşimdir. Hatta sorun yaşadığım tek kardeşimdir.

Geçen gün kahvaltıda Ezra ile biraz tartışmıştık. Sonra Ezra benim eteğime meyve suyundan azıcık döktü. Normalde ben hemen orada yaygara çıkarırdım. Ama annem ve babam oradaydı. Hadi babamı geç, annem oradaydı! (Babamı geçiyorum, çünkü babam bence adaletin kılıcı gibi bir şey. Yani kim haklıysa onun tarafını tutar. Ama annem kim haklıysa Ezra'nın tarafını tutar.) Ezra'yı orada azarlayamazdım zira annem bunu yasaklamıştı. Mecburen sustum, hemencecik eteğimi değiştirdim, masaya tekrar oturdum. Tabi herkes yemeğini yemişti. Babam da "Çok sabırlısın gerçekten, ben olsam saçını yolardım direk." dedi. Babam aşağı indi, "Sen yemeğini ye, ben arabadayım." dedi. Dışarı çıkacaktım da. Annem de arkasından sofradan kalktı. Tuvalete girdi. Ben de masadan kalktım, elime bir bardak alıp sürahiden su doldurdum. "Yanlış kişiyle uğraşıyorsun kızım." der demez bir bardak suyu başından aşağı döktüm. Hemen dışarı fırladım tabi, değilse annem beni keser. Ben kapıdan çıkana kadar Ezra "A... A.. A.." diye hafiften bağırıyordu. Kapının önündeyken Ezra'nın "Anne!" çığlığını, Mutfak camının önünden geçerken de annemin "Beyza!" çığlığını duydum.

Okullar daha açıkken, proje ödevimin son teslim gününde, ödevi en baştan yapmak gibi saçma bir karar vermiştim. Dolayısıyla gece geç saatlere kadar ödevle uğraşmak zorunda kaldım. Ezra ile odalarımız aynı. Ben de yanımda biri varken kendimi işe veremiyorum. Bu yüzden odanın kapısını kitledim, Ezra'ya da "Sen bu gece salonda takıl biraz." dedim. Kızmayın canım, zaten geç saatlere kadar televizyon izler o. Bir gece de benim için fazla mesai yapsın, ne olacak yani? Ödevim bitince şuna bir bakayım dedim. Salonda, yerde uzanmış yatıyor. Kaldırmadım da onu. Gittim yattım yatağıma geri. Çok kötü bir ablayım biliyorum. On dakika sonra gelmiş yatmış kendi yatağına zaten. Yalnız benim anlamadığım nokta şu: Çaki'nin yanında yatabilirdi, ya da koltuğun üzerinde. Peki neden yerde yattı?

Şu an düşünüyorum da, hayatımın tüm eğlencesi Ezra aslında. O olmasa gelecekte gülerek hatırlayacağım anılarımın sayısı çok azalırdı. Su parkı maceralarım olmazdı mesela, ya da piknikte yaptığımız birçok yaramazlık, yahut Çaki'ye yaptığımız binlerce şaka... Bence bir insan biriyle ne kadar çok dalaşıyor olsa da aslında onu hiç kavga etmediği insanlardan çok daha fazla sevebilir. Mesela ben, gözümü kırpmadan hayatımdaki herkesi Ezra için feda edebilirim. O benim sadece kardeşim değil çünkü, o benim eğlencem, o benim anılarım, o benim mutluluğum, o benim ağlarken yaslandığım omuz, o benim her şeyim kısacası. Bir tek o olsa da yeter gibi sanki...


Beyza Nur 

1 Ağustos 2013 Perşembe

Gereksiz Yaz, Gereksiz İnsanlar, Okuyamadığım Kitaplar

Dünyanın en saçma başlığını attıktan sonra yazıma başlıyorum. Bizim blog olarak (blog olarak derken ki kastım, Nazlı ve Ben.) başlık bulma sıkıntımız var sanırım.

Nazlı evine gittiğinden beri odamdan dışarı nadiren adım atıyorum. Tuvaletim gelmese, bir de acıkmasam onu da yapmayacağım sanırım. Ben bu odada fosilleşeceğim bu gidişle. Olası diğer ihtimal: Yıllar sonra elektrikler kesildiğinde yanlışlıkla tuvalet yerine salona gireceğim, girdiğim anda elektrikler geri gelecek ve ben salonda olduğumu anlayacağım. Babam "Aa, bizim böyle bir kızımız vardı, hatırlıyor musun canım?" diyecek. Annem de karşılık olarak "Yok vallahi, çıkaramadım şimdi." diyecek. Sonra beni evden atacaklar.

Kendime bir dünya kurdum burada, blogger, facebook ve ben. Böyle çok mutlu bir ilişkimiz var. Çocuk yapmayı bile düşünüyoruz blogger'la. Ama facebook bizi çok kıskanıyor. Bu yüzden vazgeçtik bu kararımızdan.

Dün gece sahura yakın babam mutfakta isyan edince dank ettim ben de. "Ooo, Beyza Hanım, buralara uğrar mıydınız siz? Hangi rüzgar attı sizi buraya?" dedi.

Adam haklı beyler, dağılıyoruz.

Ben de bir elime kolayı aldım, diğer elime bisküvi paketini, kapıya yaklaşırken cevapladım: "Karnım acıktı, alışma beni sık sık görmeye, giriyorum geri odama zaten."

Korkuyorum artık gerçekten, ben bu gidişle bu yaz asosyale bağlarım. Şu yaz ben asosyal olmadan bitsin ya!

Bir de bu yaz okumayı planladığım bir kitap serisi vardı. "Ay önce şu kitabı bitireyim, ya şunu da okuyayım canım yaa..." derken yaz mevsiminin son ayına geldik ama seriye başlamadım bile. Kendime not: Şu kitapları oku artık!

Son olarak da, bir arkadaşım var, Oski diyeceğim adına. Eskiden iyi anlaşırdık, şimdi biraz soğuk aramız sanki. Oski bana nispet yapıyor sanırım. Ne zaman konuşsak sevgilisinden bahsetmeler falan. Bir ara sevgilisinin fotoğrafını yolladı, "Yuh artık!" dedim. Tabi içimden. Ben öyle insanların yüzüne söyleyemem, utanırım. Benim yerime Nazlı (ya iyi ki var, o da olmasa ne yaparım, ben ağzımı bile açamıyorum orada) "Sorduk mu sevgilini?" dedi. Oski bir de yüzsüz yüzsüz "Siz sormadan göstereyim dedim, sizi yormak istemedim." dedi. Bu kadarı da olmaz artık. Yok artık yani! Neden yapıyor bunları peki? Açıklıyorum: Ben sapım diye. (Bu arada, evet ben sapım -_-) Buradan Oski'ye sesleniyorum: Sen sevgilinden bahsedip duruyorsun ya, ben kendimi yalnız hissediyorum sanıyorsun ama işte öyle değil. Ben böyle de mutluyum canım.

Bu da Oski'ye gelsin. 


Aman Allah'ım, çok gereksiz bir yaz oldu gerçekten bu.

Beyza Nur, Vampiring blogunun yazarı, bu yaz günü bu yazıyı üşenmeyip yazan kişi. Sustum ya, bağırmayın.