acı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
acı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2013 Pazartesi

ÜZÜLEN TEK KİŞİ

Her şeyin böyle sonuçlanacağını veya üzülen tek kişi olacağımı bilseydim en baştan tüm bunları ister miydim bilmiyorum. Ya da neden bu kadar boktan hissediyorum kendimi, bu konuda da en ufak bir fikrim yok. Şimdi ne yapacağım, bunu da hiç bilmiyorum iyi mi?! 

Şu an sadece susuyorum ve bekliyorum. Sanırım yapabileceğim en iyi şey de bu. O yüzden susuyorum yani. Asaletimden falan da değil, bildiğin aklımda başka hiçbir fikrin olmayışından. Susuyorum, ve onun ağzından çıkacak birkaç cümleyi duymayı bekliyorum. Yüzüm gülüyor ama tuhaf bir biçimde içimde her cümlesinde tuz buz olan milyarlarca düşünceyi barındırıyorum. Ama yine de dinlemeye devam etmek zorundayım, yani en azından ben öyleymiş gibi hissediyorum.

Zaten kaybetmemin tek sebebi de bu: hissediyor olmam. Hissetmesem, hissiz biri olsam yani, belki her şey çok daha güzel olabilirdi. Beni üzebilecek hiçbir şey olmazdı. Mutluluğu, heyecanı, başarının verdiği hazzı veya aşkı hiçbir zaman tadamazdım belki ama en azından bu hislerin hepsi bittiğinde sonun ve yenilginin verdiği acıdan da muaf olurdum. Daha huzurlu bir ben olurdum.

Hissiz olmak istiyorum. Ama hissiz olmak için fazla duygusal biriyim. Unutmak istiyorum. Ama unutmak için hafızam fazla güçlü. Tanrıya "Neden ben böyleyim Allah'ım?!" diye isyan etmemek istiyorum ama bunun için fazla asiyim.

Şimdi sadece her şeyin bitmesini bekliyorum. Sonuçta bu, iki aşamalı basit bir evre sadece, gelirler ve sanki hiç gelmemişler gibi giderler. Gitmesini bekliyorum. Gidecek. Herkes gider.

Beyza Nur


31 Mayıs 2013 Cuma

HADDİNİ AŞAN DUYGULAR VE YENİDEN VAR OLMA ÇABASI



Hayatta yaşadığımız bazı şeylere derin anlamlar yüklüyoruz kendimizce. Gereğinden fazla değer veriyoruz onlara, haddimizi aşıyoruz. Sonra ne mi oluyor? Sonra da onlar haddini aşıyorlar, üzülüyoruz, yıpranıyoruz.
Her seferinde yıkılıyoruz onlar yüzünden. Her yıkılış ayrı bir deprem, her depremden sonra artçı felaketler... Çırpınıyoruz toparlanıp yeniden var olmak için. Tam her şeyin yoluna girdiğini sandığımızda yeni haberlerle yıkılıyoruz. Bazen öyle oluyoruz ki, artık dayanacak halimiz kalmıyor, pes ediyoruz. Sonra hayat bize sahte dostlar, yalancı umut ışıkları gönderiyor tekrar toparlanmamız için; dostların ve umut ışıklarının sahteliğini fark ettiğimizde bizi tekrar yıkabilmek için. Hayatın kuvvetli darbeleri altında eziliyoruz hepimiz. Kabul edelim, hepimiz ağlıyoruz. Bazılarımız içinden ağlıyor, bazılarımız da bunu gizleme gereği duymuyor. Ama hepimiz ağlıyoruz. Çünkü hepimizin kırılan bir kalbi var. Hepimizin incinen duyguları var. Bazılarımızınki artık ne düşüneceğini şaşırmış bir duruma gelse de hepimizin bir beyni var. Ağlıyoruz çünkü hepimiz üzülüyoruz ve hepimizin bu üzüntüyü hissedebileceği bir şeyleri var.

Kabul edelim üzülmemizin tek sebebi biziz. Çünkü biz insanoğlu olarak hayatımızdaki bazı şeyleri bağımlılık haline getirmekte en iyi canlılarız. Hepimiz bir şeylere bağlanmaktan korkuyoruz ama zamanı geldiğinde hepimiz bazı şeyleri bağlanmayı göze alarak yapıyoruz. Artık geri dönüşü olmayan noktaya geldiğimizde ancak geri dönmek istiyoruz. Geri dönüşün olmadığını anladığımızda içimizde soğuk bir his oluşuyor. Bu rahatsızlık veriyor. Çaresiz, geçmesi için dua ediyoruz. Çünkü yapabilecek başka hiçbir şey gelmiyor aklımıza.

Yani diyorum ki: Hiçbir şey hissetmiyorsan hiçbir şey yapmana gerek yok, hala acıyı hissedebiliyorsan yapabileceğin hiçbir şey yok.

Beyza Nur

4 Ocak 2013 Cuma

Bilmiyorum

"Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu 
Bu derde düşmeden önce."
Orhan Veli Kanık  


Boşluktayım… Galiba zamanda asılı kaldım. Ya da uzaydayım. Tek bildiğim, çevremdeki herkes çok hızlı hareket ediyor. Bense dondum kaldım.

Hissetmiyorum… Artık hiç kimse hakkında hiçbir şey hissetmiyorum. Yoksa hissediyor muyum?

Bilmiyorum… Gerçekten o kadar anlamlı geliyor ki bazı şeyler… Sanki konuştuğumuz her şey hiç duymadığım kelimeler. Tekrar tekrar duymak istediğim kelimeler… Her kelimeye o kadar çok anlam yükledim ki… Konuştuğun her kelime artık benim, bana ait. Kurduğun her cümleyi bana kurdun. Öyle değil mi? Yoksa değil mi?

Bazı şeyler de inanılmaz derecede boş geliyor ama. Çelişkili, değil mi? Çok karıştı her şey. Çok karıştı bütün hisler… Anlamsız! Kendi kurduğum bütün cümleler anlamsız geliyor mesela şu sıralar. Bir cümle kuruyorum, güzel buluyorum. O cümleyi bir yere yazıyorum. O kadar da anlamlı gelmiyor  o cümleyi yazarken.

Tuğba’yı çok seviyorum artık. Bir de Selen’i, Sedef’i ve sütlü çikolatayı ve bir de çikolatalı sütü…

Artık pilavı sevmiyorum. Kırmızıyı da sevmiyorum. Ve maviyi, ve beyazı… Artık griyi seviyorum ve siyahı ve de domates çorbasını… Sarı laciverdi bile sevmiyorum artık.

Değişiyorum, biliyorum. Değişmeyi seviyor muyum, bilmiyorum.

Sadece… Bir cümle vardı, “Benim adım Beyza.” kadar doğru olduğunu düşündüğüm ve yine benim kurduğum:

Hiç olmadığın biri vardı, o olmak istedin mi? Tam o olmaya başlamışken, o olmaktan vazgeçtin mi? Bu kararsızlığından dolayı sonunda bambaşka biri olarak doğdun mu?

Sadece bu cümlelerin biraz anlamı var galiba kurduğum bütün cümlelerin içinde…

Dizim yaralandı. Çarşamba günü düştüm de. Acıyor. Yaşadığım en büyük acı o işte. O kadar acı çekiyorum sadece. Acı falan çekmiyorum bile. Her şey harika. Hayat çok güzel. Hayat sandığından çok daha güzel. Gerçekten.

İyiyim ben. Gerçekten!

Beyza Nur ÇALIŞ

3 Ocak 2013 Perşembe

SUS!


Masum bir yalan... Ya da çok zararsız bir düşünce... Ne olduğunun pek de bir önemi yok aslına bakarsanız. Önemli nokta bunu karşındakine söyleyememek; söyleyememek ve hissettirememek... İçine atmak. Diğer önemli nokta: Artık içinin de dolmuş olması. Ve sonra büyük bir acı, geçmek bilmez bir sancı...

Bazen o "dolmuş olan için"den gelen bir bağırma isteği... Ve bunu hissettiğin an bağırırsın. Karşındaki, karşında olması gereken kişi asla olmadı. Zavallı kurban, sana ne olduğundan habersiz seni sakinleştirmeye çalışır. Amacı yardım etmek değil! Asla amacı bu olmadı. sadece dinlemek istemiyor o. O da susmanı istiyor.

Herkes, susmanı istiyor...

Hiç kimse ne halde olduğunu bilmek istemiyor; insanlar aslında ne düşündüğünü hiçbir zaman önemsemedi. Ne kadar acı çektiğini, neler yaşadığını asla anlamıyor; anlamak da istemiyorlar. Herkes kendini düşünüyor, çevrelerinde olup bitenleri önemsemiyorlar.

Bencillik!

Bazen isyan etmek istiyorsun... Ama ne çare; haykırışlarını kim duyar ki? yine de bir an için bile olsa düşünüyorsun işte. Sonra... Neyse, diyorsun; vazgeçiyorsun. Bazen bir ses geliyor haykırışına karşı. Hemen aldanma, o bir yankı! Boşluğa bağırıyorsun çünkü. Sesini duyan tek kişi sensin.  Kendi haykırışlarında boğuluyorsun.

Bağırma! Haykırma! Sus! Sesini çıkarma!  Konuşma! Düşünme! Hataları bulma! Sus! Sus! Sus!

Beyza Nur & Selen 

26 Aralık 2012 Çarşamba

Nefes alamıyor; yerimde duramıyorum.Yokluğun beni kahrediyor; hayattan tat alamıyorum.Her şeyden herkesten nefret ettiğimi düşünüyorum bir an da olsa...Sanki herkes, her şey üstüme geliyor, insanlar bana suçluymuşum, ya da düşmanlarıymışım gibi davranıyorlar.Dışlandığımı hissediyorum.Sanki gün geçtikçe yok oluyorum; birilerinin hayatından siliniyorum.Kendimi çok kötü biriymiş gibi hissediyorum.Durup acaba suçlu muyum diye saf saf düşünüyorum...


Kalbim acıyor, gün geçtikçe biraz daha...Biraz daha ölüyorum.İçimden bir parça kopuyor.Acı çekiyorum.Bilemiyorum, sanırım özlemek bana yakışmıyor; altından kalkamıyorum.
Unut diyorlar, mümkünmüş gibi...Yaşananlar bir anda silinebilirmiş, geçmiş hiçe sayılabilirmiş gibi konuşuyorlar.Hepsinin dilinde bir kelime 'unut'; unutayım unutayım da dile kolay kalbe kolay mı?Unut deyince unutuluyorsa ne alââ kimler geldi geçti hayatımdan hepsinin izi gitti...Kalmadı hiçbirinden eser...

İki kişiyi çok sevdim.İlki çok acıttı canımı, resmen bir depremdi hayatımda; derin hasarlar bıraktı ama zamanla iyileşti.O enkazdan diğeri çekip çıkardı beni; farkında bile olmadan, hiç sevmeden...
Acı çektim, evet, ama zamanla geçti.Yeniden; hatta belki de ilk kez aşık olmuştum.Uzatmaya gerek yok bu da bitti işte.Hep biter; her zaman birileri gider zaten.

Yeni başlangıçlar yapmak istedim. İmkansızmış  keşfettim. İmkansızı başarmak istedim ama ne fayda...Şimdi sadece kendim de dahil herkesten nefret ediyorum.Aldatılmış, yok edilmiş hissediyorum.Bir daha ona yazmayacağıma dair kendime sürekli söz veriyorum.Sabrettim; çok sabrettim.Sonunda her şey de dahil sen de felaketimdin. 

Akşam oluyor , yatağıma giriyorum, yorganı üstüme çekiyorum ya hani ; sola dönüp boş duvara baktığım zaman, hala birilerinin eksik olduğunu anlıyorum. Hala tam olmadığımı, diğer yarımın kayıp olduğunu anlıyorum. Ve sen, kuramadığım kelimelerimin tamamı , oralarda bir yerdesin biliyorum.Ve sonra dudaklarımdan bir iki kelime dökülüyor...Dışa vuramıyorum.Vazgeçiyorum.

Selen Yağcı