Zavallı Beyza'nın öğretmeni bilekliği çıkarmasını istediği gibi okul kıyafetine uymadığını da söylüyordu. Pes yani pes, sanki okul formasına herhangi bir şey yakışabilirmiş gibi konuşuyordu dengesiz öğretmen, okul formasının en önemli özelliği kendisiyle hiçbir şeyin uyumlu olmamasıydı.
Beyza, son sınıf öğrencisinin durumunu daha önceden bildiği için "Sen niye götürmüyon abi yaa" demeden aldı parayı, gitti müdürün yanına, uzattı parasını. Müdür paranın kendine ait olmadığını söyledi. Hem zaten bulma mal da haram diye ekledi müdür. Sanki daha önce hiç okul aidatlarından cebe indirmemiş gibi ne de güzel söylemişti "Almam ben bunu haram." diye. Hayır yirmi liraydı yani, alsa ne olurdu, zavallı Beyza'yı uğraştırıyordu. Beyza bu parayı ne yapması gerektiğini sordu. Müdür de "Müdür yardımcısına götür şimdi kızım sen onu, nerede bulduğunu da söyle, eğer sahibi gelip aramazsa parayı okul aile birliğine bağışlarız."
Okul müdürü yemekhanede üzerine tepsi devirdiği günden beri şapşik biri olarak hatırladığı Beyza'yı yirmilik olayından sonra ahlaklı bir öğrenci olarak tekrar tanıdı. Oysa ki Beyza bu sıfatı hak edecek hiçbir şey yapmamıştı. (Şapşik birisi sıfatından bahsetmiyorum, onu hak edecek birçok şey yapmıştı.) Fakat Beyza okul müdürüne aslında sandığı gibi biri olmadığını asla söylemedi, hatta bu sayede bazen yemekhaneye arkadaşlarından ayrı gidip, sıraya müdür ile muhabbet ederken girip bir güzel kaynadıktan sonra tepsisini alıp arkadaşlarının yanına gidiyordu. Beyza okul müdürü ile kanka olmayı seviyordu.
Beyza Nur
