16 Ocak 2014 Perşembe

YANGIN VUKUUNDA HAFTALIK TEMİZLİK

Bu gün çantamın haftalık temizliğini -yani sözde haftalık, en son ne zaman yaptım hatırlamıyorum- yaparken defterimin içinde yandaki broşürü buldum. Dikkatimi broşürü aldığımda fark etmediğim bilim adamlarının resimleri çekti. Hayır genelde bu resimler yerine dershaneden çıkan Türkiye birincilerinin resimler olur.Bunun gibi mesela. Eğer birincileri bu adamlarsa, baya büyük bir dershane, yani dünyaca ünlü bilim adamları bile bu dershaneden çıkmış. Ayrıca baya da eski olmalı,  açılış tarihi bence yazının icadının öncesinde. Hatta, eski zamanlarda anneler çocuklarını bu dershaneye göndermişlerdi, öğretmenler henüz yazı bile keşfedilmediği için ders anlatmıyorlardı, çocuklar yine bir gün ders boş iken taşlarla oynuyorlardı ve bu sırada ateşi buldular.

Bir de bana boş insan derler, az önce resmen antik bir dershane ortaya çıkardım.

---

Son zamanlarda kafayı bizim okuldaki "Yangın Vukuunda Hareket Tarzı" tablosuna taktım. Şayet yangın falan vuku bulursa, ben gidip vuku ne demek diye düşünürüm, bulursam da oturup bu sefer de "Hareket tarzı derken neyi kastetmiş? Nasıl bi tarz yaratmamız gerekiyo acaba?" diye düşünürüm, sonra da yanarak ölürüm muhtemelen. Eee, akılsız başın cezasını yanan vücut çeker... Bu yüzden okulumuzda yangın olmasın, amin.

Beyza Nur

12 Ocak 2014 Pazar

ZALİMSİN MATEMATİK- 2

"Matematik performansında 48. 51. ve 52. soruları yapamadım cevaplarını kağıda yazıp bana atsana yaptıysan." dediğimde Nurşi'den aldığım güzel cevap:



Şimdi onun sorularını da yapıyorum. Yanlış anlaşılmasın, halimden şikayetçi değilim. Aslında şikayetçiyim, ama alıştım artık. Şimdi izninizle soruları yapmaya devam etmeliyim, Nurşi bana performansın yapamadığı kalan yarısını da gönderecek daha...

Dipnot: Hayır, bari 53'ü yapsaymış, sorular yazsaydı da görseydiniz keşke... 53'ü Çaki bile yapar okuma yazma bilse! Tamam yine abarttım...

Beyza Nur

11 Ocak 2014 Cumartesi

BEYZA'DAN ALINTILAR

Bunu gördükten sonra Beyza'nın böyle
olmasına hak vermemek imkansız.
"Sen, iyilik yapmak, ne alaka, git kedi kes hadi."
Beyza

"Beni aldatan helak olsun panpa."
Zaten bunun Beyza olduğunu söylememe gerek yok, anlarsınız siz.

"Yazar burda, yalnızsan bir kedi al bunu da mı ben söyliyim, demeye çalışmış da sen bi bok anlamamışsın."
Bambaşka bir zamanda yine Beyza.

"Ben artık umursamıyorum ne yapıyolarsa yapsınlar."
Bu da Beyza. Çok değil 4-5 dk sonra yolda, az önce umursamadığı insanı görünce "Olum onun yanındaki Burcu mu bana mı öyle geliyo, yolarım ben bu kızı ama!" tekrardan Beyza.

---
Bi şey eklemiyorum daha fazla saçma olmasın.

Not : Bu sefer notlarım çok az olacak. Çünkü not demek saçmalamak demek ve bu yazıda daha faza saçmalamayacağımı söyledim.

Dip Not : Notlar bitti.


8 Ocak 2014 Çarşamba

FOTOĞRAF MAĞDURLUĞU

Hiç bir amacım olmaksızın, pardon pardon bir amacım vardı evet, face'teki kapak fotoğrafımı değiştirecektim, şöyle diyelim o vakit, sadece kapak fotoğrafımı değiştirmek için birkaç ay önce kullanmayı bıraktığım eski bilgisayarımı açmış, kimse görmesin diye iç içe açılmış klasörler yığınının ancak 10 klasörü açtıktan sonra ulaşabildiğiniz ergen fotoğraflara bakıyordum. O sırada odama yine ansızın dalmış olan annem, aa fotoğraflara mı bakıcaz, dedi ve -işsizlik işte, diyorum ev hanımlığı yakışmıyor bu kadına diye- bir koşuda elinde benim küçüklük fotoğraflarım olduğu bir albümü alıp tekrar yanıma geldi.

Böyle ben bilgisayardakilere bakıyorum, annem bana bir şeyler gösteriyor, kıramıyorum da kadını, "Napıyım senin gösterdiklerini, kapak fotoğrafımı değiştircem ondan bakıyorum." da diyemiyorum, fazladan iki fotoğrafa bakıyorum alt tarafı.

Biz böyle 15 dakika kadar sadece fotoğraflara baktık. Sonra annem Nazlı ve Yasin ile küçükken çekilmiş fotoğrafı gösterdi, ama baya küçüğüz, Nazlı beş, ben altı buçuk, Yasin de yedi yaşında falan. Nazlı ağlıyor, Yasin ifadesiz, ben gülüyorum. İlk bakışta anlam veremediğim bu fotoğrafa biraz bakıp hafızamı da biraz zorladıktan sonra o fotoğrafı çekilirken annemin "Hadi bakıyım, hep beraber öpün birbirinizi!" dediğin, sonra Yasin, Nazlı'nın yanağına ulaşmaya çalışırken yanlışlıkla öpüştüklerini, sonra Nazlı'nın ağladığını, Yasin'in küçük çaplı bir şok geçirdiğini, benim de bu olaydan tuhaf bir şekilde zevk aldığımı ve annemin fotoğrafı çekmek için yarım saat bekleyip tam üçümüzün tipi de dağılmışken çektiğini hatırladım. Ne ben, ne Yasin, ne de Nazlı annemin bize attığı bu kazığı unutmadık, intikamımızı alacağımız gün elbet gelecektir. Ama biz o gün büyük ihtimalle intikam falan almaya üşeneceğiz,o ayrı.

Bu ufaktan hatırlama, anıların depreşmesi ve intikam planları kurma aşamalarını beynimde çok kısa bir süre içinde gerçekleştirdikten sonra "Aaa, bu fotoğrafı hatırlıyorum beeeennn!" diye bir ani çıkış yaptım. Annemse sadece "Hı-hım." dedi, iki saattir sanki o her fotoğrafa, "Aa, bak şurda şöyle yapmıştın hatırlıyo musun?" demiyormuş gibi, sanki ben burnumdan sümüğün eksilmediği, hatta burnumu silmekten etrafının Nurşi ile "kırmızı ruj efekti" yaratmak için kırmızı ruju direk sürüp okula gittiğimiz -kırmızı ruj efektini başka nasıl yaratabileceğimiz aklımıza gelmemişti- günkü kadar kırmızıyken onun gösterdiği her fotoğrafa sanki çok umrumdaymış gibi tepkiler vermemişim gibi. Sonra ben "Ne kadar aptalız ya, çok tatlıyız ama burda. Küçüğüz ya hepimiz." dedikten sonra gülümseyip tekrar kapak fotoğrafı seçimine döndüm, son baktığım fotoğrafı da geçtim, ve yeni fotoğraf, annemin gösterdiğinin hemen hemen aynısı, ben yine gülüyorum, Nazlı tuhaf bir şekilde kafasını eğmiş hüzünlü hüzünlü bakıyor, ama Yasin yok. Yasin nerede, bu fotoğrafın Yasin'i nerede len, Yasinsiz aptal ama sevimli fotoğraf mı olur?!

Ha, doğru ya, Yasin ergenliği benden önce atlatmıştı bu yaz. Göbek erimiş, ses coollaşmış, bütün o geçen senelerde yaptığı "Yusuf'un yüzünü çizme." olaylarına tövbe edilmiş, o artık bir ergen değil. O artık öyle ergen pozlar vermiyor, daha düzgün fotoğraflarımızda herkese ibret verecek düzgünlükte pozlarıyla, o artık bir yetişkin adayı. Ey Yasin ile aramızdaki altı ay, sen nelere kadirsin?!

Özet: Nazlı ile her zaman ergeniz, yıllar bizi değiştirmediği gibi, sevimsizleştiriyor. O anormal davranışlar eskiden "Ay çok şeker ya minnak şeyler yerim sizi." etkisi oluştururken insanlar üzerinde, şimdi "Mal mısınız olum siz?!" tepkileri oluşturuyor, hem de bizim üzerimizde.


Beyza Nur

5 Ocak 2014 Pazar

BİRAZ TERS

O da hayata tersten bakıyor. O benim ruh ikizim... 
Az önce annem odama dalıp bana ters ters baktı ve şöyle bir soru sordu: "Neden yataktan kendini ters sarkıtarak kitap okuyosun?" Tabi ki cevabım çok güzel: "Neden derken? Gayet açık değil mi? Başımın dönmesi hoşuma gidiyo çünkü." Sonra annem "Bence oturarak okumayı da dene." dedi, kapıdan çıktı. Başarılı bir şekilde onu odamdan uzaklaştırmayı başardım. Büyük ihtimalle bu gece bir daha odama falan gelmez. Artık rahatım.

Ha bir de, antrede "Ayynıı (böyle uzata uzata dedi aynen) Salih'le Hakan gibi. (Salih ve Hakan amcalarımdan sadece ikisi) Bunlar sülalecek deli anacım! Ben napıyım?!" diye söyleniyordu sanırım ama bana dediğini düşünmüyorum, ben o kadar deli olamam çünkü. Komşu çocuğunu falan amcalarıma benzetmiştir kesin, veya komşu çocuğunun annesi onu benim amcalarıma bağıra bağıra benzetmiştir, ben onu kendi annemin sesine benzetmişimdir ve bu ses antreden geliyor sanmışımdır, olabilir böyle şeyler. Neyse, bu konu hakkında daha fazla düşünmek istemiyorum zira annem bu sıralar beni çok fazla gömüyor, ben de üzülüyorum sonra.

Dipnot: Son zamanlarda o kadar çok annemden bahsettim ki, her an blogun adını "Beyza'nın Annesi" isimlerimizi de "Beyza'nın Annesinin Kızı" ve "Beyza'nın Annesinin Kızının Arkadaşı" olarak değiştirebiliriz Nazlı ile, görürseniz şaşırmayın.

4 Ocak 2014 Cumartesi

BEYZA KATLİAMI

Perşembe günü, yılın ilk okul günü. Farklı olması lazımdı, en azından daha az biyolojili. Ama hayır, salının aynısıydı. Belki birkaç küçük farkla...

Öğle arasında Berat hayat hikayesini bana, her zamanki gibi saniyede 1000 kelimeye yakın -belki o kadar çok değildir ama çoktu yani- bir hızla anlatırken Nurşi halime acıdığından olsa gerek, "Tuvalete gidelim hadi." diyerek konuşmayı böldü. Sonra tuvaletteyken -hep can sıkıntısından- rehberimdeki herkese mesaj attım, böylece ertesi gün süresi dolacak olan paketimden kalan tüm SMS'leri bitirdim. Mesaj da aynen şu "Bni kaçırıyolelçüşdddfcnfocacavajak" Sonundaki anlam veremediğimiz harflere kadar hepsi aynen yazdım çünkü bu olayda mesajın içeriğinin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Geri dönüşlerden bazıları şu:

- Selam. (En çok bu tarz cevap aldım. Bu geri dönüşü yapan kişilerin de paketinin ertesi gün süresinin dolacağını düşünüyorum. Onlar da Sms'lerini bitirmeye çalışıyorlar. Ne diyim, kolay gelsin.)
- asdfsafdas (Nazlı yani, ondan daha düzgün bir cevap beklemiyordum zaten.)
- Okuldayım ben ya :/ (Oski bu. Olur yani, söylerim onlara, beni kaçırmak için senin okuldan çıkmanı beklerler.)
- (Görüldü: 12.40) (Bunu yazan arkadaşlar da var, kaçırılırsan kaçır be banane demeye çalışıyorlar sanırım. Canları sağ olsun.)
- Derse girdikten sonra gelen 9 cevapsız arama. (Bu mesaj olarak gelmiyor, bunu annem yapıyor. Mesajları gönderirken annemin de rehberimde kayıtlı olduğunu unutmuşum da.)

Tam 9 cevapsız arama geldikten sonra "Ya deprem oluyor ya da sıramın altındaki telefon titriyor." diye düşünüp telefonuma bakma zahmetine girdim veeee, Annem! Hemencecik sıranın altından (bu da en arkada oturmanın avantajlarından biri.) "Şaka yapmış arkadaş sakin.." yazıp suçu arkadaşımın üstüne atıp gönderdim, bir an bile tereddüte düşmedim bunu yaparken. Zira annem beni eve gidince gayet de terlikleyebilir ama arkadaşıma bir şey yapamaz. Kabul et çok zekice.

Ve annemden harika geri dönüş mesajı. "Teneffüste beni ara."

Yemin ediyorum hayatımda geçirdiğim en uzun 10 dakikaydı ve üstüne üstük matematik dersindeydik, çektiğim işkenceyi düşünsene! Ders bitince içim kan ağlayarak annemi aradım.

"Anne... Ben de tam matematik testi çözüyodum." (Suçumu hafifletme çabalarımı görüyoruz.)
"Beyza sen manyak mısın?! Ben burda ölüyodum korkudan az kalsın! Böyle şaka mı yapılır?! Müdürü aradım üç dört kere açmadı da iyi ki rezil olacaktık ona da. Sınıf öğretmenin de yanına geliyodu mesaj atmasaydın. Müge Anlı (Burada Müge ile ilgili bir şeyler söylüyor, tam olarak anlamadım. Sanırım sabahki yayınından bahsediyor. Ev hanımlığı yakışmadı bu kadına, kendini Müge'ye vurdu, tekrar başlasın işe bence.) Allah seni bildiği gibi yapsın ya, ya senin yaptığını Ezra yapmıyo."
"Çünkü Ezra'nın telefonu yok."
"Ay Allah'ım ya, bi de ukalalık yapıyo. Kızım sen..."
"Anne dedim ya arkadaşım şaka yapmış diye. Napıyım, sen benim anneme nasıl şaka yaparsın diyip arkadaşımı mı dövüyim yani?! Bak o da pişman zaten, dimi arkadaş?"
(Telefonu konuşmanın başından beri yanımda duran sıradaşın kulağına dayıyorum.) "Evet Beyza'nın annesi. Pardon."
(Telefonu geri alıp kendi kulağıma dayıyorum.) "Eklemek istediğin bir şey yoksa kapatıyorum ben telefonu."
"Sana ben ne diycem be! Anlayana konuşurum ben, sende benim dediklerimi anlayıcak zeka nerdeee?!"
-Telefonu kapatıyor tam burada.-

Annelere şaka yapılmaz, bir kez daha bunu anladım. Bir de rehberimden annemin adını silmem gerektiğini hatırladım. Yani abuk sabuk bir şey yazarım da yanlışlıkla anneme gider falan, sonra evde katliam çıkar; hikayemi anlatan filmler çekerler, kitaplar yazarlar belki, adını da "Beyza Katliamı" koyarlar muhtemelen. Böyle şeyler olsun istemeyiz.