uykum çok var aslında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uykum çok var aslında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Şubat 2014 Pazartesi

SİFONLU FİKİBOK

Yaklaşık otuz iki saattir uykusuzum. Dün son tatil günümdü ve ben saniyesi saniyesine kullanma kararı alıp bu sebeple uyumadım. Sabah okula giderken yirmi üç saattir uykusuz olmanın üzerimde oluşturduğu etkiyle ben, bir zombiden farksızdım, oysaki zombiden değil vampirden farksız olmam gerekirdi, işte tam bu sebepten dolayı kendimi soğuk su ile şoklayarak uyandırdım. Bu işe yaramasaydı kafamı klozetin içine sokup sifonu üzerime çekebilirdim, ki bu oldukça sağlıksız olurdu.

Sabah servisim değişmişti ve tamı tamına otuz beş dakika gecikti, ben de ıslak saçlarımı dışarıda kurutmuş oldum. Şimdi başım çok kötü ağrıyor, sanırım bu yüzden, uykusuzluktan da olabilir tabi. Servis beklerken karnım acıktı ve ben de servise ilk binen arkadaşımı arayıp servisin henüz ona gelmemiş olduğunu öğrendikten sonra bakkala gidip karnımı doyuracak bir şeyler almak üzere komşumuzun avlusundaki beni gördüğü her yerde kovalayan köpeği aştım. Tam bu sırada birisi bana doğru minik bir taş attı, normal şartlar altında dönüp bakardım ama köpekten ölümüne korkuyordum ve köpek isterse beni bulunduğum noktada da kovalayabilirdi -böyle düşününce köpeği aşmamış oluyorum- ve ben de anormal şartlar altında olduğum kanısına vardıktan sonra bakkala doğru yöneldim, kahvaltımı oluşturacak abur cuburları aldım ve bakkaldan çıktım. Çıktığımda minik taşın sahibi ile karşılaştım, kendisi de oldukça minikti.
"Bakıyorum beni görmezden geliyosun." 
"Hayır sadece gerçekten görmedim, naber?"
"Sabah sabah nereye, sevgilinle mi buluşucaksın hahahaa."
"Evet evet, üzerimde okul forması ve sırt çantası ile sevgilimle buluşmaya gidiyorum sabahın köründe çünkü ben manyağım, bu kekle çikolatalı sütü de sevgilime götürüyorum zaten, onu etkilemek için aldım, keki kendim yapmışım gibi davrancam, sütü de inekten kendim sağdım diycem." (Tam burada telefon kulübesinin önündeki kadın bana kınayıcı gözlerle baktı, sanırım ciddi olduğumu düşündü ya da beremin rengini beğenmemiş de olabilir.)
"Nereye gidiyosun o zaman?" 
"Dedim ya sevgilimin yanına diye, aaa yalan borcum mu var sana?"
"Ben gidiyorum arkadaşımın evine uğruycam daha, sana iyi dersler. Görüşürüz Fikiboookk"

Bu çocukla iki üç gün önce parkta tanıştım ve açıkçası parkta görmeden önce bizim mahallede oturduğundan bile haberim yoktu. Nazlı ile dışarı çıkmıştık ve eve giderken parkın içinden geçmiştik, o sırada ayağıma top geldi ve biraz oyuna dahil oldum, bu küçük arkadaşımın kankası bana "Sen Ronaldo'nun kız kardeşi misin?" dedi ve ben de "Heralde olum, ne sandın?!" diye beklemediği bir tepki verdim, sanırım sadece geçip gitmemizi bekliyordu. Neyse biz Nazlı ile maçı izlemeye karar verdik. İlk başta kalenin nerede olduğunu, kimin hangi takımdan olduğunu hiç anlayamamıştık ama sonradan arkadaşlar bize izah ettiler. Oyunun çok çok çok sonuna, hatta en sonuna yetişmişiz, bankta oturmamız üç dakika olmamıştı ki maç bitti. Biz, bizim zamanımızda mahalle maçları bu kadar kısa sürmüyordu diye bir isyanda bulununca bize bunun bir mahalle maçı olmadığını, her birinin farklı mahallelerin çocukları olduklarını ve maçın çok önceden başladığını açıkladılar. Ama bu açıklamaya hiç gerek yokmuş, beş dakika sonra başka maç başlattılar, biz de izledik, olur olmadık yerlerde tezahürat yaptık ve bizi parktan kovdular.

Ertesi gün tekrar dışarı çıktığımızda Ezra üçüncü bir tekerlek edasıyla "Ben de geliyoruuum" yaptı ve saat zaten beş olmuştu, biz de bari Ezra'yı parka götürelim dedik. Parka gittiğimizde maç yapan çocuklar yine oradaydılar. Sokakta bir köpek bulmuşlar, bize gösterdiler. Hepsiyle tanıştık, üç ve on üç yaş aralığındaydılar, bize köpeklerinin adını "Prezervatif" koyduklarını söylediler. Bu adı onlara bankta oturup cool durma çabalarına girmiş yaşıtım olan ergen bir karşı cinsim önermiş, ben de onlara Prezervatif'in çok kötü bir köpek ismi olduğunu ve "Fikibok"un kesinlikle bir köpeğin sahip olmak istediği bir isim olduğunu söyledim ama benim önerdiğim ismi beğenmediler. Bari Çükübik koyun be, dedim de dinletemedim.

Beni sabahın köründe sevgilimle buluşmaya gitmekle itham eden çocuk -o da on iki yaşındaymış- o gün de abisinin eski sevgilisi olduğumu iddia etti. Ama yok öyle bir şey, abisinin adını duymuştum da çıksam hatırlarım, henüz o kadar bunamadım. (Tuhaf olansa parktan çıktıktan sonra abisinin bana seslenmesiydi. Arkama bakmadan uzaklaştım.) Yine aynı çocuk ve kankası bana karşı bankta oturan yaşıtım ergen şeysinin tüm boklarını anlattılar, çok kafa çocuklar allah için, süper dedikodu yapıyorlar. Çocuklardan biri -biraz daha ergencesi, on üç yaşlarında olanlardan- kendisinin bizim ilçede baya ünlü olan bir çocuğu dövdüğünü iddia etti, ünlü olan çocuk baya iri yarı bir şey, küçük olan yumruğunu sallasa yüzüne yetişmez o derece yani. Ben de "Yok ebenin şeysi, ben de İron Man'in karısıyım zaten." dedim, küçük çocuklardan biri hemen benle dalga geçti (ya da gerçekten inanmış olabilir çünkü dört-beş yaşındaydı sanırım) "Harbiden mi, harikaaaa." "Evet evet, hatta çocuğumuz oldu, o da demirden, onun da filmini yapmayı planlıyolar şimdi 'Demirin Oğlu.' diye, çok beğenilecek bu film diyolar, söylediklerine göre Alacakaranlık'tan bile daha popüler olacakmış."

Akşam sekize kadar o parkta takıldık. Salıncağa binip uzun bir süre inmeyerek bize onun bir taht, kendisinin de o tahtın varisi olduğunu düşündüren ve parka bir saltanat havası katan küçük kız hakkında "Gidin salıncağın önünde bekleyerek psikolojik baskı yapın." diye bağırarak çocukları örgütlendirmeme rağmen çocuğuna bir kere bile "Bu kadar yeter annecim in hadi salıncaktan." demeyen ve üstüne üstük çocuğun eline yiyecek verip "Sen burdan kalkma, bitir elindekini cips de vercem." diyen annesine sinirlenip bizzat kendim salıncağın önünde bekledim ve "Ben senin yerine salıncak sırası beklerim Ezra, eğer kız o salıncakta fosilleşmeden önce inerse ve senin götün hala bu salıncağa sığarsa binersin canısı." dedim. Bu parktaki toplamda zaten iki olan annelerin ikisini de sinirlendirmiş olacak ki "Ayıp ya, çocuklara da kötü örnek oluyo." diye söylenerek çocuklarını anında alıp dışarı çıktılar. Ben bunları yaparken bu sabah tekrar karşılaştığım çocuk Nazlı'ya asılmış, iğrençti, biz de parktan dışarı attık böylece kendimizi. Eve gelince de Ezra olayları öyle bir anlattı ki kendimi küçücük çocuklarla yatmış gibi hissettim, o da ayrı bir mesele.

Yine çok konuşmuşum, özet: Bir daha asla otuz iki saat uyumamak gibi bir hata yapmamalıyım ve parkta kendimden küçük çocuklarla kanka olmamalıyım.

Beyza Nur

29 Eylül 2013 Pazar

Karman Çorman Maddeler - 3

1-  Eğer bir evcil hayvan olma şansım olsaydı, kedi olurdum. Ama hep köpeğim olmasını istemişimdir, o ayrı.

2- Bilgisayar masamın etrafındaki boş kola şişeleri, buruşturulmuş kağıtlar, mandalina ve muz kabukları ve cips paketleri burayı bir 'Çöp Kutusu-Bilgisayar Masası' gibi gösteriyor.

3- Sabah altı buçukta kalkması gereken biri için fazla iddialıyım; uyumuyorum, anneme "Uykum yok ki." diyorum falan...

4- Uykum çok var aslında.

5- Birkaç gündür tuhaf tuhaf rüyalar görüyorum. Dün gece de rüyamda anneannem biz eğlenelim diye büyü yapıyor, ben evden kaçıyorum, gençler yolumu kesiyor, babamın dükkanına giriyorum, orada da parti var. Nereden çıkıyor böyle şeyler? Söyle beynim, hesap ver bana!                           

6- Okul günün en güzel saatlerini benden alıyor. Hayır yani yanlış anlaşılmasın, ben okulu seviyorum ama yani okul uyku saatlerime denk geliyor

7- Bu günler neden bu kadar çabuk bitiyor ya? Yirmi dört saat bağlamıyor beni, bana 28 saat lazım. Bu isteğim mecliste tartışılsın, yasa halini alsın lütfen. 28 saatin uygulanmadığı yerlerde ağır cezalar uygulansın.


Beyza Nur