7 Ocak 2013 Pazartesi
Benim Oyunum
Farklıymış. Bence her şey aynı. Her şey eskisi gibi hala. Değişmedim ki ben. Hep böyleydim. Hatta o kadar aynı ki, sanki bir tiyatro oyununu yirminci kez sahneliyoruz. Ve artık aynı oyunu yirminci kez sergilemenin verdiği tecrübeyle sergiliyoruz oyunumuzu. Ustası olmuşuz biz bu işin.
Benim oyunum artık o kadar çok ilgi görmüyor. Ama bu onun zamanında izlenme rekorları kırmış olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Üzülmüyorum. Yeni bir oyun yazarım ben de kendime. Her şey benim elimde sonuçta.
Bu sabah okula gittim. Biraz sinirli başladım güne. Sonra eve geldim. Ağladım. Ama çok ağlamadım. Gözlerim dolmuştu. Dört- beş damla yaş süzüldü yanaklarıma.
Selen ile konuşmuştuk bu gün. Kendi kanka şarkımızı seçtik. "Ben hangi şarkıyı seçerim sence?" dedim. "Senin ruhun sarışın!" diye çemkirdi bana. Ben kahkaha atmaya başladım. "Nasıl tahmin ettin?" dedim.
Hayatımda birkaç aydır bulunmasına rağmen "İyi ki varsın ya sen." dediklerimden biri olmayı başardı.
Kar yağıyor. Ben uykusuzum. Gece birde yatıp sabah altıda kalkan her insan gibi... Başım ağrıyor. Ağrıyan başıma inat müzik dinliyorum. Allah'ım, inat çok kötü bir şey ya. Ağlayınca daha çok ağrıyor. Tamam işte. Sabah kalkınca biraz daha ağlarsam kar bahanesi ve baş ağrısı birleşip bana resmi tatil yapar. Zor değil ya; iki duygusal şarkı dinlerim. Zaten dokunsalar ağlama moduna geçtim. Kendi kendime dokunarak ağlatabilirim kendimi. Eee, ne demişler; demokraside çareler tükenmez.
Yok artık! Hala mı değişiyorum! Resmen her saniyem dejavu! Tamam, farklı; her şey artık çok farklı artık. Kimse karışmasın bana. Senin yerine de ağlatırım be kendimi. Yeter! Tamam Beyza! Sus! Oldu mu?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Siz yapıyor yorum, biz yazıyor yayın ;)