14 Mayıs 2013 Salı
Ortak Konu
Düzgün bir uyku düzenim de yok artık, tam gece yatmadan önce aklıma yazacak bir şeyler geliyor lakin kalkıp yazmaya üşeniyorum. Sonra unutuyorum tabi.
Bu yazının girişi yok. Gerek de yok bence; hani bazen boşu boşuna insanın içine bir yazma isteği gelir ya, taam o anı yaşıyorum. Kendi kendime diyorum ki: "Sanırım şu an, tam da arkada bu şarkı varken, adam akıllı iki satır yazabilirim sonunda." Fakat aklıma gelen adam akıllı iki satır da nasıl oluyorsa yakışmıyor bu satırların içerisine. Bir şekilde farklı bir yazının içerisine katarım, diye aklımdan geçiriyorum.
Yaz da geliyor, evde oturasım gelmiyor, bir yere gidesim de gelmiyor. Aslında bir yerlere gidesim var da, birileriyle gidesim yok. Kendi başıma kalmak istiyorum. Hayatta her istediğimiz olmuyor maalesef. Oysaki bir süre önce hayatımda sadece benim seçimlerime yer vardı. Ben ne istersem onu yapabilirdim. Sanırım artık o kadar güvenmiyorum kendime. Hatta artık bazen de çevremizin istediklerini yapmaya zorunlu olduğumuz gerçeğini bile özümsedim sayılır. Yazdığım son cümleye tekrar bir göz atıyorum. Kullandığım "gerçeği" kelimesi sonunda benim de beynime bir şekilde bu fikrin kabul ettirildiğini ele veriyor hemen. Yazımı en baştan okumadan, sadece yazdıklarımı düşündüğümde yazımın aslında yazmak istediklerim olmadığını farkına varıyorum. Bu cümleler benim iç seslerimden kesitler. Bir bütün oluşturmuyorlar çünkü farklı farklı olaylara ait kesitler. İçimden geçirdiğim her şeyi buraya yazmak istiyorum ama ne yazık ki bu mümkün değil. Çünkü aklımdaki tüm düşünceler hızlı bir şekilde geçip gidiyor, arada sadece birkaç tanesini yakalayabiliyorum. Sanırım bu da aklımın ne kadar dolu ve kafamın ne kadar karışık olduğunun bir göstergesi. Hiç soluk almadan yazıyorum, belki de bu yüzden bu yazı çok kötü olacak. Tahmin ettiğiniz gibi bunu önemsemiyorum. Bunu önemseyecek durumda da değilim zaten, önemseyecek onca şey varken.
Tamamen başka bir konuya geçiş yapacağım, zaten yazdıklarımın ortak bir konusu da yoktu. Bu gün derste konuşurken Türkan Hocamın söylediği cümleler geliyor -geldi değil, geliyor; tam şu anda oluyor çünkü bu- aklıma: "Hayatta herkesin seni sevmesi mümkün değil. Eğer sen herkesin seni sevmesi için uğraşırsan eline mutsuzluktan başka bir şey geçmez." Haklı her zamanki gibi. Bu zamana kadar hep beni sevmeyen insanların beni sevmesi için uğraştım. Beni sevenleri görüp mutlu olmak yerine, beni sevmeyenleri görüp mutsuz olmayı tercih ettim. Hala yapıyorum. Ve iddiaya girebilirim, yapmaya da devam edeceğim. Ah, atalarımız boşu boşuna mı "Can çıkmayınca huy çıkmaz." demiş?
Hem takıntılı, hem de inatçı oluşum en sevmediğim iki özelliğim. Ah, çok başıma dert olur bunlar. Ne var sanki bıraksam, VAZGEÇSEM, uğraşmasam, yormasam kendimi... Vazgeçmek bu kadar mı zor olur bir insan için. Yapamıyorum. Taktım mı takıyorum. Keşke yapmasam, daha doğrusu keşke yapmamayı başarabilsem.
Ve şimdi dünümü -daha doğrusu dünlerimi- düşünürken yazdığım bu yazıya son bir kez bakacağım. Muhtemelen tahminlerimde yanılmayacağım. Ama hiçbir satırını da düzeltmeyeceğim. İlk yazdığım gibi okuyacaksınız siz de. Bu yüzden sürçü lisan (yıllardan beri sürç-i lisan diye kullanırdım, TDK böyle rica etmiş, kırmayayım dedim) ettiysem, hoşgörün ;)
Beyza Nur
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Siz yapıyor yorum, biz yazıyor yayın ;)