31 Mayıs 2013 Cuma

HADDİNİ AŞAN DUYGULAR VE YENİDEN VAR OLMA ÇABASI



Hayatta yaşadığımız bazı şeylere derin anlamlar yüklüyoruz kendimizce. Gereğinden fazla değer veriyoruz onlara, haddimizi aşıyoruz. Sonra ne mi oluyor? Sonra da onlar haddini aşıyorlar, üzülüyoruz, yıpranıyoruz.
Her seferinde yıkılıyoruz onlar yüzünden. Her yıkılış ayrı bir deprem, her depremden sonra artçı felaketler... Çırpınıyoruz toparlanıp yeniden var olmak için. Tam her şeyin yoluna girdiğini sandığımızda yeni haberlerle yıkılıyoruz. Bazen öyle oluyoruz ki, artık dayanacak halimiz kalmıyor, pes ediyoruz. Sonra hayat bize sahte dostlar, yalancı umut ışıkları gönderiyor tekrar toparlanmamız için; dostların ve umut ışıklarının sahteliğini fark ettiğimizde bizi tekrar yıkabilmek için. Hayatın kuvvetli darbeleri altında eziliyoruz hepimiz. Kabul edelim, hepimiz ağlıyoruz. Bazılarımız içinden ağlıyor, bazılarımız da bunu gizleme gereği duymuyor. Ama hepimiz ağlıyoruz. Çünkü hepimizin kırılan bir kalbi var. Hepimizin incinen duyguları var. Bazılarımızınki artık ne düşüneceğini şaşırmış bir duruma gelse de hepimizin bir beyni var. Ağlıyoruz çünkü hepimiz üzülüyoruz ve hepimizin bu üzüntüyü hissedebileceği bir şeyleri var.

Kabul edelim üzülmemizin tek sebebi biziz. Çünkü biz insanoğlu olarak hayatımızdaki bazı şeyleri bağımlılık haline getirmekte en iyi canlılarız. Hepimiz bir şeylere bağlanmaktan korkuyoruz ama zamanı geldiğinde hepimiz bazı şeyleri bağlanmayı göze alarak yapıyoruz. Artık geri dönüşü olmayan noktaya geldiğimizde ancak geri dönmek istiyoruz. Geri dönüşün olmadığını anladığımızda içimizde soğuk bir his oluşuyor. Bu rahatsızlık veriyor. Çaresiz, geçmesi için dua ediyoruz. Çünkü yapabilecek başka hiçbir şey gelmiyor aklımıza.

Yani diyorum ki: Hiçbir şey hissetmiyorsan hiçbir şey yapmana gerek yok, hala acıyı hissedebiliyorsan yapabileceğin hiçbir şey yok.

Beyza Nur

28 Mayıs 2013 Salı

Misafirlerden Saklanan Genç


Yarım saat kadar önce evimize misafir geldi. Daha doğrusu gelmiş. Ben görmedim. Annem odama gelip "Akrabalarımız geldi, hadi selam ver." dedi de, öyle öğrendim.
-Kim anne?
-Annemin dayısının karısının çocuğu.
-Kıyafetlerim müsait değil. Gelemem.
-Bence gayet iyi. Hadi gel.

Neden bilmem ama küçüklüğümden beri gelen misafirle selamlaşmak benim için bir işkence olmuştur. Bu yüzden yirmi dakikadır gitmem gerektiği halde tuvalete gitmiyorum. Zira tuvalete giderken misafirlerin herhangi biriyle karşılaşabilirim. "Aaa, siz mi geldiniz?" diyerek durumu kurtarabilirim. Bu sefer de bütün misafirlerle selamlaşmam gerekir. Bu riski göze alamam.

Odamda yalnız kaldığım yarım saat boyunca bir plan yaptım. Bu plan sayesinde akşama kadar odamdan çıkmam gerekmeyecek. Planımı uygulamaya başlamadan önce üstüme pijamalarımı giymem gerek. Çünkü annem tekrar geldiğinde onu oyalamak için kıyafetlerimi bahane edeceğim.

Plan: MİSAG (Misafirlerden Saklanan Genç)

Annem her zamanki gibi odamdan çıkarken kapıyı açık unuttu ve ben bu sayede onların az sonra balkona çıkacaklarını öğrendim. İşte plan bu sırada başlıyor. Onlar balkona geçtiklerinde ben tuvalete gideceğim. Ama burada çok vakit harcamam lazım. Onlar tekrar salona gitmeden önce tüm işimi bitirmiş olmam lazım. Ve benim çok işim var.

Tuvaletten çıktıktan sonra mutfağa girip bana gece yarısına kadar yetebilecek kadar erzak almam yeterli. (Cips ve çikolata) Bir de susarsam diye içecek de almalıyım dolaptan. (Soda veya kola) Ama bu gıda ürünlerini tükettikten sonra kirli tabak ve bardakları mutfağa götürmek için zamanım olmayacak. Bu yüzden plastik bardak ve tabak kullanacağım. Bir çöp poşetine koyarım. Misafirler gidince atarım. Bu sayede annem de planımı fark etmez. Bir de kanıtları ortadan kaldırmak için elektrikli süpürgeye ihtiyacım olacak. Çünkü annem hain planımdan çok yerde kırıntıların olmasına kızacaktır.

Planım hazır olduğuna göre artık uygulama vakti. Öptüm.

(Blog yayınını öptüm diye bitiren bir insanım. Kendime daha ne diyeyim ben.)

Beyza Nur

18 Mayıs 2013 Cumartesi

Anneme 28 Maddelik Rehber


1- Odamı toplama. Ben dağınık seviyorum. Sonra bulamıyorum toplu odada hiçbir şey.

Cevap:Odanı kendin toplarsan benim müdahale etmeme gerek kalmaz.


2- Ya da vazgeçtim. Odamı toplayabilirsin.
Cevap:Ben de işten çok sevdiğim ev işleri için ayrılmıştım.


3- Akrabalarımın çocuğu benden iyi biri değil anne. Öv öv bitiremedin. Bunu bil istedim.

Cevap: Yalnızca 1 defa evin işlerine senden büyük olmalarına rağmen yardım ettiklerini söyledim.


4- Ayrıca lütfen bazı insanlarla ortak yönlerimiz olduğu için hayatımın hepsinin onlar gibi olacağını düşünme. Benim bir karakterim var. Ve ben onu değiştirmeyi istemediğim sürece de değişmez. Eğer değiştirmek istersem de mutlaka bir sebebi vardır. Eleştiriye geçmeden önce onu sor.

Cevap:Hayat böyle bir şey etrafımızdaki insanların güzel yönlerini örnek almalı kötü davranışlarının getirdiği zararları görerek ders almayız.Eleştirilere de açık olmalıyız. 


5- Hatta mümkün mertebe de eleştirmemeye çalış. Nasihat iyidir nasihat.

Cevap:Nasihat ederken gayri ihtiyari başkalarından örnek veriyorum, bu da pek hoşuna gitmiyor.


6- Taklit yapma anne. Beynimde kalıcı hasarlara yol açıyorsun.
Cevap: Her şeyi herkes güzel yapamaz. Takılma böyle şeylere.

7- Ezra küçük diye her hareketine müsamaha  göstermek zorunda değiliz. Erkek olsaydı dövelim derdim ama biliyorsun, ben kadına bedensel şiddete karşıyım. Psikolojik şiddet uygulayıp psikolojisini bozalım. Ya da o çok ağır olur. Duruma göre bulalım bir yol, "Bir daha yapma. Iıııı. Azına acı biber sürerim senin." demeyelim yani bi' zahmet. Kaç yaşında? Üç mü? Çocuk senin yüzünden bu yaşta Pepee izliyor.

Cevap:Kardeşin üzerindeki planlarını kendi çocuğuna sakla.


8- Bir de sana Ezra'nın yanlış bir şey yaptığını söylediğimde bana inan lütfen. Allah aşkına, ben ne zaman yalan söyledim sana? Hadi onu geçiyorum, Ezra ne zaman doğru söyledi ya?

Cevap:Kendini Başkalarıyla kıyaslama zira 9.. Maddede bunu benden sen istiyorsun. 


9- Beni başkalarıyla kıyaslama.

10- Sorgulamadan yargılama.

11- Adil olmana gerek yok. Benim hakkımı kimseye yedirtme, yeter. Bana dokunmayan yılan bin değil beş bin yaşasa da benim için no problem.

12- Az sonra söyleyeceğim madde yukarıdakiyle çelişiyor. Onu değiştiriyorum çünkü fazla bencil oldu. Adil ol tamam mı? Hadi, çaktın sen ;).

13- Bana sürekli "Bencilsin." deme. Yaşamak için kendimi savunmaya ihtiyacım var. Darwin'in de dediği gibi: "En güçlü olan hayatta kalır." Yani en güçlü olmaya çalışmakta, birtakım insanlar arasında otorite kurmaya çalışmakta bir sorun yok. Yaşamanın kuralı budur. Ben bencil değilim. Başkalarını da düşünüyorum, kendimi de. Değilse büyük bir balık gelir ve beni yer, değil mi?

14- Her şey ders değil anne. Benim yazmaya da resim çizmeye de bilgisayar oynamaya da sosyalleşmeye de ihtiyacım var.

16- Babama söyle, anlayışlı olsun. Ben hassas biriyim ve onun sözlerine çabuk alınıyorum. Alınacağımı bildiği davranışlarda bulunmasın. Ayrıca biraz fevriyimdir, anlayışlı olsun canım.(Aynı madde senin için de geçerli canısı. )


17- Yaptıklarımı görmezden gelme. Yapmıyorsun, deme. Bardağın boş bir tarafı olmadığı için bardağın  hepsi boş sanıyorsun. Öyle değil, göz yanılması.

18- Tamam üstten birazcık dökülmüş olabilir su. Görmezden gel. Yaptığım her hatayı başıma kakma. Ne demiş Mevlana: "Hataları örtmekte gece gibi ol."

19- Ayrıca Mevlana "Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol." da demiş. O zaman kendim olmamda bir sorun yok bence. Beni olduğum gibi sev. Olamadığım şeyleri sevme. :D

20- Yaşadığımız dünyanın şu anki durumuna bakınca benim diğerlerine göre çok daha fazla terbiyeli ve ahlaklı olduğumu unutma. Tamam, biraz asi olabilirim. Ama sen de öylesin, babam da öyle. Ben de sizin çocuğunuzum sonuçta.

21- Bana gelince "Komşunun çocuğu şöyle böyle." yapıp, kendine gelince "Biz diğer aileler gibi değiliz.", "Ben  diğer annelere benzemem." yapma. Oluyor mu sence?


22- Herkes senin gibi düşünmek zorunda değil. Benim için doğru başka bir şey olabilir. Herkes benim gibi düşünmek zorunda da değil. Aynı beyine sahip değiliz ki.

23- Hayat benim seçimlerim. Kendi hayatımı kendim belirlerim. Bunu sen de destekliyorsun, biliyorum ama arada sırada bunu unutuyorsun güzel annem.

24- Sen hep "Ben Dili"ni kullanıyorsun. Bence kullanmamalısın,  naçizane fikrim. (Mesela ben şu an ben dilini kullanıyorum. Biliyorum, çok tatlıyım. Tamam, sustum. :) )

25- Empati kurmalısın. Beni anlamaya çalışmalısın.

26- Hatalarım da olsa benimle gurur duy.

27- Acıtasyon yapabilirsin, acıtasyonda sorun yok.

28- “Ah bu çocuk eskiden böyle değildi, şimdi niye böyle oldu?” derken amacın ne? Gerçekten n’aptım ben? Adam mı öldürdüm? Hiç hoş bir kalıp değil, zaten bence de ben böyle bir cümle kurulmasını gerektirecek hiçbir şey yapmıyorum.


 Ha, son olarak, seni çok seviyorum. :))


Beyza Nur


14 Mayıs 2013 Salı

Ortak Konu


Düzgün bir uyku düzenim de yok artık, tam gece yatmadan önce aklıma yazacak bir şeyler geliyor lakin kalkıp yazmaya üşeniyorum. Sonra unutuyorum tabi.

Bu yazının girişi yok. Gerek de yok bence; hani bazen boşu boşuna insanın içine bir yazma isteği gelir ya, taam o anı yaşıyorum. Kendi kendime diyorum ki: "Sanırım şu an, tam da arkada bu şarkı varken, adam akıllı iki satır yazabilirim sonunda." Fakat aklıma gelen adam akıllı iki satır da nasıl oluyorsa yakışmıyor bu satırların içerisine. Bir şekilde farklı bir yazının içerisine katarım, diye aklımdan geçiriyorum.

Yaz da geliyor, evde oturasım gelmiyor, bir yere gidesim de gelmiyor. Aslında bir yerlere gidesim var da, birileriyle gidesim yok. Kendi başıma kalmak istiyorum. Hayatta her istediğimiz olmuyor maalesef. Oysaki bir süre önce hayatımda sadece benim seçimlerime yer vardı. Ben ne istersem onu yapabilirdim. Sanırım artık o kadar güvenmiyorum kendime. Hatta artık bazen de çevremizin istediklerini yapmaya zorunlu olduğumuz gerçeğini bile özümsedim sayılır. Yazdığım son cümleye tekrar bir göz atıyorum. Kullandığım "gerçeği" kelimesi sonunda benim de beynime bir şekilde bu fikrin kabul ettirildiğini ele veriyor hemen. Yazımı en baştan okumadan, sadece yazdıklarımı düşündüğümde yazımın aslında yazmak istediklerim olmadığını farkına varıyorum. Bu cümleler benim iç seslerimden kesitler. Bir bütün oluşturmuyorlar çünkü farklı farklı olaylara ait kesitler. İçimden geçirdiğim her şeyi buraya yazmak istiyorum ama ne yazık ki bu mümkün değil. Çünkü aklımdaki tüm düşünceler hızlı bir şekilde geçip gidiyor, arada sadece birkaç tanesini yakalayabiliyorum. Sanırım bu da aklımın ne kadar dolu ve kafamın ne kadar karışık olduğunun bir göstergesi. Hiç soluk almadan yazıyorum, belki de bu yüzden bu yazı çok kötü olacak. Tahmin ettiğiniz gibi bunu önemsemiyorum. Bunu önemseyecek durumda da değilim zaten, önemseyecek onca şey varken.

Tamamen başka bir konuya geçiş yapacağım, zaten yazdıklarımın ortak bir konusu da yoktu. Bu gün derste konuşurken Türkan Hocamın söylediği cümleler geliyor -geldi değil, geliyor; tam şu anda oluyor çünkü bu- aklıma: "Hayatta herkesin seni sevmesi mümkün değil. Eğer sen herkesin seni sevmesi için uğraşırsan eline mutsuzluktan başka bir şey geçmez." Haklı her zamanki gibi. Bu zamana kadar hep beni sevmeyen insanların beni sevmesi için uğraştım. Beni sevenleri görüp mutlu olmak yerine, beni sevmeyenleri görüp mutsuz olmayı tercih ettim. Hala yapıyorum. Ve iddiaya girebilirim, yapmaya da devam edeceğim. Ah, atalarımız boşu boşuna mı "Can çıkmayınca huy çıkmaz." demiş?

Hem takıntılı, hem de inatçı oluşum en sevmediğim iki özelliğim. Ah, çok başıma dert olur bunlar.  Ne var sanki bıraksam, VAZGEÇSEM, uğraşmasam, yormasam kendimi... Vazgeçmek bu kadar mı zor olur bir insan için. Yapamıyorum. Taktım mı takıyorum. Keşke yapmasam, daha doğrusu keşke yapmamayı başarabilsem.

Ve şimdi dünümü -daha doğrusu dünlerimi- düşünürken yazdığım bu yazıya son bir kez bakacağım. Muhtemelen tahminlerimde yanılmayacağım. Ama hiçbir satırını da düzeltmeyeceğim. İlk yazdığım gibi okuyacaksınız siz de. Bu yüzden sürçü lisan (yıllardan beri sürç-i lisan diye kullanırdım, TDK böyle rica etmiş, kırmayayım dedim) ettiysem, hoşgörün ;)

Beyza Nur

4 Mayıs 2013 Cumartesi


Espri yapmak= Ben
Espriyi anlamamak= Gülben
Espriyi tekrar yapmak= Ben
Espriyi inatla anlamamaya devam etmek= Gülben
Hayattan bezmiş bir şekilde espriyi anlatmak ve kendinden soğumak= Ben
Sonunda espriyi anlamış olduğundan kahkaha atmak= Gülben
Allah'ım çok şükür, demek= Ben
Bu yazıyı okumaktan sıkılmak= Siz

Beyza Nur