Hiç bir amacım olmaksızın, pardon pardon bir amacım vardı evet, face'teki kapak fotoğrafımı değiştirecektim, şöyle diyelim o vakit, sadece kapak fotoğrafımı değiştirmek için birkaç ay önce kullanmayı bıraktığım eski bilgisayarımı açmış, kimse görmesin diye iç içe açılmış klasörler yığınının ancak 10 klasörü açtıktan sonra ulaşabildiğiniz ergen fotoğraflara bakıyordum. O sırada odama yine ansızın dalmış olan annem, aa fotoğraflara mı bakıcaz, dedi ve -işsizlik işte, diyorum ev hanımlığı yakışmıyor bu kadına diye- bir koşuda elinde benim küçüklük fotoğraflarım olduğu bir albümü alıp tekrar yanıma geldi.Böyle ben bilgisayardakilere bakıyorum, annem bana bir şeyler gösteriyor, kıramıyorum da kadını, "Napıyım senin gösterdiklerini, kapak fotoğrafımı değiştircem ondan bakıyorum." da diyemiyorum, fazladan iki fotoğrafa bakıyorum alt tarafı.
Biz böyle 15 dakika kadar sadece fotoğraflara baktık. Sonra annem Nazlı ve Yasin ile küçükken çekilmiş fotoğrafı gösterdi, ama baya küçüğüz, Nazlı beş, ben altı buçuk, Yasin de yedi yaşında falan. Nazlı ağlıyor, Yasin ifadesiz, ben gülüyorum. İlk bakışta anlam veremediğim bu fotoğrafa biraz bakıp hafızamı da biraz zorladıktan sonra o fotoğrafı çekilirken annemin "Hadi bakıyım, hep beraber öpün birbirinizi!" dediğin, sonra Yasin, Nazlı'nın yanağına ulaşmaya çalışırken yanlışlıkla öpüştüklerini, sonra Nazlı'nın ağladığını, Yasin'in küçük çaplı bir şok geçirdiğini, benim de bu olaydan tuhaf bir şekilde zevk aldığımı ve annemin fotoğrafı çekmek için yarım saat bekleyip tam üçümüzün tipi de dağılmışken çektiğini hatırladım. Ne ben, ne Yasin, ne de Nazlı annemin bize attığı bu kazığı unutmadık, intikamımızı alacağımız gün elbet gelecektir. Ama biz o gün büyük ihtimalle intikam falan almaya üşeneceğiz,o ayrı.
Bu ufaktan hatırlama, anıların depreşmesi ve intikam planları kurma aşamalarını beynimde çok kısa bir süre içinde gerçekleştirdikten sonra "Aaa, bu fotoğrafı hatırlıyorum beeeennn!" diye bir ani çıkış yaptım. Annemse sadece "Hı-hım." dedi, iki saattir sanki o her fotoğrafa, "Aa, bak şurda şöyle yapmıştın hatırlıyo musun?" demiyormuş gibi, sanki ben burnumdan sümüğün eksilmediği, hatta burnumu silmekten etrafının Nurşi ile "kırmızı ruj efekti" yaratmak için kırmızı ruju direk sürüp okula gittiğimiz -kırmızı ruj efektini başka nasıl yaratabileceğimiz aklımıza gelmemişti- günkü kadar kırmızıyken onun gösterdiği her fotoğrafa sanki çok umrumdaymış gibi tepkiler vermemişim gibi. Sonra ben "Ne kadar aptalız ya, çok tatlıyız ama burda. Küçüğüz ya hepimiz." dedikten sonra gülümseyip tekrar kapak fotoğrafı seçimine döndüm, son baktığım fotoğrafı da geçtim, ve yeni fotoğraf, annemin gösterdiğinin hemen hemen aynısı, ben yine gülüyorum, Nazlı tuhaf bir şekilde kafasını eğmiş hüzünlü hüzünlü bakıyor, ama Yasin yok. Yasin nerede, bu fotoğrafın Yasin'i nerede len, Yasinsiz aptal ama sevimli fotoğraf mı olur?!
Ha, doğru ya, Yasin ergenliği benden önce atlatmıştı bu yaz. Göbek erimiş, ses coollaşmış, bütün o geçen senelerde yaptığı "Yusuf'un yüzünü çizme." olaylarına tövbe edilmiş, o artık bir ergen değil. O artık öyle ergen pozlar vermiyor, daha düzgün fotoğraflarımızda herkese ibret verecek düzgünlükte pozlarıyla, o artık bir yetişkin adayı. Ey Yasin ile aramızdaki altı ay, sen nelere kadirsin?!
Özet: Nazlı ile her zaman ergeniz, yıllar bizi değiştirmediği gibi, sevimsizleştiriyor. O anormal davranışlar eskiden "Ay çok şeker ya minnak şeyler yerim sizi." etkisi oluştururken insanlar üzerinde, şimdi "Mal mısınız olum siz?!" tepkileri oluşturuyor, hem de bizim üzerimizde.
Beyza Nur


