psikolojimi bozdun baba yemin ediyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikolojimi bozdun baba yemin ediyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2014 Cumartesi

RUJLU ŞİİR

Eskiden hep kendimi aklı başında sanardım. Sonradan anladım deli olduğumu. Ama farklı "Sonradan"larda anladım yani, birden anlamadım, parça parça anladım.

1. Sonradan anlayışım: Çaki'nin ilk söylediği kelime ne anne, ne baba, ne de abla oldu. Çaki'nin ilk söylediği kelime tam olarak "ruj"du. Evet evet, ruj, bildiğimiz kozmetik malzemesi olan. İlk başta herkes Çaki'nin son derece anormal bir çocuk olduğunu, bu yüzden de ilk söylediği kelimenin bu kadar gereksiz bir kelime olduğunu düşünmüştü. (Çaki'nin söylediği ilk kelimenin ruj olmasının benim için çok büyük bir hayal kırıklığı olduğunu belirtmeliyim. Abla demesini çok istiyordum. Ezra'nın ilk kelimesi "baba"ydı ve gününün büyük bir kısmını işte geçiren, bir yaşındaki bir çocuk için son derece önemsiz sayılabilecek -yani onun için önemsiz mi bilmem ama benim için o kadar küçükken babamın önemsiz olduğuna eminim, kim benimle oynuyorsa onu severim kesin ben, şimdi ise babam çok önemli, baba=para- birinin adını söylediğini baya düşündüm. Anne dese yine sindirebilirim, emziriyor sonuçta boru değil, ama neden baba? Sonunda bulduğum tek neden Ezra'nın konuşmayı öğrenmeden önce baba=para eşitliğini öğrenmiş olmasıydı.) Çaki'nin ilk "ruj" demesinin üzerinde pek durmadık. Ama ilk kelimelerinden biri olan "Döt" üzerinde baya bir durduk. Annem bir gün minik bebeğinin hepimizden farklı olduğundan bahsederken (Çaki annem için ciddi anlamda umut vaad ediyor. Kadının benden beklentisi sıfır, Ezra'dan beklentisi ise eksi bir milyon üç yüz atmış beş bin dokuz yüz seksen dört. Her ne kadar her zaman Ezra'nın Çaki'nin yaşındayken çok daha zeki olduğunu düşünsem de, annem bunu reddediyor. Annem standart bir beyne sahip olan Çaki'yi dünyanın en salak insanları top 50 listesinde bile olsa ondan bir Einstein yaratacak kadar hırs yapmış durumda.)Bir gün Çaki yine "ruj" demişti. Sonrasında annem de "Ruj, su, anne, baba, mama, aba, düş, gel falan hepsini söylüyor bu yaşta." diye eklemişti. (Çocuk o zamandan bu zamana kelime hazinesine sadece on kelime filan eklediğini de belirtmek isterim.) Ardından Çaki "Döt" demişti, sonrasında gerçekleşen diyalog aynen şöyle:
A:Aaa, dört demeyi de öğrenmiş.
B:Anne çocuk bildiğin göt diyo.
A:Ne götü be canım, dört diyo
C:Döt.
A:Bak gördün mü dört dedi işte. Göt neden desin?
B:Bebeğin ruj dediğine inanıyosun da göt dediğine mi inanmıyosun?
A:Ay yeter Beyza, küçücük çocuk götü nerden bilsin?
B:Ruju nerden biliyosa ordan. Sabahtan beri çocuğa "Göt beyin" dedirtmeye çalışıyorum ben. Demek ki çocuk parça parça ezberliyo kelimeleri.
Sonrasında salondaki herkesin bana attığı "Aaa, bu kız salak." bakışları olduğunu fark ettim ve sustum. Sustuktan biraz sonra da salak yerine sadece deli olduğumu düşündüm.

2. Sonradan anlayışım: Babama tüm bir kitapta geçen sadece bir tanecik "Beyza'ya" kelimesini babama gösterip, "Gördün mü, sen kızının bi şeyini beğenmezsin ama elin oğlu gelir senin kızına şiir yazar. Yaaa iştee. Şimdi ağla hadi." demiştim. Sonrasında babam bana bir adet "Manyak mısın kızım sen?" bakışı fırlattı. Ben de o bakışın üzerine düşünmeye başladım. Acaba ben gerçekten manyak mıydım? Yoksa babalar her zaman olduğu gibi yine haksız mıydılar? Ya da babam bana "Manyak mısın kızım sen?" bakışını hiç atmamıştı da ben deli olduğum için öyle mi görmüştüm? Daha doğrusu sırf deli olduğumu anlamayayım diye kendimi manyak olduğuma inandırmaya çalışıp, götümden "Manyak mısın kızım sen?" bakışı mı atmıştım?

3. Sonradan anlayışım: Bu biraz daha yakın tarihli bir sonradan anlayış oldu. İki üç hafta önce pazar gününde Nazlı ile bana ayakkabı almak için dışarı çıkmıştık fakat eve ayakkabı dışında her şeyi alıp dönmüştük. Ertesi gün annem ayakkabı almaya tek başına gitmişti. Döndüğünde ve bana aldığı ayakkabıyı gösterdiğinde cidden hayatımda sahip olduğum en kötü ayakkabıyı gördüm. Ama beğenmiş gibi yaptım zira annemin hem kendime ayakkabı almayıp hem de annemin aldığı hediyeyi beğenmemezlik yaparsam benim için ayrılan sabır kotasını doldurmuş olacağımı düşündüm. Zaten beğenmiş gibi yapma taklitlerinde de oldukça iyiyimdir. Hatta bir doğum günümde rolümü o kadar iyi yapmıştım ki arkadaşım "Bu kadar çok sevinceksen sana daha sık hediye alırım Beyza." demişti. (Daha sık almadı. Almasını isterdim. İlk aldığı hediye her ne kadar doğum günü kışta olan insanların %99.9'una verilen kazak olsa da elbette bir gün güzel bir hediye alacaktı.) Neyse, annem iki hafta sonra bana yeni ayakkabılarımı henüz hiç giymediğimi sordu. Ben de  onları çok beğendiğimi ve bu sebeple onları on ikinci sınıftaki mezuniyet balosunda falan giyeceğimi söyledim. Pek modadan anlamayan bir çocuk olduğum için annemin böyle bir ayakkabıyı balo kıyafetimin altına giyeceğim detayını atlayacağını düşündüm ama annem atlamadı ve "Bu ayakkabıları mı?" diye sordu. Sonra ben de ona ayakkabıları pek sevmediğimi, benim tarzım olmadığını ama onu kırmamak için beğenmediğimi söyleyemediğimi anlattım. Birazcık yalan söyledim. Onu kırmamak için değil de daha çok kendimi kurtarmak için beğenmediğimi söylememiştim. Ama "seni kırmamak için" deyince çoğu şey insanın gözüne daha düşünceli ve daha az sinirlenmelik geliyor. Ne yazık ki, çoğu şey değil de azı şey oldu ve annem bu olayı o "seni kırmamak için" sözcüğünün sevimli hale getiremediği bir azı şey olmasını sağlayan noktaya parmak bastı: "Niye beğenmediğini aldığım gün söylemedin, gidip değiştirirdik. Cidden salak mısın acaba sen?"

Bu üç "Sonradan anlayışım"dan çıkartılıyor ki ben salak manyak'ım. Ama salak manyak ağır bir hakaret, henüz bunu kaldıramıyorum. Deli denmesini tercih ediyorum. (Deli olduğumu hazmedebiliyorum artık ama aslında ciddi ciddi salak manyak'ım.)

Beyza Nur

22 Şubat 2014 Cumartesi

YÜS PUANIN KALAN ELLİSİ

Öyle biri var ki, şu sıralar sürekli düşündüğümden olsa gerek sürekli rüyamda görüyoruasdfssgdjfjds şaka şaka yok öyle bir şey. Ben bilinmeyen numaradan arayan sapığa telefonu açıp hiç konuşmayıp dört saniye sonra arayan kişinin "Aaal... alo?" dedirttikten sonra, hala konuşmayıp onun "Kimsiniz?" filan demesine neden olup sonra kahkahayı basarak iyi geceler deyip kapatmış insanım. Yani anlayacağınız üzere oturup tüm gece birini düşünmek için fazla öküz biriyim. Neyse.

Gece rüyalarımı süsleyen beyaz atlı prensim olmayabilir ama benim de gayet güzel rüyalarım vardır yani. Mesela geçenlerde rüyamda annemle babam konuşuyorlardı. Annem babama "Ben armudu böyle sap sarı olmadan sevemiyorum." diyordu, babam da cevap olarak "Ben daha olgunlaşmamışken yani yeşilken seviyorum. Hatırlıyor musun Beyza armutlar daha yeşilken doğmuştu. Belki de o yüzden güzeldir." diyordu. Ulan rüyamda bile kendimi övüyorum, kimseyi tanımadım ben benden daha özeeelll. Ama annem rüyamda bile beni gömme yeteneğine sahip bir canlı: "Armut sarıyken daha lezzetli, daha güzel olur. Armutlar sarıyken Ezra doğdu, onu o yüzden seviyorum." Şimdi diyeceksin ki, kazık kadar kız olmuşsun hala kardeşlerini kıskanıp böyle saçma rüyalar mı görüyorsun? Valla öyle bir şey yok, en fazla gece canım armut istemiştir, armutu düşünerek uyumuşumdur yani. Ama hani utanmayıp kardeşlerimi kıskansam da hakkımdır. Bizim ailede şöyle bir şey var, ben muhtemelen hastahanede karıştırıldım, yani annemlerin öyle bir teorisi var, her şeyi anlatıyorum şimdi:

Ben doğduğumda benim yanımda esmer bir bebek yatıyormuş. Teyzem, dayım falan hepsi, hatta babam bile benim yerime o bebeği sevmişler. Sonra anneannem gelmiş, beni göstermiş, bizim bebeğimiz bu demiş. O beni bizimkilere gösterene kadar hastahanedeki esmer bebek bana gösterilmesi gereken ilgiyi görmüş. Ama ben kızmıyorum teyzeme, dayıma filan. Çünkü ben doğduğumda sarı saçlı, yeşil gözlü bir bebekmişim, benim annem Rihanna'dan, babam da annemden biraz hallice. Kimse böyle bir anne ve böyle bir babadan böyle bir bebek beklemez. Sonradan göz rengim değişti, saçlarım siyaha döndü ama hala annemle babamın yanında Alacakaranlık'taki Edward gibi kalıyorum. Yüzüm gözüm desem, annemle babamın fotoğraflarını alıp bilim adamlarının yanına gitsem, adamlar anne-babadan bebeğe gerçekten gen aktarımı var mı diye tekrar düşünürler. Ezra anneme benziyor, Çaki babamın kopyası, akıllarda tek bir soru var: "O hastahanedeki diğer bebek bizim miydi acaba?" Yıllarca bunu anlatıp yüzüme vurdular, ben bile acaba hastahanede karıştım mı diye çok düşündüm.

Bir keresinde rüyamda Kaan Tangöze bana evlenme teklifi ediyordu. Ben olmaz diyordum. "Niye, yaş farkından dolayı mı, ama sen Teo ile çıkmıştın, onla da aranızda yaş farkı var." diyordu bana Kaan, ben de "Teo farklı, hem ayrıca yaş farkından dolayı da değil, sen Nazlı'nın aşkısın." diyordum. Rüyamda bile saçmayım be, gerçek hayatta böyle bir şey olsa, Nazlı'yı falan unutup şarkıları hakkında "Bizim sınıftaki ergenler bile dinlemeye başladıysa ben artık dinlemem." deyip kendimi bir bok sandığım adamın kucağına atlayıp "Bir sevgilim olsa giderim balayına." diye Athena'ya bağlarım ben.

Şu Kaan'ın bana evlenme teklifi ettiği rüyayı gördükten sonra gidip manyak gibi anneme "Kırklarında biriyle evlensem çok kızar mısın?" diye sordum. Annem de karşılığında "Birileri kendinden büyük birine aşık olmuş galiba." dedi. Ama siz aklınıza şimdi düşünceli ve sevecen bir anne getirdiniz dimi? Normalde dünyanın en tatlı anne cümleleri arasına girebilecek olan bu cümle annemin vurgu ve tonlaması ile şu hale geliyor: "Birileri kendinden büyük birine aşık olmuş galibaaaa!!!21!21!1! Haaa?!'!1" ve beynim bu cümleyi şu şekilde algılıyor: "Ebenin amı ya, ne diyosun kızım sen?! Kesinlikle biz seni o hastahanedeki esmer bebekle karıştırdık, o bizim bebeğimizdi." Gidip olmayan sevgilisi için de bu soruyu zaten ancak telefon sapığına sapıklık yapan mal sorup annesini işkillendirir.

Uzun yazı, özet geçiyorum beyler: Rüyalarım da en az kendim kadar saçma.

Beyza Nur

15 Aralık 2013 Pazar

SANTA BABY VE KAVURMA PARTİLERİ

Hayatımın en gereksiz cumartesi günüydü. Açık ve net. Bir insan nasıl cumartesi günü hiçbir şey yapmaz? Ben yapmadım ya hiçbir şey yapmadım. Okula gittim bir de tatil gününde. Kar tatili olmadığı gibi tatil günümü de aldılar elimden. Eve geldiğimde tuhaf bir şekilde Noel şarkıları dinledim. Şu Santa Baby, Christmas İs Coming falan. Santa Baby'yi Debby'nin coverladığı haliyle dinlemem ise ayrı bir merak konusu. Zira ben Debby Ryan'ı oldum olası sevmem. Sanırım içimdeki İsa aşkı Debby'yi bile dinlettirdi. İçimde neden bir İsa aşkı olabilir bunu da bilmiyorum açıkçası.

Noelde yapılan partilerden kurban bayramında da istiyorum. Kavurma ve bira, işte ben buna parti derim. Dur ya, ben nereye bira içiyorum, olmaz. Kavurma ve ayran, tamam bu oldu. Hem milli içeceğimiz ayran, hem de babam var benim olum yani en uygunu bu! Ki benim babam kurban bayramında tekel bayilerinin açık olmasını eleştirmiş bir insan yani, olmaz olmaz.

Babam ailesinin iyi çocuğu. Kardeşlerinin arasında tek üniversite okuyan, tek içki içmeyen, kumar oynamayan falan filan... Babam iyi çocuk olduğu için biz de iyi olmalıyız. Amcalarımın kızları istedikleri kadar sürtebilirken ben ders çalışmalıyım mesela. Ders çalışmalıyım çünkü babam o aileden düzgün bir birey olarak çıkabilmişse benim en azından tıp falan kazanmam lazım onlara göre.

Babamın annesi ve babası babam beş yaşındayken ayrılmış. Babam annesiyle kalıyormuş. Babaannem çok zeki kadındır, öyle böyle değil. Dedem defineci, ben onu bildim bileli kazıyor bir yerleri. Babaannemin evin arkasına çukur açtırması lazımmış, dedeme kaç kere söylemiş dedem açmamış. Babaannem de demiş ki "Rüyamda gördüm, bizim evin arkasında define vardı." Dedem tam olarak nerde diye sorunca da kazılması gereken yeri göstermiş. Dedem de kazmış. İhtiyacı olan büyüklükte kazdırdıktan sonra da anlatmış her şeyi, artık kazma, bırak, demiş. Babaannem böyle anlatıyor olayı, dedeme sorsan o zaten baştan her şeyi anlamış da kazılması gerektiği için kazmış.

Babamın annesi hastalanmış yedi yaşındayken, annesinin hastahanede kaldığı günlerde babam abileriyle kalmış. Sonra teyzesiyle yanlış hatırlamıyorsam, on iki yaşında kendi başına kalıyormuş baya. Orta okuldayken yani.

Annemle de orta okuldayken tanışmışlar. Sanırım o sıralar çıkmaya başlamışlar. Kendileri benim orta okulda sevgilim olmasına kızmışlardı ama, ne tuhaf. Liseyi de beraber okumuşlar. Annemin bir arkadaşı varmış, annemle babamı ayırmaya çalışmış da yapamamış. O annemi babamdan ayırmaya çalışan kız, annemin en yakın arkadaşını da sevgilisinden ayırmaya çalışmış. Bu kız hep kankalarının sevgilileriyle çıkıyormuş. Bizde de var böyle kızlar, bizim okulda yani. Bir de bir kızla olmayınca kankasıyla deneyen çocuklar var. Onları da unutmamak lazım.

Bir keresinde bizim okuldan bir çocuk benim kız arkadaşlarımdan birini face'ten ekleyip "Seni sanki bir yerden hatırlıyor gibiyim, yüzün çok tanıdık geliyor." demiş. Kız da "Evet gelmesi lazım, aynı okuldayız." demiş. Konuşmuşlar o gün ama bizimki bozulmuş, yani aynı okuldasın ama çocuk seni bilmiyor, çok kötü bir durum. İki üç gün sonra benim diğer kız arkadaşımı face'ten ekleyip ona da "Seni daha önce görmüş olma gibi bir ihtimalim var mı?" demiş, bizimki de "Bizim sınıf sizin katın altında, okula geliyorsan görmüş olman lazım." demiş. Bizim kızlar bana anlattı gülüştük falan. Ertesi gün çocuk beni de ekleyip "Sen bir yerden tanıyorum sanki." dedi, çok sinir bozucu ama gerçekten. "Hayır" dedim. "Beni daha önce görmüş olman
imkansız. Sen beni daha önce nerden görceksin ki?" Sonra çocuk aynı okuldayız falan dedi, "Yapma be, aynı okulda mıyız, daha önce hiç görmemiştim seni." dedim. Sonra bozuldu falan, bozulsun bir zahmet yani bizi o kadar bozdu.
Nazlı söylesin, bu Dylan mı Cole mu peki? :D
Bu arada şu an hala noel şarkıları dinliyorum. Şu Santa Baby, Debby'nin coverladığı, kaç gündür internette, nasıl hala 40 bin tık ya, ben 40 bin kere dinledim bunu, bu işte bir terslik var -_-

Dipnot: O kadar dağınık yazdım ki başlık bulamadım iyi mi?!


Beyza Nur

22 Ekim 2013 Salı

BURALARDA BİR BEYZA VARDI HATIRLARSANIZ


Efendim yaklaşık bir iki yüz yıldır - belki iki yüz yıl değildir ama bana beş altı gün o kadar uzun geldi- yayın giremiyor isem ya da siz  yorumlarda saçmalayan bir Beyza göremiyor iseniz -bilmem fark ettiniz mi ama- bilgisayarımın köyde kaldığındandır. Ki bilmeyenler için evlat acısından beter bir olay bilgisayarını köyde unutmak.

Tabi geldi geçti, babama "Bilgisayarımı getirmiyorsan kendini de getirme baba eve." ve "Ya baba işte İstanbul'a gelirken kullandığın yolun üstünde değil mi ya?" şeklinde gösterdiğim tepkiler, babamın  "Coğrafya çalış lan azıcık, ne diye gönderiyoruz biz seni o okula ?!"  gibi geri bildirimleri; benim onu coğrafyamın çok iyi ve köyün yolunun üstünde olduğuna inandırma çabalarım, hiçbirinin işe yaramaması sonucunda annemi işin içine kattım ve tabi ki babam bilgisayarımı getirmek zorunda kaldı.

Aslında bayramın üçüncü gününden önce yani bilgisayarımı köyde bırakma hatasını yaptığım günden önce yayın yazsaydım anlatacağım çok şey vardı. Fakat şimdi Nazlı ile beraber babamın kestanelerini sömürmemizi, Emirhan ve Yusuf yanımıza geldiğinde "Kestane kalmadı beyler, Nazlı hepsini sömürdü." dememi, Emirhan'ın evine Emirhan yokken gidip bilgisayarı istila etmemizi ve Emirhan'ın biz onların evindeyken gidip annemden babamın kestanelerini istemesi ve şu 'babamın kestaneleri' olayını gereksiz bir biçimde uzatmamızı zira bunun çok eğlenceli olmasını, o günkü "Tek başına olmaz" saçmalığından dolayı ebeveynlerimden Nazlı'ya sitem ile bahsetmem ve Mert'in "Sakin ol Beyza, ağır bir ergenlik atlatıyosun." deyip kahkaha atması sonucunda ortamda ona da meşhur ani çıkışlarımdan birini yapacağımı sanılması ama sadece "Olum bu gün ergenus mode:on oldum lan." dememi, sonra da "Dün böyle değildim ben." ile sesli bir şekilde ani çıkışımı yapmamı (yani ani çıkışlarımın en büyük özelliği beklenmedik olması ise benden yapmamı bekledikleri zaman yapamazdım.) Emirhan bize sevgilisinden bahsettikten sonra "Sizinkiler?" demesi sonucunda benim "Biz Nazlı ile çıkıyoruz " dememi, akabinde gelen kahkahamızı ve sarılışımızı ayrıca o anda neden bilmem Nazlı ile kucak kucağa olmamızı, zaten girdiğimiz her ortamda tuhaf bir şekilde eş cinsel olduğumuzun sanılmasını -aslında tuhaf değil böyle bir algıya kapılmaları için birçok neden veriyoruz insanlara, mesela denizde yaptığımız  hareketler gibi ama onlardan şu an bahsetmek istemiyorum- ve bu durumdan en ufak bir rahatsızlık duymamamızı ya da Emirhan'a Dylan Sprouse'ın fotoğrafını gösterip "21 yaşına gelince buna benzeyeceksin." dediğimde bana "İnşallah ama sonra bana aşık olmayasın." dediğini Nazlı'ya anlattığımda tahminen üç dakika boyunca hiç konuşmayıp sadece gülmesini, ardından "Aslına bakarsan haklı çocuk." demesini, Yusufların saçma oyunlarını, Emirhan ile karşılıklı olarak birbirimize göt lakabını takmamızı ve karıştırmamak için göt çocuk-göt kız şeklinde söylememizi, Nazlı'yla neden annelerimize yalvardığımızı anlatamam çünkü bayat haber oldu.

Beyza Nur