8 Eylül 2013 Pazar

Mimlendik Bıptıs Bıptıs! :)

Bu bizim ilk mimimimiz de, çok heyecanlandık ^.^ İkimiz beraber cevapladık soruları.

Hayatınızda hiç mucize olarak nitelendirebileceğiniz bi olay yaşadınız mı?


Beyza: Bir keresinde Nazlı ile dolaşırken söğüt ağacının dalları arasında dilek dilemiştik. Böyle yaprakları yere kadar uzanmış bir söğüt idi.  Yani bir yerde dilekler kabul oluyorsa bu ağaç söğüt ağacı olmalıydı.  Ben Dylan Sprouse hayranıyım. Ve o an aklıma tutacak bir dilek gelmediği için de öylesine "Dylan'a benzeyen bir yakışıklı lütfen." deyip göz kırptım yukarı doğru. O gün baya bir dolaştık. Sonra gerçekten de Dylan'ı andıran bir yakışıklı gördük Nazlı ile. Yani buraya kadar gayet mucize. Dalga geçerek tuttuğum dilek gerçekleşmişti amma ve lakin ben dileği eksik tutmuşum. "Dylan'a benzeyen bir  sevgili lütfen." deseydim belki çocuk yanımdan geçip gitmezdi.



Nazlı: Bu benim için zor bir soru. Yani mucize derken küçük şeylerden bahsediyorsak bir keresinde ablam bisikletiyle boynumun üzerinden geçmişti ve ölmemiştim. Yani ölmem gerekliydi, boyun sonuçta bu. Bir kere ablam 50 kiloyu geçkin. Ölmem çok mantıklı olurdu. Ama ölmedim. Sonra bir de parkta yürürken yüz üstü elimin üzerine kapaklanmıştım ve yuvarlanmıştım. Sonunda sadece bir parmağım çatlamış olarak durumu atlatmış bulundum. Yani bir serçe parmak benim vücudum nasıl taşır bilmiyorum, ama sadece serçe parmağım çatlamıştı. bunlar bana göre mucize.  Size göre ne bilemem.

Almayı düşünüp de alamadığınız ne var?

Beyza: Koyu bir mor ruj!! Yine Nazlı ile:) beraberken denemiştim ve yakışmış gibiydi. Üç defadır almaya gidiyorum gözüme başka bir şey takılıyor, paramı ona yatırıyorum ve ruju sonra alırım diyorum. 


Nazlı: Bir bilgisayar almayı düşünüyorum ama alamadım. Babama yalvardım ama almadı. Yani kendim de alırdım ama param yok. O yüzden kahrolsun bazı şeyler!


Kıyafet konusunda takıntılarınız var mı?


Beyza: Çiçekli böcekli olmasın, bir de üzerimde şık dursun yeter. Yani öyle bir takıntım yok.


Nazlı: Üzerime ne yakışırsa onu giyerim. Ama öyle başkası yakıştı derse ben beğenmezsem giymem. Bana göre iyi olması gerekiyor. Ve bu da çok  zor bir şey değil :D Hayır yani çok güzel olduğum için her şey yakışıyor :P


Nefret ettiğiniz huylar ve insanlar?


Beyza: Selen'i tanıyanınız vardır belki eskiden bu blogda benimle yazıyordu. Onun kağıdın üzerinde bir şey bırakmama gibi bir takıntısı vardı.  Sıra arkadaşım olduğu için baya zorluyordu bu huyu.  Ucu bana dokunacak ve hayatımı zorlaştıracak tüm huylardan nefret ederim aslında. Nefret ettiğim tek insan eski sevgilimin yeni sevgilisi :D



Nazlı: Nefret ettiğim insanları buraya yazabileceğimi düşünmüyorum. Yani yazarsam o kadar uzun olur ki okuyamazsınız. Siz okur musunuz bilmem de ben okumazdım. Yani ben çabuk kin tutuyorum.  O yüzden birçok kişi şu an yanımda değil. Bu da beni mutlu ediyor.Yani kimin doğru kimin yanlış olduğunu anlıyorum.  Nefret ettiğim huylarım ise, bilmiyorum nefret edilebilecek bir huyum yok bence :D Ama bir şeyden nefret etmem gerekirse o da insanlara fazla güvenmem olur herhalde.

Sizi en net tanımlayan kelime nedir? 


Biz birbirimizi en net tanımlayan kelimeleri bulalım dedik. Biraz daha farklı olsun.

Beyza: Nazlı'yı en iyi tanımlayan kelime "Sürtük" :D
Nazlı: Beyza beni biliyor :) Beyza'yı en iyi tanımlayan kelime "Anormal".
Beyza: Ben ANORMAL DEĞİLİM. İnsanlar fazla normal. Hıh.

Hayata yeniden gelme şansınız olsaydı hangi ülkede doğardınız?


Beyza:  Ben kesin yine burada doğardım. Türkiye'de.  Zaten Türkiye dışında bir ülkede bulunmadım ve önümüzdeki on yıl boyunca da bulunmak gibi bir planım yok. Kendi evimi seviyorum ben.


Nazlı: Neresi denk gelirse artık. Her yerde barınabilme özelliği olan bir kızım ben. Bırakın beni tinercilerin yanına orada da yaşarım valla . Ama bıçakta lazım...


Tek başına bir insan keyiflenmek için ne yapabilir ?


Beyza: Sizi bilmem ama ben uyurum. Bol bol uyurum. Çok keyiflenirim uyuyunca. Uyumaktan asla sıkılacağımı sanmıyorum ama şayet siz sıkılırsanız diye söylüyorum, sanki bir yere gidecekmiş gibi makyaj yapıp giyinin. Ama çok güzel giyinin, biri görürse akşama randevusu var sansın o derece yani. Sonra da saçma sapan fotoğraflar çekin. Bu da çok eğlenceli. Yorulunca da makyajınızı silip kıyafetlerinizi çıkarıp uyuyun tekrar.


Nazlı : Ohoo çok şey yapar. Ben hep tek başıma olduğum için biliyorum yani. Mesela filim izler, sonra kitap okur, yemek yapar, sonra yaptığı yemeklerin hepsini kendi yer, kilo alır, kilo aldığı için spor yapar , müzik dinler, Dışarı çıkar ( Tek olmak ona engel olmaz tabii ), ve sonsuza kadar bilgisayarın başında oturur... Yani bunlar benim yaptıklarım. Sizi bilmem :D



Nikah masasında evleneceğiniz kişiden "hayır" cevabını alsanız ne yaparsınız?

Beyza :  Ben takmam. Yani adam haklı olur sonuçta. Eve gidip acımı yaşarım. Ağlarım falan. Dolaba saklanırım muhtemelen. Belki bir tane kedi alırım o gün. Ertesi gün de başka birine aşık olurum ben zaten.

Nazlı : Bir kere nikah masasına birlikte oturacağım kişi benim ne kadar psikopat olduğumu bilir ve hayır demez diye düşünüyorum ama derse dee ; Boynundan tutar ve kafasını masaya vururum. Sonra en yakın masadan sert bir cisim alıp üzerine fırlatırım. Sivri burun ayakkabılarımla ayağını kanatana kadar basarım. Yüzü tanınmayacak hale gelene kadar ağzını burnunu kırarım. Bir sürü küfürler yağdırırım ve belki de oradan sevdiğim insanları çıkarıp , damat ve misafirlerini bomba atarak öldürürüm .

İnsan kaderini mi yaşar, kaderini mi yazar?

Beyza: Bence insan kaderini yazar. Küçük bir örnek verecek olursak, bir sınava çalışırsak yüksek not alırız, çalışmazsak düşük. Notun ne olacağı bizim elimizde. Bu kaderini yazmak değil de nedir?

Nazlı: İnsan kaderini yaşar diye düşünüyorum. Yani bence kaderimizi kendimiz yazamayız.Kaderimi kendim yazacağım diye değiştirdiğimiz şeyler de kaderin bir parçasıdır. Kader seni sürükler, sen peşinden gidersin.

Aklına gelen ilk İngilizce kelime?

Beyza:  Scientific çünkü az önce arkadaşım anlamını sormuştu :)

Nazlı : Bitch :D Ama sürtük olanından.Şimdi neden diye sorarsak , bazı küçük piç diye adlandırdığım insancıklar bana sürtük lakabını koymuş. Allah böyle insancıkların belasını versin !! diyeceğim de ayıp olacak. O yüzden Allah belasını vermesin diyeyim. Daha nazik... - Küçük piç insancıklar adı altındaki insanlar arasında Beyza yoktur. O istisna yani. Beni biliyor. Diğerleri bilmeden sürtüğü yapıştırıyor. Çok ayııp... 

İnternette sahip olduğunuz ilk nickname?

Beyza: "beyzanurrr" sanırım ama kaç tane 'r' vardı hatırlayamadım :)

Nazlı: Ya benim internette öyle kötü anılarım yok. Yani adım ve soyadımın birleşiminden oluşan bir şey vardı.İnternet aleminde ergen olmadım hiç ben :D  Arsız_ BelA@ falan  vardı hep. Ben de onlardan olmamak için adım ve soyadımı kullanmıştım  - İyi kide kullanmışım :D boş yere rezil olacaktım :D-

Bu mimi bu yayını okuyan herkes yapmış olacak sanırım. Ama eğer okuyup da yapmayan biri varsa yapsın :) Bir de Ecem kesin yapsın çünkü bloguna şu sıralar yazı girmiyor ve biz yazmasını istiyoruz:)

7 Eylül 2013 Cumartesi

Bir yerim güzel olacaksa , kafam güzel olsun :)

Ben sıkıldığım zamanlarda kafamı dağıtacak şeyler yapmayı seven biriyim. O yüzden canım sıkıldığında hep sert şarkılar dinlerim.Çünkü onları dinlerken kafamı sallıyorum ya hani , saçım başım dağılıyor dolayısıyla. Ee kafam da dağılmış oluyor. Böyle de saçma bir şeyler var bende.
Yine can sıkıntılı bir gün olduğu için bu gün ben can sıkıntımı geçirmek için böyle saçma sapan televizyon falan izleyeyim dedim, hiçbir şey yok. Sonra bilgisayara  oturayım dedim, yapacak bir şey yok. Sonra öyle böyle saat 12 oldu. Ben normalde 12'den önce kalkmıyorum bu sayede sıkılmıyorum. Bu gün ne oldu da 11'de kalktım  bilmiyorum. 
Tam, gün boyunca sıkılma kotamın sınırına geldim, arkadaşlarım da açık dur konuşayım bari, dedim. Annem çıktı bu sefer de. Neymiş temizlik yapacakmışız. İşsiziz biz zaten. İşimiz gücümüz yok temizlik yapacağız. Bir zaman annemi yok saydıktan sonra gelip beni kaldırıp ,fişi çekmekle tehdit etmesiyle temizlik yapmak için kalktım. Şebnem'imi de açtıım. Ohhh ,mis..
Biraz temizlik, biraz anne bağırışı ve biraz da uyuşuklukla evi temizlemiş oldum. Sonra baktım ki Şebnem'cim beni sardı baya, birkaç tane daha şarkı dinleyeyim dedim. Açtım Şebnem'in 'Birileri  var' şarkısını. Dans ediyorum, şarkıya eşlik ediyorum falan. Sonra gözüme yorumun teki takıldı. Yani ben yorumlar konusunda biraz değişiğim. Kötü bir yorum görünce hemen saldırdım tabi. Bir kere daha olmuştu bu bana. Mabel Matiz dinliyordum her halde. Onda da illumunati konusu vardı. Ben de şarkıyı çok seviyorum tabi. Ee illumunati olmadığını da biliyorum. Kavga etmiştim baya. Olsun ama bunda öyle bir şey olmadı. Yani kızın  teki bu şarkıya da illumunati demiş, ben de yine bir şeyler yazdım. Ama napıyım yani ? Her şarkıya da şu boktan şeyi yapıştırıyorlar. Bir Şebnem kalmıştı, ona da atıyorlar artık. Bok kafalar !
Neyse ya. Sinirlendim bak. Türküye'de birkaç tane gerçek sanatçı var, onları da gömün hemen yani. Anladım ben bak kıskanıyorlar Şebnem'i. Kesin kıskanıyorlar. Kadına bak kaç senedir taş gibi, tabi kıskanılır. 40-41 yaşında vardır yani. Ya da yok ta olabilir. Göstermiyor o kadar. 
Sonra baktım ben sinirlendim baya, sanatçı değiştirme zamanı geldi dedim. Gittim Hayko açtım. Adam kral ya. Bayılıyorum kendisine tabi. Gittim Hayko'dan 'Bertaraf Et  ' dinledim son ses. Bir yerden sonra annemin "Nazlı kıs şunun sesini yaa ! " dediğini duydum. Sonra ucundan biraz kıstım tabi. Malum anne bu. Sonra annem biraz daha kısmamı istedi. Ben çok azcıcık daha kıstım. Sonra bir daha kıs dedi. Ben de dayanamayıp " Anne kapatayım istersen ya. Allah  Allah! Kısık sesle Hayko mu dinlenir hem ?!?!! " dedim. Annem de bana "Hepsini kıs Nazlı." dedi. Ben de çocuk gibi yüzümü saçma sapan bir şekle sokup anneme baktım. Sonra annem odadan  çıktı.
Annemi anlamış değilim. Cidden Hayko kısık sesle mi dinlenir ya ? Bir kere adam böğürüyor. Kısık sesle böyle sesler çıkara bilir mi ? Çıkaramaz tabi. Ben de o şarkı bitince başka şarkılarına geçtim ve son sese devam ettim. 
Şu an hala Hayko dinliyorum. Her halde arkadaki odada olan babam bana bağırmadan önce de kapatmam. Bağırdıktan sonra da kapatmam gerçi. Yani şu anki durumumu görseniz siz de kapatmamı istemezsiniz. Saç baş dağınık , üstüm başım bir değişik olmuş. Sokakta olsam para atılacak durumdayım. Hayko'nun etkileri bunlar hep. Olsun, ben bir değişik olunca da güzelim. En azından kafam güzel :)

Psikopat aşkısından size bir şarkı . En sevdiklerimdeeen :)
                                     
                                       

6 Eylül 2013 Cuma

Seviye Atladım, Alkış İstiyorum

Biraz mutlu gibiyim sanki, biraz mutsuz. Huzurluyum sanki, ama emin de değilim, huzursuz da olabilirim.

Belirli hisler hissetmiyorum. Tüm iyi şeyler ve kötü şeyler dengelenmiş bu sebepten ruh halimin tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Bir şeylerin terazinin dengesini bozması lazım. Buna o kadar çok ihtiyacım var ki, ruh halimin iyi-kötü terazisinde sırf dengede olmaması için kötü kefesine bir şeyler ekleyip, ruh halimi belirsizden kötüye çevirebilirim lakin tam olarak ne eklemem gerektiğini bilmiyorum.

Belirli şeyler hissedebilmem için sanki bir şeyler eksik gibi. Müzik değil, onu bol bol dinliyorum. Müzik olmadığından eminiz. Bu durumda eksik olan şeylerin listesinden müziği çıkartabiliriz. Ama tabi müziği listeden çıkartmam, şu an çalan müziği durduracağım anlamına gelmiyor zira müzik çok güzel.

Anlaşılacağı üzre, bombok olmakta bir seviye daha atladım. Kendime koca bir alkış istiyorum. Bravo bana!

Beyza Nur

4 Eylül 2013 Çarşamba

Buralar Babamsızken

Şöyle ki efendim, babam artık başka bir şehirde çalışacak. Bu sene biz annem ve kardeşlerimle İstanbul'da duracakmışız, seneye belki taşınabilirmişiz. Hayır yani ne gerek var? Benim tüm arkadaşlarım burada, akrabalarımız zaten burada, hadi hepsini geç de benim okulum burada. Onlara göre lise önemli değil, başka bir şehirde de okunabilir. Ben de "E o zaman ben Uludağ Üniversitesi'ne gitmek istiyorum. Nasılsa hangi şehirde olması önemli değil." dedim ve aldığım tek cevap şu: "O zaman bizim sorumluluğumuzdan çıkıyorsun, ne yaparsan yap." En acı veren ise annem bunları söyledikten sonra babamın hiçbir şey söylememesi. Hayır yani çok cahilce konuşuyorsun anne, benim sizin yanınızdan otuzlu yaşlarıma gelene kadar taşınmayacağımı bilmiyor gibisin.

Bence babam işi bahane ediyor. Babam artık bu şehirden sıkıldı. Ona hak vermek istiyorum ama bunu yapmam neredeyse imkansız zira bana var olan bir düzeni bozmak her ne olursa olsun saçma geliyor ve huzursuzluk veriyor.


Babam gideli bir hafta falan oldu sanırım. Yani hazır babam yokken bu saatte evde oturup, size babam gitti yazısı yazmam saçma geliyor olabilir ama bence bu çok mantıklı. Onu da size şöyle  açıklayayım hemencecik, ben geçen gün süslenmiş püslenmiş, dışarı çıkmak için hazırlanmıştım. Tam kapının önündeyken annem yakaladı ve üstelik ona gideceğimi haber vermediğim için de o gün dışarı çıkmamı yasakladı. O an hayatımı film şeridi gibi gözlerimin önünden geçirdim ve fark ettim ki benim özgürlüğümü kısıtlayan aslında babam değil annemmiş. Şu an tek dileğim annemin de başka bir şehirde işe başlaması. O zaman özgür olabilirim ancak. 

Bir de arkadaşlarım "Hazır baban yok, gezsene kızım sen! Hadi gel senle şuraya şuraya gidelim" falan yapıyor. Benim dudaklarımdan ise sadece şu cümleler dökülüyor: "Annem varken nah giderim. Benim tek başıma gidebileceğim en uzak yer bu ilçedeki cumartesi pazarı." Son derece haklıyım.

Buralar babamsız çekilmiyormuş. Özledim babamı şimdiden. Belki okullar açılmadan giderim yanına. Hem o da gelecekmiş iki gün sonra. Bir şey olmaz ya, dimi yani?

Beyza Nur

2 Eylül 2013 Pazartesi

Karamsar Bir Bok Yok Anlayın Artık-2

İki kız evde tek değillerdi. Hem de o kadar tek değillerdi ki kardeşleri Mr Mem ve Mrs. Egg onları sürekli taciz ediyordu. B ve C ilk defa yalnız olmamaktan sıkılmışlardı. B'nin sonunda ergen damarı tutmuştu ve "Defolun gidin lan buradan!" diye bağırmıştı. Mrs. Egg "Böeğh" gibi tuhaf bir ses çıkartarak tepkisini ortaya koymuştu. Mr. Mem ise "Tamam tamam." diyip Egg'i de alıp gitmişti. Kızlar tam kafalarını dinleyecekleri için sevinirken ikisinin de anneleri odaya girmiş ve çocuklar gibi bağırarak konuşmaya başlamıştı. Hatta bir ara o kadar çok bağırmışlardı ki kızlar kendilerini pazarda gibi hissetmeye başlamışlardı. Neyse ki bir süre sonra onlardan da kurtulmayı başardılar. Sonra B'nin her zaman olduğu gibi dikkati dağıldı ve aynaya baktı. Bir süre "Ah ne kadar güzelim ben." sahneleri yaşadıktan sonra, aynada kendisinden başka birinin görüntüsünün olduğunu fark etti. Sonra da "Elinde bıçak olan küçük bir çocuk!" diye bağırdı. C hemen atladı: "Chucky o salak, hiç mi izlemedin!" B devam etti "Elinde bıçak olan küçük bir Chucky!" C devam etti, "Tamam, her zaman malsın da, Chucky nereden çıktı be..." B eli ile işaret ederek "E orada işte!" dedi ve sonra ikisi de çığlık atarak evden çıktılar.

Sokakta burunsuz bir şekilde koşan kardeşlerini gördüler ve sordular "Noldu lan size!" Sanki burunlarının yok olduğunu görmüyor gibiydiler. "Elinde bıçak olan küçük bir Chucky, o bizim burunlarımızı koparttı ama dişleriyle." B saçma bir şekilde sordu: "Valla mal bu elinde bıçak olan küçük bir Chucky, elinde bıçak var kardeşim, niye dişinle koparıyorsun!" C, B'nin başına bir şaplak geçirdi, "Kendine gel B, evimizde elinde bıçak olan küçük bir Chucky var ve burun yiyor." C ilk defa haklıydı. Kopan burunlar nerede, diye sordu B. Sonra burunları aramaya koyuldular. Hava karanlıktı ve sokak ışığı bozuktu. B'nin kafasında bir ampul yandı, hem de tasarruflu ampul yandı. Çünkü B tasarruflu kız. "Pardon da, biz burunları niye arıyoruz? Chucky burun yediğine göre burunlar da ondadır. Aptal aptal yerde burun arıyoruz yaa!" Herkes hep bir ağızdan haklısınnnn, dedi. Sonra da 1 Eylül, B'nin ve C'nin ilk defa haklı oldukları gün olarak tarihe geçti. Ardından Chucky'yi aramaya başladılar.


Birkaç saat sonra hala 'Elinde bıçak olan küçük bir Chucky'yi arıyorlardı hem de hava yağmurluydu ve soğuktan kıçları donmuştu. Bulamıyoruz, artık gidelim, dedi B. Senin burnunu aramıyoruz tabi, dedi Mr. Mem. Sonra B eliyle burnunu yokladı, hala yerindeydi. O sırada Mrs. Egg "Chucky oradaaaa!" diye bağırdı. B cebinden bir emzik çıkartıp sallamaya başladı. Chucky emziğin sesini duyunca arkasını döndü. O anda bütün spot ışıkları emziğe döndü. O spot ışıklarının nereden geldiği bir bilinmezliktir. Dikkati dağılan elinde bıçak olan küçük bir Chucky, bıçağı yere fırlattı ve emziğe doğru koşmaya başladı. C, hemen Chucky'yi kucağına aldı ve "Hanimiş benim elinde bıçak olan küçük bir Chucky'm?" diye sevmeye başladı. B sordu, "Burunlar nerede?!" Chucky konuştu, "Midemde!" Sonra da iğrenç bir kahkaha attı.


Mr. Mem, elindeki bıçakla Chucky'nin üstüne doğru yürüdü. "Onu bize ver C, karnını kesip burunları çıkartacağız." C Chucky'yi arkasına aldı. "Hayır, olamaz, o benim çocuğum." Sonra B, C'yi dövmeye başladı. O sırada Chucky, C'nin elinden düştü. Nereden geldiği bilinmeyen bir sedye Chucky'nin yere çakılmasını engelledi. Mr. Mem ve Mrs. Egg açık "elinde bıçak olan küçük bir Chucky'nin midesinden burun çıkartma ameliyatı" yaptılar. Sonra da burunları kendi kendilerine dikme ameliyatı yaptılar. O an C ağlamaya başladı zira dövüldüğü için canı çok acıyordu. Burunlar dikildikten sonra mutlu bir şekilde evlerine döndüler. C, Chucky'yi evlat edindi ve hepsi dedektiflik kulübünü bırakıp burun dikenler kulübüne katılmaya karar verdiler. Sonuçta artık tecrübeliydiler. 


Dipnot: Bu yazı kesinlikle elinde bıçak olan ve burun yiyen küçük Chucky'leri aşağılamak için yazılmamıştır.


Dipnot 2: Her yıl 1 Eylül'de C ve B'nin ilk defa haklı olması Beyza ve Can tarafından şenliklerle kutlanır.  Örneğin kusana kadar yemek yemek, sonra da şişmanlamamak için spor yapmak.


-Tarihten ilham alınarak kurgulanmıştır.-

- Elinde bıçak ve burun yiyen küçük Chucky var mıdır ki B?-
-Belkide vardır C -

Normal Can : Gerçekten olsa gerçekten de evlat edinirdim ha.

Normal Beyza : Neden olmasın Can? Aptalsın sonuçta :)
Normal Can: Sıçtım ağzına Beyza, derdim ama, haklısın şimdi.


Beyza& Can -Namı diğer B ve C- ( Sanki söylemesek anlamamışlardı B.)




Karamsar Bir Bok Yok Anlayın Artık-1


Bilin diye söylüyoruz, biz bundan çok yazdık, yani adettendir, en azından bizim adetimiz oldu, bizim bu yazının içine sıçıp "Üzgünüz, yazamadık." dememiz gerekiyor. Başardık da galiba. Şimdi üzgünüz, yazamadık. Biraz sonra bir tane daha yazacağız. O da gayet içine sıçık ama hiç değilse bir konusu var.
-Konu ne belli değil . Yazdıkça aklımıza geliyor.

Sevgiler.
Beyza&Can