26 Aralık 2012 Çarşamba

Nefes alamıyor; yerimde duramıyorum.Yokluğun beni kahrediyor; hayattan tat alamıyorum.Her şeyden herkesten nefret ettiğimi düşünüyorum bir an da olsa...Sanki herkes, her şey üstüme geliyor, insanlar bana suçluymuşum, ya da düşmanlarıymışım gibi davranıyorlar.Dışlandığımı hissediyorum.Sanki gün geçtikçe yok oluyorum; birilerinin hayatından siliniyorum.Kendimi çok kötü biriymiş gibi hissediyorum.Durup acaba suçlu muyum diye saf saf düşünüyorum...


Kalbim acıyor, gün geçtikçe biraz daha...Biraz daha ölüyorum.İçimden bir parça kopuyor.Acı çekiyorum.Bilemiyorum, sanırım özlemek bana yakışmıyor; altından kalkamıyorum.
Unut diyorlar, mümkünmüş gibi...Yaşananlar bir anda silinebilirmiş, geçmiş hiçe sayılabilirmiş gibi konuşuyorlar.Hepsinin dilinde bir kelime 'unut'; unutayım unutayım da dile kolay kalbe kolay mı?Unut deyince unutuluyorsa ne alââ kimler geldi geçti hayatımdan hepsinin izi gitti...Kalmadı hiçbirinden eser...

İki kişiyi çok sevdim.İlki çok acıttı canımı, resmen bir depremdi hayatımda; derin hasarlar bıraktı ama zamanla iyileşti.O enkazdan diğeri çekip çıkardı beni; farkında bile olmadan, hiç sevmeden...
Acı çektim, evet, ama zamanla geçti.Yeniden; hatta belki de ilk kez aşık olmuştum.Uzatmaya gerek yok bu da bitti işte.Hep biter; her zaman birileri gider zaten.

Yeni başlangıçlar yapmak istedim. İmkansızmış  keşfettim. İmkansızı başarmak istedim ama ne fayda...Şimdi sadece kendim de dahil herkesten nefret ediyorum.Aldatılmış, yok edilmiş hissediyorum.Bir daha ona yazmayacağıma dair kendime sürekli söz veriyorum.Sabrettim; çok sabrettim.Sonunda her şey de dahil sen de felaketimdin. 

Akşam oluyor , yatağıma giriyorum, yorganı üstüme çekiyorum ya hani ; sola dönüp boş duvara baktığım zaman, hala birilerinin eksik olduğunu anlıyorum. Hala tam olmadığımı, diğer yarımın kayıp olduğunu anlıyorum. Ve sen, kuramadığım kelimelerimin tamamı , oralarda bir yerdesin biliyorum.Ve sonra dudaklarımdan bir iki kelime dökülüyor...Dışa vuramıyorum.Vazgeçiyorum.

Selen Yağcı



25 Aralık 2012 Salı

Selen'in Açılış Konuşması: Ben Yazdım :) Çok Mu Saçmaladım Ne? Kendime Not: Bir Başlık Bu Kadar Uzun Olmaz. Tamam Sustum.


Mutluyum!

Neden mutlusun, diyeceksiniz şimdi; size ne kardeşim!

Şaka şaka. Bakın o kadar mutluyum ki şaka bile yapıyorum. Genelde pek şaka yapmam, sadece uzun uzun gülerim.

"Gülmek " konusu benim aklımı çok kurcalıyor ama. Yani biri diyor ki " Ahhy ne güzel gülüyosun sen öyle." Aslında bunu biri değil, herkes söylüyor. Ama ben şu an yine saçmalamaya başladım. "Gülmek iyidir, ömrü uzatır." ve "Çok gülenlerin gözleri çok kırışır." gibi iki farklı yorumu var Türk halkımın. Cansınız yaaa :) Anlamadığım nokta şu: erkenden yaşlanıp, kırışık gözlerle 200 yıl yaşıyor muyuz? Ne, o kadar uzatmıyor mu? Ee o zaman almayayım, kırışıksız gözlerimle gayet de mutluyuz biz.

Neyse, konudan resmen U dönüşü yaptım. Mutluyum! Konu budur. Bitti!

Tamam hadi, daha fazla uzatmayayım. Asla dedikodu yapmayan (!) arkadaşlarım merakla bekliyor çünkü. "Ooo, Beyza! Manita mı yaptın kız yoksa ?  Hadi hadi." falan diyorlar şu an kendi kendilerine. Onlara üzülerek şu haberi veriyorum: Yok öle bi'şey!

Müjdemi isterim, nur topu gibi bir ikinci blog yazarımız oldu.

Selen, vakti zamanında çantasında biber gazı taşımış olan, facebook durumuna güzel sözlerini internetten bulmak yerine kendisi yazan; imla kurallarına uyduğunu beyan etmesine rağmen demin okuduğum yazısından ona yakın imla hatası çıkardığım, çok şeker bir hatundur :)

İyi yazar, beraber iyi yazarız -yani öyle umut ediyoruz-

Beraber yaptığımız her şeyin  altından başarı ile çıktığımız için beraber de yazarız diye düşündük. İnşallah yaparız.

Beyza Nur

Kafaya Uçan Sezai Hoca Kalemi


Bu gün tarih dersinde Sedef  ile beraber oturuyorduk. Mutlu'nun  proje ödevini çaldık. Ve aslında biz o ödevi Mutlu ile ortak yapmıştık. Ama " Mutlu nasıl kaybedersin yaaa, seni öldürürüm, çabuk bul!" demek ve onun "Sedef, sen aldın biliyorum." bakışlarını görmek gerçekten eğlenceliydi.

Teşekkürler kanka, hiç gülesimiz yoktu valla. Allah'tan hiç gülesimiz yokmuş, bi' susmak bilemedik!

O kadar çok gülmüşüz ki hoca kafamıza tahta kalemi fırlattı. İşte oturduğumuz yer ve öğretmenin oturduğu yerin kaba taslak çizimi:


Bu da kalemimizin izlediği yol arkadaşlar:



Tam on ikiden isabet ettirdiniz hocam. Kırk yıllık nişancılar tanıyorum, sizin kadar güzel isabet ettiremiyorlar hocam. Ama ellerinize sağlık, ders boyunca bir daha ağzımızı açmadık.

Sedefceğiz gidip kalemi geri verdi. Eee, benim kafam o kadar acıdı, o da bi' zahmet artık kalemi geri versin canım!

Yav  Sedef, kitabımı karalayıp durma kızım sende.

İşte  bu da "Kafaya Uçan Sezai Hoca Kalemi" nin hikayesi.

Beyza Nur 

20 Aralık 2012 Perşembe

KAR YAĞIYOR!!!



Annem kar falan dinlemez. "Dershaneye gideceksin." der. ;O yüzden gidecek miyim, diye hiç sormuyorum bile. AMA ben gitmem. Uykuya dalarım, soğuktan uykuya dalmış numarası yaparım ama bu gün dershaneye gitmem. Mesele kar yağması değil, 21 ARALIK! Kıyametimsi konularla hiç alakam yok, 21 Aralık'ta ödevim verilecek yaaa. Onu yetiştirmem lazım. Hala bu yazıyı neden yazıyorum, bilmiyorum. Neyse, gidiyim de uyuyomuş gibi yapayım bari.

Beyza Nur (Zaten Can kendi blogunu kurdu: Ekose Gömlek :) Bakarsınız :)

19 Aralık 2012 Çarşamba

YAPMAM GEREKENLER


1- Artık saat gece on ikide ödev yapmaktan vazgeçmeliyim.

2-Altıda kalkmam gereken günlerde -ki hafta içi her gün- hem birde yatağa girip, hem de kırk beş dakika boyunca müzik dinlerken gözümü bir noktaya odaklayıp, takılıp kalmamalıyım.

3- Artık dersi dinlerken dalmamalıyım. Çöp kutusuna boş boş bakmamalıyım. Öğretmenimin "Anladınız mı?" sorusuyla kendime gelip, "Hocam, tekrar anlatır mısınız?" dememeliyim. Yormamalıyım kimseyi. Dalıyorsam da adam akıllı dalmalıyım. Öğretmenime belli etmemeliyim. Annemi falan aratmamalıyım.

4- Arkadaşlarımla konuşurken onları dinliyormuş gibi yapıp proje ödevimi düşünmemeliyim.

5- Proje ödevimi yaparken de "O kız bana ne demişti acaba?" diye düşünmemeliyim.

6- Yazılıya ikiye kadar çalışıp, dört saat uyumanın verdiği uykusuzluk hissiyle sınava girip, şıkları yanlış işaretlememeliyim.

7- Sirkelenmeliyim. Aşık olmadan aşık Leyla moduna geçmemeliyim. Kendime gelmeliyim.


Beyza Nur 

14 Aralık 2012 Cuma

Belki De Değişmeyecekti, Ama Hep Düşündüm Değişeceğini...


Yarını öğrenmek istemezdim.

Geleceğimi bilmek gibi bir imkanım olsa, istemezdim. En azından istemeyeceğimi düşünüyorum. Ki kendimi de en iyi ben tanırım; evet ya, istemezdim.

Yaşıtlarıma göre çok daha büyük bir hayal gücüm olduğu kanısına vardım. Nereden mi vardım? Çevremdekilerle konuşurken işte... Zaten hep çevreden kapıyorum, jetonu çevre düşürüyor. Anlatsam mı bilemedim şimdi...

Buradayım, şu an bu bloga bir yayın giriyorum. Yaptığım eylem bu yani. Sonra beynim planlıyor, iki satır sonra şunu şunu yazacaksın, sonunu şöyle bağlayacaksın, falan filan... 

Ya da yaşadığım herhangi bir anda, başka bir anı düşünmek gereği duyuyorum. Hayal etmekten öteye geçtiğim oluyor zaman zaman, ama biz hayal etmek diyelim buna.  Yaptığım eylemin sonucunu düşünüyorum. İstediğim şekilde düşünüyorum. Orada -hayal dünyamda- her şey istediğim şekilde oluyor, istemim dışında hiçbir şey olmuyor. Toz  pembe olmuyor hep tabi, gerçekçilik de katıyorum ara sıra.  Çoğunlukla iyi şeyler oluyor ama. Kötü olayların da sonu güzel oluyor.

İşte ben bu yüzden yarını öğrenmek istemezdim.

Yarın ne olacağını bilmiş olsam, bu güne bu kadar heyecanla bağlanamazdım. Yazacağım bu yazının bu sefer gerçekten adam akıllı bir yazı olacağını düşünemezdim. Sevemezdim hiçbir şeyi.

Çünkü hep yaptığım eylemin sonucunun güzel olacağını düşünerek yaşadım ben...

Çünkü hep hayal kurdum. Hep sevdim bir sonraki cümlemi düşünmeyi... Ben alıştım umutlu olmaya. Ben alıştım o notu asla alamayacağımı bildiğim halde o sınava çalışmaya. Alıştım asla dememeye. Çünkü ben alıştım denemeye. Hep umut bağladım en olmayacak şeylere bile. Bu sayede asla pişman olmadım. Ve bu sayede yazdığım her şeyin bir fark yaratabileceğine inandım.

Çünkü ben attığım her çığlığın duyulmasını istedim hep. Ve ben hak ettim sesimin duyulmasını. Bu yazıyı yazarken bile birilerinin sesimi duyacağını biliyorum.  Ben kurduğum en gereksiz cümle için bile bunu düşünebilirim.

Bana hiç neden sorulmasını sevemedim. Çünkü ben nedensiz yaptım bazı şeyleri. Sonucunun güzel olacağını umut ettim sadece.

Bana yarını söylerseniz, asla umut edemem. Umutsa benim her şeyim.

Beyza Nur